KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


ACIMIZ, BAHTIMIZ VE SINAVIMIZ…

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Bu hafta, son zamanlarda gündemde olan, on yaşındaki küçük filozof Atakan ile ilgili görüş ve düşüncelerimi yazmayı planlıyordum. Zira bu çocuk sıra dışı ayrıca çok farklı özellikleri de söz konusu. Ancak ülkemizin gündemi İdlib’den gelen Şehitlerle birden bire aniden değişti. Çok acı bir durum gelişti. Tarifi de çok zordu… Bunu en çok da yaşayan bilirdi. Ateş düştüğü yeri yakardı. Yakmıştı da… Milletimizin başı sağ olsun. Şehitlerimizin yakınlarına da Allah sabır versin. Özellikle anne ve babalar için evlat acısı, tarif edilemez bir acıdır. Bu acı, onların içlerinde ölünceye kadar kalacak sancıdır. Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın! Rahmetli Halam (Amem) yaşlı birisi vefat edince, “şanslıymış, evlat acısı yaşamadan öldü” derdi. O, bu acıyı en iyi bilenlerdendi. Zira evlat acısını yaşamış biriydi…

 

Türklerin Bahtı ve Sınavı

 

İnsanoğlu, dünyaya geldiğinden beri sürekli değişik sınavlarla karşı karşıya kalmaktadır. Yaşam bir sınav, bazen keder ve bazen de heder içerisinde akmaktadır. Yaşamın mutlaka güzellikleri de var. Yaşamda neşe de sevinç de var ancak elem de keder de var. Hele de biz Türkler için daha çok elem ve keder var. Şu dünyada, sanki bizim sınavımız daha ağır gibi. Tarih sahnesine çıktığımızdan beri mücadelenin içinde bulduk kendimizi. Bir caba ve çatışma içindeyiz sürekli.  Bazen kendi kendime soruyorum, ne zaman bitecek bu sınav diye. Yaşam devam ettikçe o da yaşamın içinde. Hep onunla birlikte. Devam ediyor, bitmeksizin. Dostlarımızdan ziyade düşmanlarımızdan çekmişiz. Çok zayii olmuşuz ve sürekli bir sınavın içinde bulunmuşuz. Tüm bunlara rağmen şükür! Millet olarak yıkılmadık, ayaktayız…

Büyük şair Fuzuli’nin de dediği gibi “Dost bî-pervâ felek bî-rahm devran bî-sükûn; Derd çok hem-derd yok düşmen kavî tâli' zebûn”. Bugünkü Türkçeyle dost pervasız yani pasif, felek merhametsiz, dünya sükûna (huzura) ermiyor; dert çok, dert ortağı yok, düşman kuvvetli, talih ise zayıf. Yaşamı ve hayatı tanımlama açısından ne kadar da manalı ve edebi. Yazan Fuzuli olunca da anlamı ebedi…

 

Eski Neslin Sınavı

 

Bu yaşa kadar ülkemizde pek çok sıkıntılı günler gördük. Güzel günler de gördük. Ancak sıkıntılarımız hiç bitmedi. Sadece şekil değiştirdi. Eskiler bize yokluktan, kıtlıktan ve savaştan bahsederdi. Rahmetli babacığım, hemşerimiz olan bir dedeyi söylerdi. İsmini hatırlamıyorum. Gazi Osman Paşa ile Plevne Savaşına (Savunmasına) katılmış. Savaş başlamadan önceki son gün, ne yapmışlar ve savaşın başladığı günün sabahı, Gazi Osman Paşa onlara ne demiş; bunları anlatırmış. Babam, dedenin o günleri anlatırken gözlerinden sürekli yaşlar geldiğini söylerdi…

Dedenin neslinin sınavı, ülkeyi savunma harbi ile birlikte kıtlık olmuş. Babamın neslinin sınavı da harpten ziyade daha çok yokluk olmuş. Bizim neslin ise tam yokluk olmasa da farklı şeyler olmuş. Allah bilir, daha neler olacak, nelerle karşılaşılacak...

 

Bizim Neslin Sınavı

 

Ülkemiz insanlarının birden bire sağcı ve solcu diye bölündüğünü gördük. Nasıl olduğunu bile anlayamadık. Herkes birden hatta sanki aniden, sağcı veya solcu diye ikiye bölündü. Sonra üçe, dörde vs. Toplum adeta kamplara ayrıldı ve dağıldı. Hiç unutmuyorum, bir gün tanıdığımız bir teyze evimize gelmişti. Yurtdışında çalışan eşine, Almanya’ya gidecek olan abimle birlikte bazı şeyler gönderecekti. Yanılmıyorsam ev hanımıydı. Tahsili de var mı yok mu, onu da hatırlamıyorum. Bize ideolojik düşüncelerden anlatmaya başladı. Apartmanlarında ve mahallelerinde gelişen olaylardan, siyasal ve ideolojik bölünmelerden bahsetti. Ben o zamana kadar olayların bu kadar ciddi boyutlara geldiğinin farkında bile değildim. Zira bizim mahalle, bu hususta daha sakindi. Kaldı ki kimin hangi siyasi görüşe sahip olduğu da önemli değildi. Zaten siyasal görüşler de toplumda henüz yeterli seviyede benimsenmemişti. Kimsenin aklına böyle şeyler de gelmezdi. Ancak belli bir süre sonra bizim mahallede de olaylar patlak verdi. Hem de çok hızlı şekilde. Toplum birden bire bölündü, nasıl olduğunu kimse anlayamadı bile. Anladığında da iş işten geçmişti, çoktan…

 

Tarihe Bakış

 

Her neslin kendine has imtihan şekli var. Ancak hep var. Karacaoğlan temel olarak yaşamda üç türlü imtihandan bahsetse de bunlara ilave olarak milletimizin ve ülkemizin yaşadığı türlü türlü dert ve sıkıntıları da eklemek gerekir. Tarih sahnesinde olduğumuzdan beri hep sınav içinde olmuşuz ve olmaya da devam etmekteyiz. Bunun için daha önce de belirttiğim gibi tarihin iyi bilinmesi gerekmektedir. Tarih dersinin, yalnız geçmişteki yaşanmış olayların öğretilmesi şeklinde değil; sebep sonuç ilişkisi bağlamında tarihi olaylar ibretliktir, düşüncesinden hareket ederek ders çıkartılması şeklinde öğretilmesi daha yararlı olacaktır. Tarih, bizde daha çok olaylar ile olayların yaşandığı zamanın öğretilmesi şeklindedir. Bunlar önemli olmakla birlikte yeterli değildir. Kimi tarih felsefecilerine göre insanın sırrı tarihtedir. Zira gök kubbe altında, milletler açısından yaşanmadık olay ile söylenmedik söz, pek yok gibidir. Olayların yaşanma nedenleri, sonuçları ile diğer milletlerin durumu anlatılmalıdır. Biraz da o günkü duygulardan da bahsedilmelidir. Bir yazarın belirttiği gibi Yavuz Sultan Selim Han ile Mısır’a sefere giden askerin mola yerinde çığırdığı hüzünlü türküsü ile Prof. Dr. Tufan Gündüz’ün ifadesiyle Çanakkale’deki Mehmetçiğin sesi duyurulmalıdır. Bunlar gençlere hissettirmelidir. Aksi takdirde, millet şuurunun genç nesillerde yeterli seviyede gelişimi beklenmemelidir. Tarih bilinci yeterli mertebede gelişmeyen nesillerden de Bilge Tonyukuk’un Orhun Abidelerinde yazdığı “Düşman çevremizde ocak gibiydi! Biz ise onun içinde ateş gibiydik.” sözünün anlamının hissedilmesi pek de mümkün değildir…

 

İnsanlığın Sınavı ve Tarihin Yasası

 

Bugün tüm dünya, insanlık sınavından geçmektedir. Milyonlarca insan, vatanlarından, topraklarından olmuş ve başka ülkelerin sınırlarına dayanmıştır. Göç edenlerin bir kısmı vatanlarını savunma noktasında eleştirilse de diğerlerinin durumu dramdır. Ülkelerin onlara davranışı ise ortadadır. Türk Devleti ile diğer devletlerin farkı açıktır. Bunu gelecekte tarih daha net olarak yazacaktır. Tarih; insanlık sınavından, kimin geçtiğini ve kimlerin de kaldığını ortaya koyacaktır. Tarih asla affetmeyecektir

 

Sözün Sonu

 

Sözlerimi, küçükken ilk defa abilerimden duyduğum ve hala kulaklarımda çınlayan, Şair Orhan Şaik Gökyay’ın, “Bu Vatan Kimin? şiirinin ilk kıtası (dörtlüğü) ile tamamlamak isterim. Şehitlerimize de rahmet dilerim. Milletimizin tekrar başı sağ olsun, derim...

 

Bu vatan toprağın kara bağrında

Sıradağlar gibi duranlarındır,

Bir tarih boyunca onun uğrunda

Kendini tarihe verenlerindir…

 

 

Hoşça kalın…