KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


AİLE YAPIMIZ SALDIRI ALTINDA!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Toplumların temelini aile,

Ailenin temelini de iki insan oluşturur:

Yani evin hanımı ve onun beyi.

Yani karı ve koca…

Yani eşler…

Takdirde çocuk varsa bu iki insan ana ve baba olur,

Ve ilerleyen süreçte de nine ve dede…

Nerden geldik bu konuya diye bir sorunuz varsa şayet hem dile getireyim ve altını kalın çizgilerle çizeyim erenler aile yapımız çok ciddi bir saldırıya maruz kalmış durumda…

Gerek içten ve gerekse dışarıdan çok ciddi taarruzlara direnmeye çalışan Müslüman – Türk ailesi resmen yaşam savaşı veriyor.

Yarenlerim;

Tıpkı binaların sağlıklı olarak ayakta durabilmesi için temellerinin sağlam olması gerektiği gibi,

Toplumların da sapasağlam dimdik ayakta durabilmeleri için,

 Aile kurumunun çok sağlam olması gerekir.

Yarınlara güvenle bakabilmenin şartı da budur kanımca….

Yaşlı - genç,

Müslüman-gayrimüslim,

Bütün insanların bu konuda benimle hemfikir olduklarını düşünmek sanırım yanlış olmaz.

Peki ‘Sağlam Aile’ kavramından ne anlamalıyız?

Yaygın anlayışta çocuklar, torunlar, gelinler, damatlar ve yakın akrabalar aile kavramının içinde yer alır.

Fakat düşünülürse, bu geniş yelpazesinin temelini yukarıda ifade ettiğimiz gibi iki insan, yani karı ve koca oluşturur.

Bu ikiliye, ailenin çekirdeği demek sanırım doğru bir tesbittir.

İşte bana göre sağlam aile, çekirdeği sağlam olan ailedir.

Yani olumlu kişilik sahibi;

Kendini, dünya hayatını ve bu hayatın sonrasını gereğince kavrayabilmiş ve bu kavrayışa göre hayatını şekillendirebilmiş kadın ve erkeğin oluşturduğu ailedir.

Hiç şüphe yok ki böylesine olumlu özelliklere sahip erkek ve kadın arasındaki ilişki ve iletişim de sağlam olacak ve bu durum ailenin geneline doğrudan yansıyacaktır.

Böylece ‘huzurlu ve mutlu’ olarak vasıflandırabileceğimiz aile ortaya çıkacaktır.

Pek tabii, olumlu özelliklere sahip çocukların da ancak böyle bir aile ortamında yetişebileceğini hatırlatmaya gerek yok…

Sevgili dostlar türlü hayallerimiz vardır geleceğe dair.

Özellikle evlik, aile hayatına dair olanları pek bir heyecanlandırır bizleri.

Aile kurumunun temeli, evlenmek üzere olan iki insanın birbirini seçmesiyle, tercih etmesiyle atılır.

İsabetli bir tercih için Allah Rasulü (a.s.v) çok önemli tavsiyelerde bulunmuştur bizlere.

Bunun yanı sıra, bizim yapımızı, bize uygun olanı, tecrübesiyle ve feraset nazarıyla görebilen büyüklerimizin tavsiye ve yönlendirmeleri de hayati önem taşır sağlam bir aile kurabilmek için.

Ailenin temeli olan karı ve kocanın birlikteliği,

Öncelikle gönülde başlar.

Evlenecek olan iki insan, her şeyden önce birbirlerini gönüllerinde kabul ederler.

Yani iki insanın birbirini istemesi, benimsemesi esas olmalıdır yuva kurarken…

Pek tabii huzur içinde sürmesi için yuvanın.

Ne var ki, evliliğin en kritik noktası da burada kendini göstermekte.

Kendine ve hayata dair tecrübesi çok sınırlı olan iki genç insanın,

Zamanla değişme ihtimali bulunan beğeni ve arzuları üzerine attıkları bu temel gerçekten sağlam olabilir mi?

Gerçekten de hayatın bir döneminde fazlaca öne çıkan bir istekler zamanla önemini yitirebiliyor.

Karşımızdaki insanla ilgili bugünkü beklenti ve taleplerimiz,

Yaşadığımız sosyo – ekonomik,

Ve dahi kültürel değişikliklerle birlikte tamamen değişebiliyor zaman içerisinde.

Özellikle kadına da erkeğe de zengin kıyaslama imkanı ve ortamı sunan modern hayat,

Bu değişmeyi adeta kaçınılmaz kılarken;

Bugünkü Batı’da yaşanan ve artık ülkemizde özellikle büyük şehirlerde kendini göstermeye başlayan

ailevi çözülmenin temelinde burada ifade ettiğimiz çeşitli sosyal ve kültürel etkinin yanı sıra bu

değişkenlik yatmıyor mu sizce de?

Peki, bunca değişkenliğe rağmen kalıcı bir evlilik nasıl olabilir?

Sağlam bir aile nasıl kurulabilir?

Ben fakire göre müminin bir ailenin evliliğe bakışı,

Her şeyden önce ibadet nazarıyla olmalıdır.

O, Rabbinin haklarında: “Onlar ki, ey Rabbimiz derler. Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözbebeğimiz olacak (salih insanlar) ihsan et. Bizi takva sahiplerine rehber kıl” (Furkan/74) buyurduğu övülmüş kullardan olmak için evlenir. O, peygamberinin, “evlenin, çoğalın” (Beyhakî) tavsiyesinin bir gereği olarak evlenir. “Evlenen dininin yarısını koruma altına almıştır. Diğer yarısı için de Allah’tan korksun” (Ahmed b. Hanbel) hadis-i şerifi mucibince evlenir. Yani evlenip yuva kurmayı Rabbinin rızasına bir yol, bir ibadet olarak algılar. ‘Adet yerini bulsun’ şeklinde değil.

Bu niyetle yola çıkan inançlı insan şunu iyi bilir ki,

Eş seçimi kişinin kendi iradesiyledir ama bizim irademizi kuşatan bir de mutlak irade var.

Doğduğumuz ülke,

Ebeveynimizden devraldığımız özellikler vs.

Bu külli iradenin birer tezahürüdür.

Yani bizim dışımızda seçimimizi etkileyen büyük etkenler de var.

Dolayısıyla mümin, yaşadığı aile hayatında kendi nefsî isteklerine göre kararlar vermeden önce ilahi programın cilvelerini arar, içinde bulunduğu durumdan kendi manevi hayatı için ibretler devşirir. Çünkü ‘Kader’ ve ‘Kısmet’e inanır.

Sevgili dostlarım;

İyi bir aile babası, itikatlı bir Müslüman öncelikle eşine sadıktır.

Eşinde hoşuna gitmeyen bazı haller olsa da sadıktır.

Peygamberinin, “Zevcenizden herhangi bir fenalık görürseniz ondan nefret etmeyiniz. O zaman ona daha başka, daha güzel, daha iyi sözler söyleyiniz” (Müslim) tavsiyesine uyar.

Kalbi eşinden soğumuşsa da, “Onlara hoşça, güzelce muamele edin. Şayet onlardan nefret edecek olursanız (tahammül edin.) Belki Allah, sizin nefret ettiğiniz şeyi büyük hayırlarla donatmıştır.” (Nisa/18) ilahi emri doğrultusunda hareket eder.

Allahtan korkan bir insan bilir ki Rabbinin onun elinin altına verdiği her şey bir emanet ve sınanma vesilesidir.

O sebeple kendi haklarını da,

Emanetlerin haklarını da öğrenir ve gözetir.

Allah Elçisi’nin şu sözünü rehber edinir:

Her biriniz eli altındakilerden sorumludur. Erkek, karısından ve çocuklarından sorumludur. Onların sorumluluğu erkeğin boynundadır. Kadın da kocasından ve çocuklarından sorumludur.” (Buhari)

Bu anlayışın neticesinde;

Taraflar,

‘İslam Dini’nin öngördüğü vazifeleri ibadet anlayış ve şevkiyle icra ederler.

Nefislerine ağır gelse de,

Kul kıymet bilmese de,

Karşılığını Rabbinin mutlaka vereceğini bilerek gereğini yerine getirirler.

İşte bu sebeple, Müslüman ailelerde ihmal ve boş vermişlikten kaynaklanan çözülmeler asla yaşanmaz, yaşanmamalıdır.

Ailenin temelini, yani karı ile kocayı bir arada tutan hamur sevgidir.

Sevgi ise kalptedir.

Sevgi de, kalp de manevidir ve insan gücü kullanılarak müdahale edilemez.

İşte sağlam temeller üzerine aile kurmak isteyen ve huzuru ailesinde yuvasında arayan kişi,

Sevginin de kalplerin de sahibi olan,

Kendisinden başka hiç kimseye kalplere müdahale etme hakkı tanımayan Allah’a kulak verir…

O’na yönelir ki kalpler düzelsin.

Son olarak, Allah’ın koyduğu ölçüler dahilinde gerçekten ayrılığı gerektiren durumlar mevcutsa, müminler asla nefsî ve fevrî davranmazlar.

Davranmamalıdırlar!

Kendilerini ve çocuklarını perişan etmeyecek en makul çözüme ulaşmanın yollarını arayıp,

İslami çerçeveler içerisinde en uygun çözümü bulabilmenin yollarını ararlar.

Bu bakış açıları ve davranış özellikleri sebebiyledir ki Müslüman toplumlarda aile,

Tarihin her döneminde huzur ve mutluluğun,

Güçlü toplumsal bünyenin en sapasağlam yapıtaşları olagelmiştir.

İnsanlığın huzursuzluk ve çözülmenin pençesinde kıvrandığı bugün de başka yol da yok sanırım.

Gürkan Ofis Mobilyaları