AKIL YAŞTA MI? BAŞTA MI?
Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI
Tarih: 9.2.2019 00:00:02 / 1161okunma / yorum
Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI

Değerli arkadaşlar, çok bilinen bir atasözümüzde; akıl yaşta değil, baştadır denir. Gerçekten de aklın, yaş ve başla nasıl bir ilişkisi vardır? Akıl nedir? Akıl zaman ilişkisi nedir? Aklın yaş ile ilişkisini ortaya koyan tecrübenin burada rolü nedir? Gibi soruların yanıtlarını bugün de aramaya çalışacağız. Belki de bulamayacağız ama inşallah hep arayan oluruz. Umarım sonuç iyi olur. Hayırlı olur.

Ben felsefeci ya da mantıkçı değilim. Yukarıdaki soruların, bu alanlardaki cevaplarının bulunmasında farklı yaklaşımlar ve değerlendirmeler de olabilir. Ben, daha çok pratik yaşamdan elde ettiğim bilgi ve deneyimlere dayalı olarak, konuyu sizlerle değerlendirmeye çalışacağım…

Aklın sözlük anlamı; düşünme, kavrama, anlama yetisi olarak belirtilmektedir. Akıl aynı zamanda, hafıza veya bellek anlamında da kullanılmaktadır. Ayrıca kültürümüzde aklın derecelerinden de söz edilmektedir. Bunlar pek çok eserde sınıflandırılarak ortaya konmaktadır. Eserler incelendiğinde, konunun uzmanları genel olarak aklı; eskilerin deyimiyle aklı meaş (pratik akıl) ve aklı mead (teorik akıl) olarak ayırmışlardır. Birinci tür akıl, daha çok pratik yaşamdaki meseleler konusunda yetkin olan akıl olarak tanımlanmaktadır. Bu akıl genel olarak işini bilmek, hesabını bilmek anlamında da değerlendirilebilir. İkinci tür akıl ise daha çok kuramsal, metafizik gibi alanlarda yetkin olan olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım, aklın daha çok zekâ yönünü de içeriyor gibi, sanki. Zira akıl ile zekânın birbirleri ile ilişkisi olsa da veya zekâ aklın da bir özelliği olsa da faklı yönlerinin de olduğu bilinmektedir. Ayrıca akıl ve zekâ olarak bilinen olgular, genel aklın faklı kategorileri olarak da tanımlanabilir. Akıl veya pratik akıl daha ziyade doğru ile yanlışı anlama, bir konuda görüş ortaya koyma veya düşünce ifade etme gibi tanımlanırken; zekâveya teorik akıl ise olaylar arasında ilişkilerkurma, kavrama, kavramsal düşünme, yargılama ve problem çözmek olarak da tanımlanabilir. Bu bakımdan akıl daha çok somut alanla ilişkili iken zekâ daha çok soyut alanla ilgilidir, denilebilir. Örneğin ticari saha, daha çok pratik akılla yani pratik akla hitap ederken; matematik, fizik, felsefe gibi bilim sahaları ise daha çok zekâ ile alakalı yani teorik akla hitap eden alanlar olarak ortaya çıkmaktadır şeklinde ifade edilebilir.

Akıl ile zekâ arasında keskin bir çizgi varda denilemez, elbette. Birbirleri ile ayrıldıkları alanlar olmakla birlikte, birleştikleri alanlar da vardır, kesin olmamakla birlikte. Kesin olarak da bu böyledir de denemez, bana göre. Zira her ikisi de somut olmaktan ziyade, soyut olgulardır. Ama ontolojik gerçektirler. Varlıkları daha çok etkileri ve sonuçları itibariyle anlaşılmaktadır. Zira elle tutulamazlar, gözle de görülemezler. Tıpkı bir İngiliz şairin; rüzgârı kim görmüş ki dediği gibi.

Değerli arkadaşlar, yukarıdaki tanımlar genişletilebilir. Bunlarla ilgili bilimsel, felsefi, tasavvufi manada çok şeyler de söylenebilir. Ancak daha önce de dediğim gibi bunlar bizim buradaki amacımızı aşan şeylerdir. Bunlar, bu köşeden ziyade başka zeminlerin konusudur. Benim asıl amacım, yukarıda soru şeklinde ortaya koyduğum hususlar ile ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmaktır. Bunları görüşlerinize sunmaktır.

Her insanın farklı özellikleri olduğu bir gerçektir. Bir insanda herhangi bir özellik veya bir yetenek baskın iken diğer bir insanda ise başka diğer özellikler veya yetenekler baskın olabilmektedir. Bu noktada, her bir birey başka bir bireye benzememektedir. Bir birey, X ve Y kromozomlarını anne ve babasından alsa da onlara benzeyen özellikleri taşısa da özgün bir yapısı olduğu, biyolojik olarak ortaya konmuş, bilimsel bir gerçektir. Kaldı ki tüm bireylerin yaşam alanında kazandığı bilgi ve birikimler, tecrübeler, hayata bakış açıları da farklıdır. Dolayısıyla, her insanda yaradılıştan gelen özelliklerle beraber, bir de yaşamdan elde edilen tecrübeler vardır. Tecrübeler daha çok hayattan elde edilmektedir. Hayattan kasıt yaşanmışlıklarla beraber akademik eğitimdir. Her insan aynı şeyleri yaşamadığına göre herkesin bu noktada tecrübeleri de birbirine benzememektedir. Kaldı ki farklı insanlar aynı şeyleri yaşasalar bile yaradılıştan gelen farklılıklardan dolayı, yine de aynı tecrübeye sahip olmayacaklardır. Algı dünyaları faklı olduğundan, değerlendirmeleri de farklı olacaktır. Dolayısıyla tecrübi birikimleri de farklı olacaktır. Sonuç itibariyle, konuyla alakalı hususta bir insanda iki temel farklılık ortaya çıkmaktadır. Bunlar yaradılıştan gelen farklılıklar ile daha sonra elde edilen farklılıklardır. Bunlardan birincisi daha çok biyoloji ve tıbbın konusu olmakla birlikte, ikincisi daha çok okul ve yaşam üniversitesinden elde edilen değerler ve birikimler olsa gerek ki buna da tecrübe denmektedir. Eskiden eğitim, iletişim ve internet gibi olanakların çok yaygın olmadığı, kısıtlı olduğu geleneksel dönemlerde, hayata dair en önemli bilgi ve deneyimler tecrübe ile elde ediliyordu. Tecrübe de yaşayarak, görerek, okuyarak ve diğer etkinliklerle elde edilen bir olgu olduğundan, yaşanmışlık ve yaş oldukça değer verilen bir şeydi. Gerçi kültürümüzde ve değerlerimizde, yaşı bizden büyük olanlara saygı duymamız zorunlu bir davranış olsa da yaşın getirdiği yaşanmışlığa da ayrı bir saygı duymak gerekir, diye düşünüyorum. Eskiden, benim küçüklüğümde yaşlılara ayrı bir saygı duyulurdu. Onların toplumda çok etkin ve saygın bir konumu vardı. Bu hem yaştan gelen, hem de tecrübeden gelen bir konum olsa gerekti.

Günümüzde ise eğitim olanakları, bilginin yaygınlaşması ve erişimi gibi hususlar eskiyle kıyaslanmayacak şekilde değişti ve gelişti. Bu noktada, tüm dünyada bir bilgi patlaması yaşanmaktadır, adeta. Hatta kimi uzmanlar tarafından, son on yıllarda üretilen bilgi, bundan önce tüm insanlığın ürettiği bilgiden kat ve kat daha fazla olduğu ifade edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, insanoğlunun gerçekten müthiş bir bilgi birikimi elde ettiği muhakkaktır. Bu, yaşamın ne kadar karmaşık hale geldiğinin de işaretidir. Bu durum aynı zamanda, yaşamın hızlı bir şekilde değiştiğinin de göstergesidir. Yaşam değişirse tecrübelerde değişmektedir. Yaşam koşullarının çok fazla değişmediği toplumlarda, tecrübeler çok fazla önem kazanırken ve önemini uzun yıllar korurken; yaşam koşullarının çok fazla değiştiği toplumlarda ise değişen yaşam koşullarıyla birlikte, edinilen tecrübelerde hızla değişmekte ve belki de önemini kısa sürede yitirmektedir. Burada tecrübenin de değişimi söz konudur. Korunumu söz konusu olamamaktadır. Daha önce bir konu veya teknoloji ile alakalı olarak elde edilen bir tecrübe, belli bir süre sonra, değişmekte ve belki de değerini kaybetmektedir. Bu husus, yaşamın anlamı noktasında insanoğlu için hoş bir şey de olmasa gerek. Zira akıbetherkes için benzer olacaktır. Bu aynı zamanda, bir değersizleştirme olgusu olarak da karşımıza çıkmaktadır. İnsanoğlu, bu durumu kendisi için, kendi kendine hazırlıyor demektir. Bu konuma kendini kendisi düşürmektedir. Kazdığı kuyuya düşmektedir, adeta. Bu daha da vahim bir durum demektir.

Arkadaşlar, yaşamda bu tür değişen tecrübelerden başka değişmeyen tecrübeler de olsa gerektir. İnsana dair, doğaya dair ve diğer olaylara dair tecrübeler de pek değişmese gerektir. Bunlar, diğerlerine göre daha az değişmektedir.  Hangi tür tecrübe olursa olsun, en nihayetinde tüm tecrübeler zamanla, yaşanarak öğrenilen olgular da olsa gerektir. Bu hususta istisnai durumlarda da olabilir. Bazı insanlar ne kadar yaşasa da değişimleri ve gelişimleri yaşam süreleri ile orantılı olmayabilir. Ancak bazı insanlar da kısa zamanda çok şeyler yapabilir, değişim ve gelişimleri de yaşam sürelerine göre oransal olarak daha fazla olabilir. Yaşamda bu tür şeyler de vardır. Az da olsa…

Her şeye rağmen,bir insan ne kadar akıllı ve zeki olsa da olaylar arasındaki ilişkileri bulma, problem çözme hususlarında ne kadar yetenekli olsa da hayatın diğer alanlarında; örneğin insanları tanıma, mesleki tecrübe, ticaretin bazı ince hususları gibi konuları bizzat yaşayarak öğrenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, tecrübe her zaman bu noktada önemini koruyacaktır. Bu anlamdaki tecrübenin korunumu söz konusudur. Bu, değişmez bir gerçektir. Böyle de gelmiş, böyle gidecektir. Dolayısıyla zeki olmak,iyi bir şey olsa da akıllı da olmak gerekecektir. Akıl da zekâ da yaşta değil başta olsa da özellikle akıl başa yaşlagelecektir. Bu da başka bir gerçektir.

 

Bugünlük de son sözüm, hepinize selam ve sevgilerimi iletmektir…

 

Not: Yukarıdaki ve diğer konularda her zaman görüşlerine başvurduğum, üniversitemizin felsefe bölümü öğretim üyesi, aynı zamanda hemşerim Prof. Dr. Mehmet Vural´a teşekkürü huzurlarınızda ifa etmek de vazifemdir.

Anahtar Kelimeler: AKIL, YAŞTA, BAŞTA
Yazarın Diğer Yazıları
TÜKETEN İNSAN TÜKENEN CİHAN… (20 Nisan 2019 - Cumartesi)
KARADELİĞİN FOTOĞRAFI (18 Nisan 2019 - Perşembe)
YAPAY ZEKÂDAN DOĞAL ZEKÂYA (13 Nisan 2019 - Cumartesi)
TV KANALLARINA (AKADEMİK) BAKIŞ (09 Nisan 2019 - Salı)
HATA YAPMANIN YOLLARI (02 Nisan 2019 - Salı)
HAYATIN ÜNİVERSİTESİ OLUR DA… (28 Mart 2019 - Perşembe)
PARANIN KANUNU (26 Mart 2019 - Salı)
KIYAMETİN ENTROPİSİ (23 Mart 2019 - Cumartesi)
KÜRESEL ISINMA KÜRESEL BOZUNMA (21 Mart 2019 - Perşembe)
İCAT ÇIKARMA! (19 Mart 2019 - Salı)
KÜRESELLEŞEN DÜNYA YALNIZLAŞAN SİMA (16 Mart 2019 - Cumartesi)
HIRSLAR VE TUTKULAR (14 Mart 2019 - Perşembe)
SORUNLARIN KAYNAĞI VE ÇÖZÜMÜ (12 Mart 2019 - Salı)
BİLİM HER ŞEYİ AÇIKLAR MI? (05 Mart 2019 - Salı)
TECRÜBE Mİ TEORİ Mİ? (02 Mart 2019 - Cumartesi)
SAMİMİYET, GAYRET VE BAŞARI (28 Şubat 2019 - Perşembe)
ELEŞTİRİ VE ELEŞTİREL BAKIŞ (26 Şubat 2019 - Salı)
BİLGİNİN ÜRETİMİ VE GELİNEN NOKTA… (23 Şubat 2019 - Cumartesi)
KALIPÇI BAKIŞTAN KALBİ BAKIŞA (21 Şubat 2019 - Perşembe)
HAYAT BAYRAM OLMASA DA… (19 Şubat 2019 - Salı)
HAYAT BAYRAM OLSA İNSANLAR DA BİRLİK (16 Şubat 2019 - Cumartesi)
TELEVİZYONLARDAKİ PROGRAMLAR (14 Şubat 2019 - Perşembe)
BİLİMİN TABANA YAYILMASI (07 Şubat 2019 - Perşembe)
OTİZM: BİR SALGIN MI? (02 Şubat 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL DUYARSIZLIĞIN ARTIŞI MI? (31 Ocak 2019 - Perşembe)
DEĞİŞEN DÜNYA DEĞİŞEN İNSAN (24 Ocak 2019 - Perşembe)
SOSYAL MEYDANDAN SOSYAL MEDYAYA (19 Ocak 2019 - Cumartesi)
YAŞAMIN ANLAMI ÜZERİNE (17 Ocak 2019 - Perşembe)
ÇEKİM VAR DA, ÇEKEN DE VAR MI? (15 Ocak 2019 - Salı)
NE KADAR VE NEREDE KUANTUM? (10 Ocak 2019 - Perşembe)
İKİ İLKOKULUM VE İKİ ÖĞRETMENİM (I) (03 Ocak 2019 - Perşembe)
ENTROPİ: YAŞAMIN BEDELİ Mİ? (29 Aralık 2018 - Cumartesi)
KİŞİSEL İLİŞKİLER VE TOPLUMSAL YAPI (27 Aralık 2018 - Perşembe)
POSTMODERN YAŞAM (25 Aralık 2018 - Salı)
MODERN YAŞAM (22 Aralık 2018 - Cumartesi)
GELENEKSEL YAŞAM (20 Aralık 2018 - Perşembe)
SİZİN ANNENİZ HİÇ ÖLMESİN… (18 Aralık 2018 - Salı)
OKUMAK VE YAZMAK (13 Aralık 2018 - Perşembe)
GENÇLERE TAVSİYELER (08 Aralık 2018 - Cumartesi)
NEREYE GİDİYORUZ? (04 Aralık 2018 - Salı)
YERELLİK Mİ? EVRENSELLİK Mİ? (22 Kasım 2018 - Perşembe)
NİCELİK Mİ? NİTELİK Mİ? (20 Kasım 2018 - Salı)
YAŞAMDAKİ DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM (15 Kasım 2018 - Perşembe)
ENERJİMİZİ NEREDE HARCIYORUZ? (06 Kasım 2018 - Salı)
ÜLKEMİZİN ENERJİ SEPETİNE BAKIŞ (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (II) (30 Ekim 2018 - Salı)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (I) (27 Ekim 2018 - Cumartesi)
Sayfa:
Resmi İlanlar

SAYFA EDİTÖRÜ

/resimler/2015-4/16/1020184616446.jpg

 

    Süleyman ERDOĞAN
     editor@kayserihaber.com.tr 
    

Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
20 Nisan 2019 Cumartesi
KAYTV

Kaytv kayseri üzerinde

 

İLETİŞİM

Adres : Turgut Reis Mahallesi
İlgi Sok. Şehit İsmal Uygun Ap
No:22/A Kocasinan / KAYSERİ
Telefon : 0 352 235 63 63
Fax : 0 352 235 84 74

 

KANALIMIZA ABONE OL