ALINGANLIK ÜZERİNE
Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI
Tarih: 23.9.2019 00:00:04 / 513okunma / yorum
Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI

Değerli dostlar, bugün de uzun süreden beri üzerinde düşündüğüm bir konu olan alınganlığımız ile ilgili bazı tespit ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Konu belli bir süreden beri beni meşgul etmektedir. Konu bence ciddi. Bu konuda daha çok bilimsel çalışmaların ve araştırmaların yapılmasının gerektiğini, elde edilen sonuçların da toplumla paylaşılmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Elbette konuya bir uzman hekim gibi yaklaşmam, mümkün değildir. Ben sadece kişisel gözlem ve düşüncelerimi sizlerle paylaşarak bu hususta bir farkındalık oluşturmaya gayret edeceğim. Olabildiğince konunun temellerine inmeye çalışacağım. Konunun bilimsel yaklaşımları daha çok psikolog ve hekimlerin işidir. Onların mutlaka bu hususlarda farklı bilgi, deneyim ve düşünceleri vardır. Bunun da farkında olarak, konuyu kişisel düşüncelerimle irdelemeye çalışacağım.

Temel olarak alınganlık nedir diye kaynaklara bakıldığında, bunun kişinin içinde bulunduğu çevrede, istemediği veya hoşuna gitmediği bir eylemin ya da bir sözün, kendisine yapıldığı veya söylendiği sanısıyla incinmesi ve kırılması olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla alınganlık, kişinin içinde bulunduğu iş, aile veya diğer sosyal yapı içerisindeki istenmeyen eylem ve sözlerin gerçekleşmesi sonucunda gelişen, olumsuz bir duygudur. Burada bir sebep ve sonuç ilişkisi de görülmektedir. Bu duygu neden gelişiyor? Bunu anlamaya çalışalım.

Konuya bilimsel perspektif açısından bakıldığında, bazı ihtimallerin varlığı görülmektedir. Şimdi bu ihtimallere bakalım. Alınganlığın geliştiği bir eylem veya söylemde, birinci ihtimalde; yapılan söz veya davranışta bir kasıt olmayabilir. Ancak karşı taraf hassas olabilir. İkinci ihtimalde kasıt olabilir. Haliyle alınganlık da gelişir. Üçüncü ve son ihtimalde de söz ve davranışlarda kasıt olmayabilir. Ancak bunların ortaya konmasında gerekli hassasiyet de gösterilmemiştir. Ayrıca karşı tarafın duygu ve düşünceleri de dikkate alınmamıştır. Dolayısıyla kişilerde alınganlık duygusu da gelişmiştir. Bu konuda dördüncü şıkkın imkânsızlığı ilkesi de geçerlidir. Ancak şu da denilebilir; kasıt yoktur, özen de vardır tüm bunlara rağmen alınganlık da gelişirse ne olur? Bu durum özel bir durumdur. Konumuzun da dışındadır…

Değerli dostlar, konunun uzmanları alınganlığın kişilerde gelişimi ile ilgili olarak iki önemli hususu vurgulamaktadır. Birincisi, yüzeyde görülen ve hemen anlaşılan alınganlık olarak belirtilmektedir. Bunun da iki nedeninin olabileceği vurgulanmaktadır. İki nedenden birincisi, bu tür alınganlığın özgüven eksikliğinden kaynaklanabileceği ifade edilmektedir. Örneğin iş verimliliği hususunda güveni olmayan kişinin, amirinin asık suratını kendine yapılmış bir tavır gibi algılaması, bu türden bir alınganlıktır. İkinci neden, daha normal seviyede veya sağlıklı gelişen bir duygu olarak belirtilmektedir. Bu tür alınganlık, nevrotik düzlemdeki alınganlık olarak da tanımlanmaktadır. Buna neden olan duygunun temelinde de kişinin karşısındakileri fazla önemsemekten kaynaklı olabileceği ifade edilmektedir. 

Alınganlıkta ikinci önemli husus, daha derinde gelişen ancak daha ilkel olan düzlem olarak tanımlamaktadır. Bunun sebebi de kişinin kendini aşırı önemsemesi ile ilgili olduğu belirtilmektedir. Kişi kendini o kadar önemser ki karşısındakinin kendine tavır alması bir arzu olarak ortaya çıkar. Garip bir durumdur. Bunun sonunun megolamani ye kadar gideceği, uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Hatta belli noktalarda kişilerin ben peygamberim (haşa), ben dünyayı kurtaracağım gibi duygular içerisinde olabilecekleri de belirtilmektedir. Bu ikincisi en derin, en ilkel ancak en tehlikeli durum olsa gerektir. Bizim konumuz bu durum değildir. Bu durum daha çok uzmanların konusudur.

Değerli dostlar, benim asıl üzerinde durmak istediğim husus; birinci kategoride yer alan duygu sorunu olan, alınganlıkla ilgilidir. Bu konuda toplumda genel olarak biraz sıkıntılı olduğumuz gerçeği de gözlenmektedir. Türk Milleti genel olarak, gerçekten çok güzel hasletlere sahip millettir. Özellikle yardımda, merhamette, mazlumun yanında olmada, cömertlikte vb. hususlarda dünyadaki ender milletlerdendir. Bu tartışılmaz bir hakikattir. Türklerin tarihi düşmanları bile bu gerçeği belirtmiştir. Bu konuda dünya çapında pek çok düşünürün, sanatçının ve ya dünya siyasetinde etkili olmuş pek çok devlet adamının sözleri örnek gösterilebilir. Ünlü Fransız Devlet Adamı Napolyon Bonaparte´nin Eğer Türkleri tanımış olsaydınız, onlara hayran olurdunuz sözü gerçeğin başka bir ifadesidir.

Ancak genel olarak alıngan bir yapımızın olduğu da bir gerçektir. Zaman zaman yabancı gözlemciler de bunu belirtmektedir. Bunun nedenleri nedir? Diye bakıldığında, çok farklı nedenlerden bahsedilebilir.

Bana göre nedenlerin en başında, milletimizin onurlu ve ince ruhlu olduğu gerçeği vardır. Herhangi birisinin kendisi hakkında kötü düşünmesi, onu rahatsız etmektedir. Çok önceleri, eski iş yerimdeki iş arkadaşlarımın, işle ilgili küçük olumsuz nedenlerden dolayı ağladığına çok şahit oldum. Küçük nedenlerden de olsa başkalarının o arkadaşları başarısız görmesi, onları çok rahatsız etmişti.

Diğer bir neden geleneksel ilişkilerde takdirden çok, tekdiri ön planda tutmamızdır. Geçmiş dönmelerde, bir eylem veya işin gerçekleştirilmesi sonucunda; eleştirinin daha çok, takdirin ise daha az yapılması yaygın davranıştı. Günümüzde de benzer davranış kısmen yapılmaktadır. Eskiden eleştiri daha baskındı. Eskilerin, kişilere yapılan fazla takdirin; onlarda bir gevşeme, bir şımarma ve kendini üstün görme gibi duyguların gelişmesine neden olabileceği endişesiyle, eleştiriyi daha etkili kullanmış olduklarını düşünüyorum. Hatta kantarın topuzunu biraz da kaçırdıkları kanaatindeyim. Önceleri okul çağlarımızda, özelliklede de ortaöğretimdeki ve üniversitedeki hocalar ile yaşamdaki büyüklere, bir şey beğendirmek pek kolay değildi. Eleştiri daha yaygındı ve sanki gelenekti. Eleştirilince de tepki olarak, kişilerde eleştiri duygusu daha da gelişti. Etki, tepki kanunu gereği. Hâlbuki eskiler, marifet iltifata tabidir diyerek iltifatın da önemini vurgulamışlardır. İltifatın olmadığı yerde, marifetin gelişemeyeceğini belirtmişlerdir. Ancak bu durum çok iyi dengelenememiştir…

Başka bir neden, kişisel ilişkilerde ki hassasiyetlerin yüksek olmasıdır. Bunun altında yatan nedenin de duygusal bir yapıdan kaynaklanmasıdır. Geleneksel yapımız doğulu milletler kadar duygusal olmasa da batılılar kadar da mantıksal değildir. Ancak milletimizde akılcılıkla beraber bir duygu boyutunun geliştiği de bir gerçektir. En önemli özelliğimiz belki de budur. Bizi biz yapan karakteristiklerimizin başında, belki de bu özelliğimiz gelmektedir. Dolayısıyla bana göre doğu toplumları kadar olmasa da batılılara göre daha alıngan bir yapımız olduğu gerçeğinin, en önemli nedenlerinden biri de bu özelliğimiz olabilir.

Diğer bir neden, başkalarına özellikle de yabancılara daha çok değer vermemizdir. Ayrıca yabancı kültürlerin üstünlüğü düşüncesinin toplumdaki yaygınlığı da onları kendimizden daha üstün görme duygusunun gelişimine neden olduğunu düşünmekteyim. Dolayısıyla söz konusu düşüncelerin toplumsal olarak alıngan olmamızda etken rol oynadıklarını tahmin etmekteyim. Ancak yabancı kültürlerin üstünlüğü konusunda eskiden daha etkin bir düşünce olmakla birlikte son zamanlarda bunun azaldığını da gözlemlemekteyim. Günümüzde Türk ürünlerinin yabancı ürünler kadar hatta bazı alanlarda onlardan da daha çok ilgi görmesi, bu düşüncenin azalmasında etkili olduğunu düşünmekteyim.

Alınganlık ile ilgili olarak en son olarak söyleyeceğim neden de genel olarak kişisel ilişkilerde bazı hususlara dikkat edilmemesidir. Bunlardan biri duygudaşlık (empati) noktasında bazı sorunların varlığıdır. Kişiler, kendilerini karşısındakinin yerine koyma noktasında sıkıntılar yaşamaktadır. Karşımızdakini anlamak yerine, daha çok yargılamak tercih edilmektedir. Bu yaklaşım, iş dünyasında daha sık gözlenmektedir. Bu hususta toptancı bir yaklaşım sergilenmektedir. Karşısındakinin hikâyesi bilinmeden, anlaşılmadan direkt sonuca gidilmesi; sorunların artmasına, çözümlerin de zorlaşmasına neden olmaktadır. Bu konuda daha çok gelişme kaydedilmesi gerekmektedir. Bunun da daha çok eğitim ve rol model kişilerle gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Son durum ile ilgili ikinci bir hususta da kişilerin duygu ve düşüncelerine az değer verilmesidir. Ya da bunların öneminin farkındalığında, sıkıntıların varlığıdır. Bu konuda ciddi eksikliklerin olduğu da gözlenmektedir. Eksiklik temelde aileden ve çevreden gelmektedir. Ancak eğitimle de giderilememektedir. Bu hususlarda eğitimcilere de önemli görevler düşmektedir…

Değerli dostlar, en nihayetinde toplumlarda fertlerden oluşmaktadır. Sağlıklı toplumlar, sağlıklı fertlerle mümkündür. Kişisel özelliklerin tanınması; onların değişim ve dönüşümüne hatta kişisel gelişime de olanak sağlayacaktır. Bu husus önemlidir. Ancak günümüz faklı bir çağdır. Anlaşılması belki de en zor çağdır. Sorunların arttığı bir çağdır. Günümüz dünyası belki de bu tür sorunların en yoğun yaşandığı bir dünyadır. Eskiden bu kadar imkân yoktu. Karacaoğlan´a göre sadece üç dert vardı… Şimdi ise varlık çoğaldı, dertlerde çoğaldı. Şükür azaldı. Kıymet ise kalmadı. Vefa ise eski bir semtin adı olarak kaldı…

Hani diyorlar ya evler genişledikçe içindekiler azaldı. Eskiden çok zor olanaklar içerisinde, dar alanlarda pek çok insan huzur içerisinde mutlu yaşarken; şimdi bu kadar geniş olanaklar ve alanlar içerisinde, daha az sayıda insan, daha huzursuz ve mutsuz şekilde yaşamaktadır. Burada müthiş bir tezatlık var. Yeni deyimle çelişki var. Mekânlarda alanların genişlemesine karşılık, kişi sayısının azalmasını entropi yasası ile açıklarım da huzursuzluğu, entropi ile nasıl açıklarım, bunu bilemedim. Bunu da eskiler açıklamış sanki. Adına da nimetin ve hikmetin kıymetini bilememe demişler. Bu da entropinin başka bir yüzü olmasın…

 

Hoşça kalın…

Anahtar Kelimeler: ALINGANLIK, ÜZERİNE
Yazarın Diğer Yazıları
KAYSERİLİ EMİN AMCA (07 Ekim 2019 - Pazartesi)
KAYSERİ LİSESİ (30 Eylül 2019 - Pazartesi)
BASKETBOL ŞAMPİYONASI VE ANIMSATTIKLARI (16 Eylül 2019 - Pazartesi)
ZAMANDA YAŞAMAK ZAMANLA ANLAMAK (26 Ağustos 2019 - Pazartesi)
İNSANLAR, BAYRAMLAR VE ANLAMLAR… (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
BU NASIL BİR DAVRANIŞ?.. (05 Ağustos 2019 - Pazartesi)
SÜMER LİSESİ… (27 Temmuz 2019 - Cumartesi)
SADECE BİZ Mİ VARIZ? (15 Temmuz 2019 - Pazartesi)
HANGİ SORUNLARA HANGİ SORULAR… (12 Temmuz 2019 - Cuma)
FİZİK BİLMEK NE ANLAMA GELİR?.. (04 Temmuz 2019 - Perşembe)
SORUNSUZ BİR YAŞAM OLACAK MI?.. (29 Haziran 2019 - Cumartesi)
SORUNLARI KİMLER ÇÖZECEK? (27 Haziran 2019 - Perşembe)
DÜNYA KAÇ MİLYAR İNSANI BESLEYEBİLİR? (22 Haziran 2019 - Cumartesi)
DİLİN ÖNEMİ VE DEĞERİ (20 Haziran 2019 - Perşembe)
BİR SINAVIN ARDINDAN… (18 Haziran 2019 - Salı)
İNSAN KAYNAĞIMIZ (15 Haziran 2019 - Cumartesi)
GENÇLERE SINAVLARLA İLGİLİ TAVSİYELERİM… (13 Haziran 2019 - Perşembe)
MAL MÜLK SEVDASI… (10 Haziran 2019 - Pazartesi)
DOSTLUKLAR VE BAYRAMLAR… (04 Haziran 2019 - Salı)
KARAR VERMEK… (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
KİŞİSEL İLETİŞİMİN FORMÜLÜ VAR MI? (30 Mayıs 2019 - Perşembe)
BİLİM SÖYLEŞİLERİ (25 Mayıs 2019 - Cumartesi)
19 MAYIS GÜNÜ KUTLAMALARINDAN BİR ANI (II) (22 Mayıs 2019 - Çarşamba)
ÇOK HIZLI AKIP GİDEN ZAMAN... (18 Mayıs 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL GÜVEN SORUNU (14 Mayıs 2019 - Salı)
İNSAN DA BİR ISI MAKİNASI MI? (11 Mayıs 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL ENERJİMİZ (09 Mayıs 2019 - Perşembe)
KASABAYA ELEKTRİĞİN GELDİĞİ GECE… (04 Mayıs 2019 - Cumartesi)
TUZHİSAR´IN SIHHİYECİSİ (25 Nisan 2019 - Perşembe)
KİME HANGİ BİLGİ GEREKLİ… (23 Nisan 2019 - Salı)
TÜKETEN İNSAN TÜKENEN CİHAN… (20 Nisan 2019 - Cumartesi)
KARADELİĞİN FOTOĞRAFI (18 Nisan 2019 - Perşembe)
YAPAY ZEKÂDAN DOĞAL ZEKÂYA (13 Nisan 2019 - Cumartesi)
TV KANALLARINA (AKADEMİK) BAKIŞ (09 Nisan 2019 - Salı)
HATA YAPMANIN YOLLARI (02 Nisan 2019 - Salı)
HAYATIN ÜNİVERSİTESİ OLUR DA… (28 Mart 2019 - Perşembe)
PARANIN KANUNU (26 Mart 2019 - Salı)
KIYAMETİN ENTROPİSİ (23 Mart 2019 - Cumartesi)
KÜRESEL ISINMA KÜRESEL BOZUNMA (21 Mart 2019 - Perşembe)
İCAT ÇIKARMA! (19 Mart 2019 - Salı)
KÜRESELLEŞEN DÜNYA YALNIZLAŞAN SİMA (16 Mart 2019 - Cumartesi)
HIRSLAR VE TUTKULAR (14 Mart 2019 - Perşembe)
SORUNLARIN KAYNAĞI VE ÇÖZÜMÜ (12 Mart 2019 - Salı)
BİLİM HER ŞEYİ AÇIKLAR MI? (05 Mart 2019 - Salı)
TECRÜBE Mİ TEORİ Mİ? (02 Mart 2019 - Cumartesi)
SAMİMİYET, GAYRET VE BAŞARI (28 Şubat 2019 - Perşembe)
ELEŞTİRİ VE ELEŞTİREL BAKIŞ (26 Şubat 2019 - Salı)
BİLGİNİN ÜRETİMİ VE GELİNEN NOKTA… (23 Şubat 2019 - Cumartesi)
KALIPÇI BAKIŞTAN KALBİ BAKIŞA (21 Şubat 2019 - Perşembe)
HAYAT BAYRAM OLMASA DA… (19 Şubat 2019 - Salı)
HAYAT BAYRAM OLSA İNSANLAR DA BİRLİK (16 Şubat 2019 - Cumartesi)
TELEVİZYONLARDAKİ PROGRAMLAR (14 Şubat 2019 - Perşembe)
AKIL YAŞTA MI? BAŞTA MI? (09 Şubat 2019 - Cumartesi)
BİLİMİN TABANA YAYILMASI (07 Şubat 2019 - Perşembe)
OTİZM: BİR SALGIN MI? (02 Şubat 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL DUYARSIZLIĞIN ARTIŞI MI? (31 Ocak 2019 - Perşembe)
DEĞİŞEN DÜNYA DEĞİŞEN İNSAN (24 Ocak 2019 - Perşembe)
SOSYAL MEYDANDAN SOSYAL MEDYAYA (19 Ocak 2019 - Cumartesi)
YAŞAMIN ANLAMI ÜZERİNE (17 Ocak 2019 - Perşembe)
ÇEKİM VAR DA, ÇEKEN DE VAR MI? (15 Ocak 2019 - Salı)
NE KADAR VE NEREDE KUANTUM? (10 Ocak 2019 - Perşembe)
İKİ İLKOKULUM VE İKİ ÖĞRETMENİM (I) (03 Ocak 2019 - Perşembe)
ENTROPİ: YAŞAMIN BEDELİ Mİ? (29 Aralık 2018 - Cumartesi)
KİŞİSEL İLİŞKİLER VE TOPLUMSAL YAPI (27 Aralık 2018 - Perşembe)
POSTMODERN YAŞAM (25 Aralık 2018 - Salı)
MODERN YAŞAM (22 Aralık 2018 - Cumartesi)
GELENEKSEL YAŞAM (20 Aralık 2018 - Perşembe)
SİZİN ANNENİZ HİÇ ÖLMESİN… (18 Aralık 2018 - Salı)
OKUMAK VE YAZMAK (13 Aralık 2018 - Perşembe)
GENÇLERE TAVSİYELER (08 Aralık 2018 - Cumartesi)
NEREYE GİDİYORUZ? (04 Aralık 2018 - Salı)
YERELLİK Mİ? EVRENSELLİK Mİ? (22 Kasım 2018 - Perşembe)
NİCELİK Mİ? NİTELİK Mİ? (20 Kasım 2018 - Salı)
YAŞAMDAKİ DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM (15 Kasım 2018 - Perşembe)
ENERJİMİZİ NEREDE HARCIYORUZ? (06 Kasım 2018 - Salı)
ÜLKEMİZİN ENERJİ SEPETİNE BAKIŞ (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (II) (30 Ekim 2018 - Salı)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (I) (27 Ekim 2018 - Cumartesi)
Sayfa:
Resmi İlanlar

SAYFA EDİTÖRÜ

/resimler/2015-4/16/1020184616446.jpg

 

    Süleyman ERDOĞAN
     editor@kayserihaber.com.tr 
    

Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
14 Ekim 2019 Pazartesi
KAYTV

Kaytv kayseri üzerinde

 

İLETİŞİM

Adres : Turgut Reis Mahallesi
İlgi Sok. Şehit İsmal Uygun Ap
No:22/A Kocasinan / KAYSERİ
Telefon : 0 352 235 63 63
Fax : 0 352 235 84 74

 

KANALIMIZA ABONE OL