KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


ATEŞTEN GÖMLEK MİSALİ İNSAN OLABİLMEK OLGUSU!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Salgın hastalık Covid 19 gölgesinde geçirdiğimiz günler uzayıp giderken,

Ramazan’ı,

Ramazan Bayramı’nı buruk ve sönük bir şeklide noktaladık.

Gerçi hayat normale dönüyor gibi.

Daha doğrusu normalleşme adına ilk adımlar atılmaya başlandı.

Yüce Yaradan nasip ederse 29 Mayıs Cuma günü uzun aradan sonra yurt genelinde belirlenen camilerde  yeniden Cuma Namazı kılınacak.

Ve tedbirleri elden bırakmadan aşama aşama  yeniden normal hayata dönemeye çalışacağız.

Normal hayata derken  bu salgın hastalık normallerimizi güncelledi bunun farkındayız.

Asla eskisi gibi olmanın mümkün olmadığını biliyoruz.

Bu tedbirli yaşam tarzını belki de kalan ömrümüzde hep uygulamak zorunda kalacağız.

Ancak kısıtlanan, ertelenen, geçici süre ile ara verilen gündelik hayata dair bir çok etkinlik yeniden hayatımızda olacak.

Öncelikle bütün bu kısıtlama ve yasaklamaların bizlerin sağlığı için zorunlu olduğunun idrakinde olmak gerek.

Bunu özellikle altını çizerek dile getirmek istiyorum zira insanlarımız kendi çaplarında yasakları ve kısıtlamaları delmeyi marifet addeder oldu.

Mesela Ramazan Bayramı’nda yurt genelinde ki kısıtlamayı delmek adına kırsal bölgelere kaçıp, hiçbir şey yokmuş gibi eski alışkanlıklarını devam ettiren insanlar  yaptıklarının yanlışlığını fark etmedikleri sürece bu sıkıntını sona ermeyeceği tartışma götürmez bir gerçektir.

Fakat insanımız hala bildiğini okumakta ısrarcı.

Bakalım bu bayram kaçamakların faturası nasıl çıkacak?

Ademoğlu  tarihinin en çılgın yüzyılını yaşıyor erenler!

Bir yandan  ateşten gömlek  misali  insan olabilme  olgusu, 

Öte   yandan büyük bir hadsizlik ve kendini bilmezlik omuz omuza  yol almakta  sözde  medeniyet  asrında.

Madden ve manen  hudutları  olması gereken  ademoğlu;

Fanidir,

Ölümlüdür,

Son tahlilde öyle değil mi ?

Ve her ne kadar güçlü olursa olsun,

Bir gün mutlak biçimde bu gücünü kaybetmeye mahkûmdur!

Para,

Şan – şöhret

Ve son noktada erk  denen kavramlar

Şayet ademoğlunu  yücelten bir güç olsaydı,

Karun gibi hükümdar Allah’ın en sevdiği kul,

Firavunların akıbeti  helak olmak olmazdı öyle değil mi  yerenlerim….

Hatta Büyük İskender,

Kanuni Sultan Süleyman gibi,

Dünyaya nizam veren büyük devlet adamları ölmez,

Tarihin tozlu sayfalarına gömülmezlerdi…

Oysa dostlarım;

Hiçbir güç ademoğlunu  insan olmanın hakiki kriterleri gibi yüceltemez,

Sınırlarını genişletemez,

Büyütemez  kanaatindeyim!

Hal bundan ibretken;

Ademoğlu  sahte ve geçici oyuncaklarla  neden  böbürlendi,

Ve insanlık tacını  düşürdü  başından 

Anlamak  zor doğrusu erenler…

‘HAD’ denen  çizgi neden aşıldı dostlarım?

Neden günümüz insanı haddini bilmeyen derin bir ruh halinin çıkmazın içinde acaba?

Neden iyi insan olmak yerine, 

Helak olma pahasına  karanlık dehlizlerde  istikbal arar ?

Neden ölüm gerçeği bile,

Ademoğlunu  içine düştüğü hadsizlikten caydıramaz ?

İşte  bu  soru  bu fakir  bünyeyi  ziyadesi  ile  kemirirken,

Bu soruyu cevaplamak için,

Bazı süreçlerin  hatırlanması  gerektiği kanaatindeyim  erenler…

Mesela  emeksiz kazanılan büyük paralar,

Birkaç günde gelen şöhret,

Aniden yükselen başarı grafikleri,

Hak  edilmeden  edinilen  mevkiler – makamlar,

 Ve bu makamların sağladığı orantısız güç…

İşte bütün bu süreçlerdir  kanımca ademoğlunu   ‘hadsizlik’ denen girdabın içine çeken…

Hepsi geçmişte olduğu gibi günümüz insanını da şımartmış,

 Yönünü yörüngesini kaybettirmiş,

Dayanılmaz bir şımarıklığın kısır döngüleri  içine atmış  yok etmektedir  dostlarım…

Cümle ademoğlu küçük bir firavun olma arzusu  ile  ruhunu tatmine çalışır olmuştur…

Oysa tarihin tozlu sayfalarını  karıştırdığımızda,

Bir büyük mezarlıkla karşılaşıveririz ki,

İçi  bu gafletle helak olmuş  insanlarla doludur…

Görürüz  içinde bu tanımlamalara uygun  bir çok tanıdık  sima’yı …

Ve  hatırlarız  bir çoğunun  bu gün  adı sanı unutulmuş…

Haddini  bilmeden,

Dünyaya gitmemek üzere geldiği sanrısıyla insanlığını unutanlardan,

Paraya tapanlara,

Olağanüstü güçlerine güvenenlere,

Bir pire için yorgan yakanlara kadar herkes gitmiş, bitmiş ve tükenmiş yatmaktadır bu gün mazi olan bu kabristanlarda!

Meğer dünya bir yalanmış dostlarım…

Hadsizlik sadece maddi ve manevi güce sahip olanlarda değil,

Hiçbir vasfı olmayan ehl-i dünyanın da bir çıkmazı erenler.

Cehaletiyle arzı titretirken; 

Merhametsizliğiyle,

Vicdansızlığıyla,

Görgüsüzlüğüyle,

Bilgisizliğiyle,

Arsızlığıyla,

Riyakârlığıyla,

Kibriyle geçmişin firavunlarına rahmet okutanlara kadar,

Bir büyük densizlik kol geziyor insanoğlunun ruhunda!

Haddimizi bilmek elzem!

Zahiri görüntülere bakıp insanların dinini imanını sorgulayan,

Onların ne kadar inandığını veya inanmadığını bile neredeyse olmayan vicdanlarının terazisinde ölçmeye  kalkışan,

Kendini hâşâ  huzurdan  Allah’ın yerine koyan hadsizler var bir de.

En tehlikeli olanlarda bu gafillerdir  kanaatimce…

Bu gafillerdir ki;

Kimde olup olmadığı sadece Allah’ın bilgisinde olan batını bir bilginin,

İnsanların imanı üzerine suizan’da bulunmaktadırlar. 

Hadsizlik cüretiyle,

Ve dahi  cehaletiyle yürek burkan,

Bütün bunları  da iftihar vesilesi yapan bu kimselerdir ki,

Onların bu hadsizliği gerçekten de hem gülünç, 

Hem de acınası bir şekilde arz-ı semada asılı durur…

Kendimizi bilmek bu kadar önemli iken kendimizden bunca uzaklara kaçış nedendir  dostlarım?

Ne içindir  bunca curcuna,

Bu kin,

Bu nefret,

Bu fitne   ateşi ?

Oysa  bizler tecrübelerimizle biliriz  ki  fitne  ateşi  en çok sahibini  yakar!

Kendimizi bilmek söz konusu olunca dostlarım;

Sözün en güzelini,

En anlamsını,

En derinini hulus-i kalp ile hiç kuşku yok ki  Koca  Yunus söyler:

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir          

Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?

Yunus Emre der hoca, gerekse var bin hacca      

Hepsinden iyice bir Gönül’e girmektir!”

Gönüller Sultanı söz ehli Koca Yunus  bunları söylerken,

Bir düşünelim bakalım  biz sözün neresindeyiz  erenler?

Hiç düşündük mü ?

Haddimizin veya hadsizliğimizin farkında mıyız?

Hiç denedik mi  kendimize uzaktan bakmayı,

Kendimizi görmeyi,

Kendimizi bilmeyi ….

Başkasının kusurlarını  -hatalarını örtmek yerine ifşa eden,

Hatta  yüzüne yüzüne çarpan bir ruh halinin samimi olduğu,

Dürüst olduğu söylenebilir mi dostlarım…

Başkalarının acısından mutluluk devşiren insanın insan-ı kâmil olduğu düşünülebilir mi?

Düşünüle bilir mi  başkasının  felaketinden  haz alan bir ruhun sağlıklı olduğu ?

Hadsizliğimiz - densizliğimizdir aslında erenler…

 Lakin bunun farkında olabilmek için de bir nebze kamil yürek gerek…

Kendi yüreğine inemeyen,

Kendini bilemeyen insanın başkasının yüreğini bilmesi,

Ona karşı suizandan kaçınmaması ne hazin bir iştir…

Ne acınası bir çelişkidir,

Ne büyük hadsizliktir…

İşte bütün bu hallerimiz ve dahi bu haller ile örtüşen amellerimizdir bu salgının çıkış noktası lakin;

Ademoğlu hatalarında ısrarcı.

Yüce Yaradan bizleri ıslah etsin ve imtihanlarımızı kolay kılsın inşallah.

Sağlıklı güzel günler umudu ile…