KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


AZ EMEKLE ÇOK PARA KAZANMA DERDİNE DÜŞTÜK!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım; 

Canhıraş mücadele verdiğimiz hayat arenasında,

Öyle bir ruh haline büründük,

Öylesine tuhaf alışkanlıklar edindik ki sormayın gitsin...

Bütün bu keşmekeş,

Ve dahi günü kurtarma telaşı ile edindiğimiz bencil ruhlarımız… 

Hayatın her noktasına menfaat pencereleri açıverdi... 

Güzel ve iyi olan her şeyde cimri,

Kötü ve pespaye hatta zararlı olan her şey de hayli cömert olan bizlerin;

Madden refaha erdiğimize,

Zevk -ü sefa içinde yaşadığımıza bütün göstergeler şahit!

Günümüzün en yoksulu bile yamalı kıyafet giymiyor artık erenler!

Ve dahi;

İş beğenmeyen,

Rahatına düşkün,

Az emekle çok para kazanma derdine düşen,

Şükürsüz,

Niyazsız,

Tamahkâr,

Hırslı,

Açgözlü,

Haram helal gözetmeyen,

Kul hakkı bilmeyen,

Tuhaf bir insan modeli türedi…

Adeta ademoğlu’nun variyeti çoğaldıkça,

İnsaniyeti azaldı yarenlerim…

Büyük büyüklüğünü,

Küçük küçüklüğünü bilmez oldu…

Ve dahi usta ustalığını,

Çırak çıraklığını,

Kadın kadınlığını,

Erkek erkekliğini,

Fakir fakirliğini,

Zengin zenginliğini,

Cahil cahilliğini,

Alim alimliğini hatırlamaz oldu.

Haddini hududunu bilmeyenler,

Beş kuruşluk hallerini bin akçaya satanlar türedi...

Sözün özü erenler terazi kendini tartamaz oldu.

Kadın eskiden ağırdı, asildi, vakurdu…

İpekten bir ruhu ve görüntüsü vardı.

Giydiği çiçekli basmadan elbiselerle ne kadar da masum ve kadınsıydı.

Henüz kimyasallarla yüzüne bir türlü desen çizmemiş,

Mahremin eli kılık kıyafetine değmemiş,

Beden ölçüleri insanların diline dolanmamıştı!

Bir dağ çiçeği gibi narin ve ulaşılmazdı!

Keza erkeklerde bu kadar değişmemiş,

Merhamet fukarası,

Gözü para hırsı ile kararmış,

Kişiliği böyle sıfırın altına düşmemişti…

Sözünün eri,

Mert,

Delikanlı,

Çalışkan,

Dürüst,

Kadınına siper olan,

Sevdi mi dağlarca seven,

Alın teriyle kazandığı helal parasını,

Yine helal ve tertemiz yollarda harcayan,

İnsanların dertleriyle hemdert,

Düşkünün,

Yoksulun elinden tutan,

Başkasının namusuna yan gözle bakmayan,

Harama uçkur çözmeyen,

Ruhunu peygamber ahlakıyla cilalamış…

Baba,

Koca,

Kardeş,

Yavuklu,

Adam gibi adamdı!

Elini, dilini ve dahi ruhunu böylesine kirletmemişti yarenlerim! 

Cömertti insanlar!

Herkes birilerine bir şeyler yedirmek, içirmek için yarışır,

Evlerine misafir gelsin diye kapıyı gözlerdi!

Mahalleden geçen yedi kat yabancıya bile sofralar açan,

Çaylar demleyen,

Bahçesinden meyveler ikram eden zengin gönüller vardı.

Her şey ama her şey sadece Allah rızası için yapılırdı!

Ve şefkatliydiler sevgili dostlarım!

Merhametli,

Nezaketli,

İlim - hikmet sahibiydiler!

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” düsturunun sadık birer bekçisiydiler.

Sadece komşunun açlığıyla değil,

Her türlü derdi ve tasasıyla ilgiliydiler.

Bütün beklentileri Yaradan’ın kendilerinden hoşnut olmasıydı.

Zaten ademoğlundan başka ne beklenirdi ki erenler?

Üç gün yıkanmasa kokacak fanilerden,

Bir şey ummayacak kadar feraset sahibiydiler.

Muhannete mihneti zül sayan,

Lakin her türlü ihtiyaçta bütün varlığını maddi ve manevi anlamda insanlara sebil eden dervişane bir düşüncenin hikmetli adresiydiler!

Utanmanın,

Mahcup olmanın,

Yüzünün kızarmasının ne demek olduğunu iyi bilendiler…

“Edep Ya Hu” diyen kalp ehlinin samimi takipçisiydiler!

Oldukları gibi görünmeye,

Göründükleri gibi olmaya çalışırlardı her daim…

Doğrusu şimdilerde yüzü kızaran insan kaldı mı diye merak ediyorum yarenlerim?

Hiç birinin ne başka ajandaları vardı,

Ne de ikinci bir yüzleri!

Onlar bu toprakların bereketi ve hikmetiydiler…

“Allah mahzun gönülleri sever” kabilince…

Onlar da hep mahzun yüreklere seferlere çıktılar,

Gülmeyi unuttular,

Gülümsemeye iman ettiler.

Kederli,

Mahzun,

Unutulmuş,

Terk edilmiş,

Yoksul ve kimsesizlerin kimsesi oldular.

Merhamet ve şefkat henüz iyilik derneklerine bağışlanmamıştı…

Onların her biri tek başına bir iyilik derneğiydiler zaten!

Kadın ve erkek birer yurttular birbirlerine.

Böylesine birbirlerine kurt olmamış, 

Aşk böylesine kirlenmemiş, 

Sevgi böylesine harcanmamıştı !

İnsan ruhu böylesine cimri ve kirli değildi o zamanlar…

Şimdi bütün bunları akılda tutarak soruyorum size erenler…

Vardığımız nokta neresi?

Hangi duraktayız acaba?

Bileniniz  var mı?

Zannımca  kaybolduk ,

Helak olmaktayız Nuh kavmi misali!

Gürkan Ofis Mobilyaları