KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


BAŞKALARININ ARDINA SIĞINMAK…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Bilmem sizde şahit oldunuz mu?

Çocuk yaşlarda insanlar davranışlarının sorumluluğunu almak istemezler.

Hatayı hep arkadaşlarının ya da kardeşlerinin üzerine yıkıp hemen sıyrılmayı tercih ederler…

Çocuklar için bu tür savunmalar doğal karşılanabilir.

Lakin erişkin bir kişiden davranışının sorumluluğunu üstlenmesi ve hatası ile yüzleşmesi beklenir.

İnsan kendi hayatının kıyısında köşesinde değil,

Tam da merkezinde,

Tam da ortasında yer almalı ve eylemlerinin sorumluluğunu kabul etmelidir.

Şayet bir insanın davranışlarının sorumluluğunu kabul etmiyorsa;

Bu durum onun ileriki zamanlarında hatalara karşı eğilimli kılar ve her hata bir diğerine kapı aralar…

Tabii ki bu durum hata yapmaya bir mazeret değildir,

Olmamalıdır da zaten…

Hırsızlık yapan bir kişi;

Çalmazdım ama küçükken annem babam bana hırsızlık yapmanın yanlış olduğunu öğretmedi, sevgilerini göstermediler o yüzden bu hallere düştüm” deme hakkına sahip değildir kanımca erenler.

Ya da eşini aldatan bir kişi;

Aldatmazdım ama çok bakımsızdı, benimle ilgilenmezdi” gibi mazeretler üretip arkasına sığınamaz.

Zira karşımıza çıkan güçlükler ne olursa olsun,

Bizler birer erişkin olarak doğrudan yana tavır almaya mecburuz.

Peki ademoğlu neden davranışlarının sorumluluğunu üstlenmek istemez hiç düşündünüz mü yarenlerim?

Zannımca yapılan hata kişinin fıtratıyla uyumlu değildir,

Negatif bir etkiye ve huzursuzluğa neden olur.

Vakti ile bir ağabeyimiz hayat tecrübelerinden anekdotlarla hayata dair dersler verirken

Eşim bakımsızdı, o yüzden bir dönem sevgilim oldu. Daha sonra bıraktım ama harama meylettiğim için vicdan azabı çekiyorum” diye anlatmıştı.

Öylesine bir azap görmüştüm ki gözlerinde…

İçine düştüğü durumu kabullenemeyişi,

Bundan duyduğu rahatsızlık cidden derinden yaralamıştı ben fakiri…

Ve içine düştüğü çıkmaz da debelenirken,

Bir yandan da sorumluluğu eşin üzerine yıkarak kendini rahatlatmaya çalışmasını tamamen suçluluk psikolojisinin ortaya çıkardığı bir durum olarak değerlendirmiştim…

“Eğer eşim bakımlı olsaydı benimle ilgilenseydi harama meyletmezdim, bundan o sorumlu” diye düşünüp hatasıyla yüzleşmekten kaçınması ve kendini vicdanında rahatlatmaya çalışması gerçekten çok trajik bir durumdu…

Kanımca bu durum onda büyük bir rahatsızlık uyandırıyordu.

Şahit olduğum bu tablo okuduğum bir makaledeki ‘Muhakeme gücü zayıf kişiler haz eğilimlidirler’ çıkarımını anımsatmıştı…

Bu türden insanlar hayata hodbin gözlüklerle bakarak ‘Keyif, haz ‘ ararken düştükleri hatayı birinin üzerine yıkarak, sorumluluktan kurtulmak çabası içine girerek, boşa kürek salladıklarını fark edemiyorlar ne yazık ki…

İşte tam da bu nokta da şunu söylemek lazım ki, anne-babalar çocuklarına doğru davranış modelini bizzat yaşayarak, kendi hayatlarında uygulayarak öğretmelidirler.

Bunların yanı sıra her insanın hata yapabileceğini,

Hatalarımızdan kaçmak yerine yüzleşerek doğruya ulaşmamız gerektiğinin de altını kalın çizgilerle çizmek gerek.

Her birey;

Bunlara çocuklarda dahil

Erken yaşlarda davranışlarının sorumluluğunu almayı öğrenmelidirler erenler…

Şayet doğru – ya da yanlış, iyi – ya da kötü bir takım eylemleri hayata geçirmişsek sonuçlarına da katlamak zorundayız…

Her durumda zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışarak bir yere varamayız…

Gerektiğinde elimizi de, kellemizi de taşın altına koymalıyız.

Sürekli nalıncı keseri gibi kendimize yontarak,

Sürekli gerçeklerin üstünü örterek,

Sürekli suçumuzu başkalarının üzerine atarak hayata devam etmek doğru bir hayata felsefesi değildir…

Korkak yürekli olmak,

Başkalarının ardına sığınmak,

Hastalıklı bir ruh halinin ürünüdür…

Ve acıdır ki erenler;

Toplum hastalıklı ruh halleri ile hayatlarını idame ettiren insanlarla dolup taşmakta.

Daha müreffeh yarınların,

Ruh ve beden sağlığı yerinde bireylerle mümkün olacağını aklımızdan çıkartmayalım…

Ve hayatımızın arkasında durmayı öğrenelim…

Gürkan Ofis Mobilyaları