EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


BASKETBOL ŞAMPİYONASI VE ANIMSATTIKLARI

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, bildiğiniz gibi Basketbol Dünya Şampiyonası Çin´de yapıldı. Bu büyük organizasyonda, pek çok ülke ciddi mücadele sergiledi. Hepsinin temel gayesi, hem buradan iyi sonuç almak hem de 2020 Olimpiyat Oyunlarına katılma hakkı kazanmak idi.

Ülkemizin Milli Basketbol Takımı da aynı gayeler ile maçlarını oynadı. Beklenen başarı, maalesef Çekya maçı ile son bulsa da hiç değilse olimpiyat oyunlarına katılma hakkı kazanmak için, takımımız mücadeleye gruplarda devam ederek, tüm maçlarını tamamladı. Şampiyonanın final maçı Pazar günü yapıldı. Yazı yayınlandığında da şampiyona çoktan tamamlanmıştı. Şampiyon da belli oldu. Finallere katılamasak da milli maç coşkusunun sonucunda gelişen heyecanı yaşamak da başka oldu.

Değerli dostlar, bildiğim kadarıyla ülkemizde basketbol oyununun geçmişi futbola göre biraz daha yenidir ve eskiden daha farklı sosyal yapıdaki insanların ilgi gösterdiği bir oyundu. Onların ilgi alanına girmekteydi. Günümüzde toplumumuzdaki sosyal yapı farklılıkları kısmen de olsa azaldı. Eskiden ise daha fazlaydı. Eskiden futbolu daha az gelire sahip olanlar ile daha az eğitimli olanlar; basketbolu ise daha çok gelire sahip olanlar ile daha çok eğitimli olanlar oynar veya izler şeklinde, genel bir kanaatin olduğunu da ifade edebilirim. O zamanlar, toplumun çoğu birinci gruba giriyordu. Kaldı ki futbol oynamak için daha müsait alanlar mevcutken; basketbol için aynı olanaklar mümkün değildi. Daha sınırlıydı. Günümüzde bu anlayış pek kalmadı. Ayırımlar ortadan kalktı. Ayrıca basketbol, futbol kadar geniş kitlelere hitap etmese de basketbola da ciddi bir ilgi olduğunu düşünüyorum?

Ben İlkokula giderken, sadece beşinci sınıfta beden eğitimi hocamız oldu. O yıllarda, pek çok okulda beden eğitimi hocası zaten yoktu. Neden böyleydi? Şimdi düşününce hayret ediyorum. Sanki o yıllarda, ülkemizde sporun önemi pek bilinmiyordu. Zira onu salt eğlence aracı gören bir anlayış hâkimdi. İşin doğrusu, spor yapmaya müsait bir yapımız da yoktu. Herkesin ekonomik sıkıntısı vardı. Ekonomik sıkıntılardan dolayı da spora vakit pek olmazdı. Spor yapana da iyi gözle bakılmazdı. Bazı yaşlılar futbol topuna vuruşun benzerinin, Kerbela´da şehit düşen Hz. Hüseyin´in kafasına yapıldığını dile getirirdi. Onun da kafasına o şekilde vurulduğunu söylerlerdi. Onlara göre futbol oynamak günahtı. Ayrıca 17 Eylül 1967´de Kayseri Spor ile Sivas Spor Maçında 43 kişinin hayatını kaybetmesi de toplumda futbola ve spora olan soğukluğu daha da artırmıştı. Günün koşulları ve anlayışları böyleydi. Şimdi koşullar da anlayışlar da çok değişti. Futbol yaşamın bir parçası haline geldi. Hatta bir kültür oldu. Çok geniş kitleleri etkileyen hatta kimilerine göre de yöneten, devasa ekonomik yapısı da olan bir etkinlik oldu. Sadece seyirci olmak da yeterli değildi. Ayrıca spor yapmanın önemi, tıp insanları tarafından sıkça vurgulanır oldu. Bu bakımdan, günümüz belki de spora en fazla ihtiyacın olduğu bir dönem. Zira eskiden, beden ve kas gücüne dayalı olarak gelişen ekonomik yaşam, artık daha çok makineler üzerinden hatta yapay zekâlar üzerinden devam eden bir yapıya büründü. Avcı olmaya göre tasarlanmış insan da hareketsizliğin geliştiği bu çağda, hareket ihtiyacını sporla gidermek durumunda kaldı. Bu açıdan, işin sağlık açısından önemi de toplum tarafından sanıyorum anlaşıldı.

Değerli dostlar, ilkokuldaki beden eğitimi hocamız olan Ünal Bey (adaşım) bize basketbolu sevdirdi ve öğretti. O zamana kadar pek çok kimsenin ilgisini çekmeyen bu oyunu, bizler hocanın sayesinde sevdik ve öğrendik. Yaşıyorsa kendisine uzun ömürler diliyorum. O yıllarda Kayseri´de okullar arası basketbol müsabakaları düzenlenirdi. Hoca bizim müsabakalara katılmamızı da sağladı. Müsabakalarda çok başarılı olamasak da çocukluk heyecanının da etkisiyle basketbolu çok sevdik. Ayrıca bu oyun, o zamanlar ülkemizde egemen olmaya çalışan modern yaşam anlayışıyla da uyumluydu. Modernizm anlayışı sanki bu oyunun gelişimini destekliyordu. Dolayısıyla tüm Kayseri´de ilkokul, ortaokul ve liseliler arası basketbol müsabakaları düzenlenirdi. Ben ilkokuldan itibaren tüm okullarımda belli dönemlerinde okul takımlarında yer aldım. Bundan da hep mutluluk duydum. O coşku, o heyecan hayatımdaki en güzel dönemlerin, en güzel çığlıklarıydı sanki?

Ortaokula gittiğimde, yanılmıyorsam iki yıl beden eğitimi hocamız olmadı. Derse, farklı derslerin hocaları girerdi. Ancak son sınıfta, beden eğitimi hocamız oldu. İsmi de Ahmet Bey. Galiba Ankara´dan gelmişti. Spora çok meraklı ve basketbolu da çok iyi bilen bir hocamızdı. Ben gerçek manada, basketbolun takım oyunu şeklinde oynanmasını, ondan öğrendim. Bizi müsabakalara hazırlamak için akşam vakti de olsa okulumuzun yanında bulunan, eğitim enstitüsünün kapalı spor salonuna götürürdü. Orada çalıştırırdı. Ortaokul müsabakalarında da hangi okullarla maç yaptık hatırlamıyorum. Ancak güçlü rakiplerimiz olduğunu hatırlıyorum. Kayseri´de o yıllarda, çok yetenekli çocukların olduğunu söyleyebilirim. Daha fazla olanak tanınsaydı, daha çok başarılı olacaklarını da söyleyebilirim. Ancak ilgi ve olanak olmayınca, hemen hemen hepsi bu alanda ilerleyemedi.

Liseye gittiğimde lise ne ilkokula ne de ortaokula benziyordu. Sümer Lisesi´nin gerçekten farklı bir yeri vardı. Hem sosyal yapı açısından, hem de eğitim kalitesi açısından. Beki de bu yüzden, okulumuzda pek çok üst düzey meslek sahibi, zengin esnaf gibi velilerin çocuklarının da orada okuduğunu gördüm. Liseden daha ziyade yüksekokul seviyesinde idi. Bunu abartısız söylüyorum. Hocaları da gerçekten diğerlerine göre daha üst seviyedeydi. Okulda beden eğitimi derslerine çok önem verilirdi. Orada tanıdığım ve hayatıma çok etki eden hocalardan biri de Necdet Çeper Hoca idi. Biraz sertti aynı zamanda da disiplinliydi. Bedenci sözünü hiç sevmezdi. Beden eğitimi hocasıyım derdi. Eşofmanını giymediği zamanlar pek olmazdı sanki. Çok kaliteli ve kırmızı renkli bir eşofman giyerdi. O dönemler bizim giydiğimiz eşofmanlar, hocanın eşofmanının yanında biraz sönük kalırdı. Hoca futbola daha meraklı olsa da basketbola da çok ilgisi vardı. Kaldı ki lisenin çok iyi bir basketbol takımı vardı. Benden daha üst bir sınıfta okuyan, Cengiz isminde, çok güzel basketbol oynayan ve spora da çok meraklı olan bir arkadaşı hatırlıyorum. Derslerinde de başarılıydı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Necdet Hoca üç yıl boyunca bizi hep çalıştırdı. Bu hususta üzerimizde çok hakkı vardır. Okul hayatımda, üç tane beden eğitimi hocam oldu. İlk ikisi, bize birer yıl hocalık yaptı. Ancak Necdet Hoca üç yıl hocalık yaptı. Atatürk´ün sağlam kafa sağlam vücutta bulunur sözünün pratik anlamını, daha çok ben beden eğitimi hocalarımdan anladım. Özellikle de Necdet Hocamdan. Onunla çok heyecanlı maçlar çıkarttık. Hepsi de birer yazı konusu. Derler ya hayali cihan değer diye. Bunlar benim için kıymetli ve aynı zamanda da faydalı faaliyetler oldu. Unutmak da mümkün olmadı?

Sportif faaliyetlerde yer almak; aynı zamanda kişilerde sorumluluk duygusunun gelişimi, belli bir gayenin gerçekleşmesi için mücadele ruhunun belli seviyelere gelmesine katkı, kişiliğin oturması ve takım ruhunun oluşumu açılarından oldukça faydalıdır. Bunlar önemli hususlardır ve unutulmamalıdır. Zira sportif faaliyetleri, salt eğlence faaliyeti olarak düşünmemek gerekir. Eğlence boyutu olsa da sağlık, kişilik ve sosyal iletişimin gelişimi ile ilgili de pek çok boyutları vardır. Bunun için spor faaliyetlerini gereksiz faaliyet olarak görmek, pek doğru değildir, yanlıştır. İnsan doğası avcıdır. Günümüzde avcılık da olmadığına göre bu açığı sporla kapatmak gerekir.

Değerli dostlar, Türk Basketbol Milli Takımının Dünya Kupasındaki maçlarını izlerken bunları hatırladım. Takımımızda bir istikrar sorunu da gördüm. Bunun giderilmesi için neler yapmamız gerekir diyecekken konu anılara dönüştü. Umarım onu da başka bir zaman anlatırım. Bugünlük de herkese selam ve sevgilerimi sunarım?

 

Hoşça kalın?