KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


ONLAR MARS’A GİDERKEN BİZ PARSA MI TOPLAYACAĞIZ?

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim; 19 Şubat 2021’de NASA, Türkçede Azmi (veya Cezmi) diyebileceğimiz bir uzay aracını Mars’ın yüzeyine indirdi. Her ne kadar Azmi oraya inen ilk araç olmasa da o, yeni bir çağın başlangıcının habercisi gibiydi. İniş, tüm dünya için sanki dönüm noktasıydı…

Pek çok insana göre Dünya’da pek çok sorun varken Mars’a gitmek için bu kadar para ve zaman harcamaya gerek olmasa da daha önce de belirttiğim üzere Dünya’nın uzun vadede de olsa geleceği zaten çok parlak görünmemektedir. Ayrıca oraya gitmenin önemi konusunda başka nedenler de vardır. Bunlardan biri, Mars’a seyahati gerçekleştiren teknolojinin gelişimi ile ilgili gençlerin önüne hedef konulmasıdır. Oraya gitmeyi kendine hedef belirleyenler, gidemese de belki de gelecekte çok iyi bir uzay bilimci, mühendis ve hekim olacaktır. Söz konusu hedef bile tek başına, önemli bir gelecek ortaya koyacaktır… Bununla birlikte ülkeleri ilgilendiren diğer önemli bir konu da gelecekte, Mars’ta yaşam kurulmasına yönelik olarak toprak (yer) elde etme rekabetinin ortaya çıkacak olmasıdır. Halil Rıfat Paşa’nın “Gidemediğin yer senin değildir” sözü bu noktada oldukça anlamlıdır. Her ne kadar ABD, İngiltere ve Rusya’nın öncülüğü ile pek çok ülkenin imzaladığı, Dış Uzay Antlaşmasında;Dış Uzay’ın keşfi ve kullanımı hususunda tüm ülkeler özgürdür; Dış Uzay bakımından egemenlik, işgal ve benzer iddialarda bulunulamaz” gibi maddeler olsa da sonuç itibariyle uzaya gidecek olan egemen güçler, orada farklı imtiyazlar elde edecek ve söz sahibi olabilecektir. Azmi’nin Mars’a inişi sonrasında bir çocuğun, NASA yetkilisine “Orada hayat bulursanız, halka açmayı düşünüyor musunuz?” sorusu bence gelecekte bu konuda oluşabilecek kaygıyı ifade etmektedir…

Her ne kadar uluslararası anlaşmalar olsa da pratik yaşamda, daha çok güçlü olanlar haklı olmaktadır. Ülkeler arasında genellikle hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku geçerli olmaktadır. Tabiri caizse mühür kimdeyse Süleyman o olmaktadır. Bu bakımdan hayatın gerçekleri, çoğu zaman yapılan antlaşmaların dışına taşarak, farklı bir yapıya dönüşebilmektedir. Ortaya çıkan yeni yapılarla ilgili de fazla bir şey yapılamamaktadır. Her ne kadar dünya üçten büyük olsa da beşlerin gücü hâlâ kendini hissettirmektedir

 

Egemen güçler, hedeflerini Dünya dışına taşıyıp, uzayda etkili olma yarışına girmişken Mars’a sanal olarak da olsa bilet alan 10 milyon kişiden, 2,5 milyonunun Türk olduğu basında yer almıştır. Bunların pek çoğunun çocuk olduğu da vurgulanmaktadır. Ayrıca dünya genelinde, Mars’a gitmek için başvuran adayların içerisinde, Türklerin de olması ilginçti.

Yaşları ne olursa olsun, ülkemizde uzay konularına ilgi duyan kitlenin olması önemlidir. Ancak yeterli değildir. Söz konusu konularda; onlara ufuk açacak, yol gösterecek ve yeteneklerini geliştirecek alanların oluşturulması gerekmektedir. Bir önceki yazımda da ifade etmeye çalıştığım gibi bizde de uzay projelerine ve çalışmalarına hız verilmesi, gelecek nesiller açısından önem ifade etmektedir. Fakat aşılması gereken birçok sıkıntılarımızın olduğu da gerçektir. Özellikle yetişmiş insana ihtiyacımız olduğu gerçeği önümüzdedir. Ülkemiz, geçmişe nazaran pek çok alanda, ilerlemeler kaydetse de geldiğimiz seviye yeterli değildir. Bazı konularda bozunum yaşadığımız da bellidir. Özellikle eğitimin kalitesinin düşmesi, liyakatin etkinliğinin azalması, niceliğin nitelikten daha etkin olması gibi hususlar, bozunum olarak (entropi artışı) kendini hissettirmektedir. Dolayısıyla söz konusu ve diğer konularda, yeni yapılanmalara ve açılımlara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Bunun için öncelikle sadakatten ziyade liyakatin etkili olduğu bir yapının kurulması gerekmektedir. Aksi takdirde bozunumun artmasını durdurmak, mümkün değildir. Tıpkı evrende bulunan sistemlerdeki entropinin sürekli artması gibi...

 

Sistemlerdeki entropi artışını azaltmak için entropi üreten unsurların belirlenip, onlar üzerinde değişimler yapmak gerekir. Entropi üreten unsurlar değişmediği sürece entropinin artışı hep sürecektir…

Einstein, sorunların çözümünün, unsurların değişiminden ziyade başka zeminlerde aranmasını tavsiye etmektedir. Zira üretici (unsur) aynı olduğu sürece onun bulunduğu zeminde, sorunlar hep artacaktır. Çözüm için ya üretici değişecek ya üreticinin bulunduğu zemin ya da ikisi de değişecektir. İkisinden biri (en azından) değişmediğinde, sorun çözülemeyecektir. Einstein zeminin değişmesini önerse de sorunu üreten faktörün değişmesiyle de sorunlar azalacak veya ortadan kalkacaktır…

Tüm dünyadaki sistemler, büyük sistemin tek tek alt sistemi olarak ele alındığında ise onları değiştirmek yerine zemin değiştirmek, daha kolay olabilecektir. Bu yüzden sorunları Dünya’da değil de örneğin Mars’ta veya başka bir gezegende çözmek, egemen güçler için tercih olabilir. Kaldı ki onlar kendilerini Dünya ile zaten sınırlamamaktadır. Sınırlayanalar daha çok diğerleridir…

 

Devasa, neredeyse de sınırsız bir evrenin içinde bulunduğumuz gerçeği, bilinmektedir. Dolayısıyla başka zeminlerde veya gezegenlerde pek çok şey değişebilecek, nihayetinde de dünyadan farklı yeni yapılar oluşabilecektir. Belki de buradan edinilen kazanımlar, orada daha farklı bir konumda kullanılacak veya daha faydalı olabilecektir. Tıpkı yüzyıllar önce Avrupa’dan ABD’ye giden göçmenlerin, deneyimlerini oraya taşıyarak güçlü bir devlet kurması gibi. Önemli olan ne yapılacağının bilinmesi ve buna göre yeni bir zeminde yeni bir ruhun oluşturulmasıdır…

 

Ülkemizde, daha uzak ve geniş ufukları görme konusunda bazı sıkıntılarımızın olduğu bilinmektedir. Toplum olarak zihinsel anlamda da olsa henüz dar alanlarımızdan çıkıp, söz konusu (uzak ve geniş) ufuklara bakma noktasında bazı engellerimiz olduğu gözlenmektedir. Bu hususta İranlı düşünür ve sosyolog Ali Şeriati’nin ifadesiyle henüz aşamadığımız, zindanlarımız bulunmaktadır. Onlardan kurtuluş olmadığı sürece de sorunların kökten çözülmesi, zor görünmektedir. Hâlâ toplumda kısa vadeli çözümler itibar görmekte, gemisini yürüten kaptan anlayışı da devam etmektedir. Hâlbuki daha büyük potansiyelleri görmek önemlidir.

Son tahlilde onlar Mars’a giderken bizde de küçük parsaların peşinden koşulması, pek de yakışmasa gerekir…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları