KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


BİR SINAVIN ARDINDAN?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, ülkemizin gençleri için çok önemli bir sınav olan Üniversiteye Giriş veya yeni adıyla Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) hafta sonu üç oturumda gerçekleştirildi. Bunlar Temel Yeterlilik Testi (TYT), Alan Yeterlilik Testleri (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT) şeklinde yapıldı. YKS sınavına bu yıl 2,5 milyonun üzerinde öğrencinin başvurduğu, bir önceki yıl da bu rakamın yaklaşık 2,3 milyon civarında olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla geçen yıla göre öğrenci başvuru sayısında yaklaşık olarak %9 oranında bir artış gerçekleşmiş. YKS sınavlarının bilgiyi ölçmede, öğrencilerin becerilerine göre sınıflandırılmalarında ve sıralanmalarında oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Ayrıca, sınavın gerçekleştirilmesinde yoğun bir emek ve organizasyon olduğu da açıktır. Tüm Türkiye´de ve Lefkoşa´da aynı anda, 188 merkezde bir faaliyeti gerçekleştirmek önemli bir organizasyonu gerektirmektedir. Yaklaşık 693 bin kişinin sınavın düzenlenmesinde görev aldığı da medyada belirtilmektedir. Benim sınava girdiğim yıllarda, sınavlar ülkemizin İstanbul, Ankara, İzmir, Erzurum gibi sadece büyük şehirlerinde yapılırdı. Bu açıdan arka planda yoğun bir emeğin olduğu muhakkaktır. Büyük bir organizasyondur.

Değerli dostlar, gönül ister ki bu tür sınavlar ülkemizde olmasın. Diğer tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi öğrenciler okullardaki başarı puanlarına veya bir zamanlar ülkemizde de yapıldığı gibi üniversitelerin kendi yapacakları sınavlara göre yerleştirilsin. Bildiğim kadarıyla 70´li yıllarda merkezi yerleştirme sınavı olmakla birlikte İTÜ gibi okullar kendi öğrenci seçme sınavını yaparmış. İsteyen üniversiteler merkezi seçme sınavına göre; istemeyen de kendi yaptığı sınava göre öğrenci alırmış. O dönemler İTÜ´ye girmenin çok zor olduğu ve bu okula girmek için derin matematik, fizik ve kimya bilgisine sahip olmak gerektiği hep söylenirdi. Sınavlarda şimdiki gibi test değilmiş. Galiba klasik sınavlarmış. Bu bakımdan, mühendis olmak isteyen öğrencilerin üç alanda kendilerini yetiştirmesi gerektiği söylenirdi. Bu tür bir sistemin tekrar hayata geçmesi ileride mümkün olabilir. Ancak yakın zamanda pek ihtimal olarak görünmemektedir.

Değerli dostlar, zaman zaman ortaöğretim kurumlarında çalışan öğretmen arkadaşlarla yaptığımız görüşmelerde; öğrencelerin tamamen üniversite seçme sınavına hazırlık yapmaya dayalı bir yapı sergiledikleri, sınav dışında yer alan konularla veya alanlarla ilgilenmedikleri hatta meslek lisesinde okuyanların bile mesleki derslere ilgi göstermedikleri söylenmektedir. Meslek liselerinde okuyan öğrenciler meslek derslerini öğrenmek yerine seçme sınavlarına hazırlık yaptıkları belirtilmektedir. Bu konuda dramatik örnekler de verilmektedir. Öğrencilerin sınava hazırlık olsun diye sürekli test çözdükleri ifade edilmektedir. Bunu onların bir kabahati olarak belirtmiyorum. Anlatılanlara göre bir fotoğrafı göstermeye çalışıyorum.

Benzer yaklaşımları çeşitli üniversitelerdeki mühendislik öğrencilerinde de gözlemlemekteyim. Öğrencilerin tamamı olmasa da önemli bir kısmı bu manada bölüme geldiği ilk yıllarda bir bocalama yaşamaktadır. O zamana kadar test çözme mantığı geliştiren öğrenciler, bilimsel metotları anlama, yorumlama ve yeni çözümler üretme konusunda bir hayli zorlanmaktadırlar. Konuları anlamak yerine farklı sayıları çarparak, bölerek veya çıkartarak direkt sonuca gitmek konusunda bir anlayış geliştirmektedirler. Bu durum tarafımdan da gözlenmektedir. Kaldı ki bu tür yaklaşımların onlarda yer ettiği ve alışkanlık haline geldiğine şahit olmaktayım. Öğrenciler ancak fabrikalardaki staj dönemlerinde ve mühendisliğin daha üst sınıflarına gelince gerçeği fark etmeye başlamaktadırlar. O zaman, yaşamın test çözmek olmadığını; iyi test çözmenin mühendislik problemlerini ve hayatın sorunlarına çare üretmek anlamlarına gelmediğini fark etmektedirler. Dolayısıyla bu hususta onları belli bir aşamaya getirmek için bir hayli çaba sarf edilmektedir. Tabiri caizse fabrika ayarlarına döndürülmeye çalışılmaktadır. Zira bir öğretim üyesi arkadaşa göre doğuştan herkes mühendistir?

Değerli dostlar, hangi seviyede olursa olsun eğitim; gerçek yaşamdan çok uzak olmamalıdır. Bunu gerçek yaşamda olan her şey doğrudur anlamında demiyorum. Kastım bu değil. Zira hepimiz biliyoruz ki gerçek olan her şey doğru değil, doğru olan her şey de gerçek değildir. En azından tüm doğrular belki de şimdilik gerçeğe henüz yansımamıştır. Eğitim bu noktada özellikle de sosyal yaşam bağlamında doğruların ve olması gerekenlerin öğretilmesini de kapsar. Benim burada kastım, eğitim ile yaşamın fiziksel anlamda ilişkilerinin kurulmasıdır. Bir zamanlar Almanya´da ortaöğretimde okutulan kitapları inceleme fırsatım olmuştu. Matematik kitaplarının problemlerinin yaşamla ilişki kurularak hazırlandığını gördüm. Problemler bizdeki gibi soyut ve kuramsal da değildi. Daha basitti ancak yaşamla daha yakın ilişki kurularak hazırlanmıştı. Kitaplardaki sorularda, günlük hayattaki alışverişten, görünen eşyalardan çok örnekler vardı. Matematik dersini okuyan bir öğrencinin yaşamdaki sorunlara rahatlıkla çözüm getirebileceğini düşündüm. Ben sonuçta öğretim üyesi olsam da eğitim bilimci değilim. Nihayetinde mühendisim. Ancak bu tür gözlemlerim ve deneyimlerim oldu. Bizde de zamanla ve daha çok ilerleme kaydettikçe, benzer yaklaşımlar ve uygulamalar olabilir. Bu konuda farklı alanlardaki uzmanlardan da destek alınabilir. Zira sorun hepimizin?

Değerli dostlar, bir batılı filozofun ifadesiyle yaşam daha çok sorun çözmektir. Eğitimin temel amacı da bireyleri yaşama hazırlamaktır. Ülkemizin daha ileri noktalara erişmesi, daha köklü bir eğitim sisteminin oluşturulmasına bağlıdır. Bu bakımdan eğitim sistemimizin yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Bunun nasıl gerçekleştirileceği hususu ise ayrı bir konudur. Bu o kadar da kolay değildir. Ancak bunu geçmişte başarmışız. Eğitim seviyesini sonradan da olsa üst noktalara taşıyan Finlandiya gibi pek çok ülke de var. Amerika´yı yeniden keşfetmeye de gerek yok. Hep birlikte okul, aile ve toplum olarak bu işin üstesinden gelebileceğimize inanmaktayım. Zira sorumluluk sadece eğitimcilerde ve idarecilerde değil, herkeste. Bu da biline?

 

Hoşça kalın?