KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


BİR TOPLUM KENDİNİ UNUTURSA!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Henüz merhaba dedik yeni haftaya

Biliyorum yeni başlangıçlara uygun güzel konular yazılsın, konuşulsun istiyorsunuz.

Umut dolu,

Huzur ve mutluluklara gebe…

Lakin hayat saati farklı akıyor.

Siyahlar, griler örüyor hayat dolu renkleri.

Değil pek tabii…

İçiniz karartmak değil niyetim

Amma bazı sıkıntılı konularında altını çizmek gerek erenler!

Yarenlerim,

Ben fakire göre son demlerde

Romanlarda,

Hikâyelerde,

Yazılanlarda biz yokuz!

Orda bizim sesimiz ve nefesimiz çıkmıyor.

Neden mi?

Roman ve hikâye yazanların bize düşmanlığından değil pek tabi erenler,

Biz hayatı yaşamadığımızdan.

Göçebe toplumun medeniyeti olmaz;

Zihin göçebeliğiyle malul olan bizler,

Hangi yaşam biçimini toprağa kazıyıp,

Medeniyet diye insanlığa sunacaktık?

Şu yaşadıklarımızı mı?

Rus yazar Dostoyevski:

Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık.” diyor.

Böyle olunca,

Batılıların, 18. yüzyıla kadar kabul etmediği Ruslar,

18.yüzyıldan sonra, Batı'nın keşfedilmesi gereken milleti oldular yarenlerim.

Çünkü Gogol, Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin…

Rus hikâyesini yazdılar.

Onlar Rus hikâyesini yazdıktan sonra,

Ruslar, ülkelerinde iktidar oldular.

Siz buna “Komünizm” deyip burun kıvırabilirsiniz,

Lakin yetmiş yıl,

Yirmi milyon kilometre kare toprağa hükmederek,

Dünya dengesinin yarısını oluşturdular.

Ruslar bugün de büyük devlet erenler…

Rus yazarlar,

Gogol'un paltosundan çıkarak bir uygarlık kurdular da biz niçin bir medeniyet oluşturmada sıkıntı çekiyoruz?

Ne zaman bizim yazarlarımız Mevlâna'nın,

Ahmet Yesevi' nin,

Yunus'un;

Gazali'nin

İbn Arabî'nin,

İmam Rabbani'nin…

Dergâhından su içer,

Baki'nin eteğine tutunur,

Nabi'yi solur,

Fuzuli'yi meşk eder işte o zaman yeryüzüne bir kimlikle çıkmayı hak ederiz.

Bu kimlikle hikâyeler, romanlar yazılır ve arkasından iktidar sökün eder;

Tıpkı geçmişte olduğu gibi erenler…

Hiçbiri, ama hiçbiri bu milletin romanını, hikâyesini, şiirini yazmadı!

Daha doğru söylemle yazamazdı!!!

Çünkü milletin yaşadığı bir hayat yoktu veya yok sayılmıştı.

Ne Reşat Nuri'si,

Ne Yakup Kadri'si;

Ne Orhan Veli'si,

Ne Cahit Sıtkı'sı,

Ne Sait Faik'i;

Ne de günümüzde boy gösteren anlı şanlı yazarların

Hiçbirinin eserinde,

10. yüzyılda Müslüman olmuş ve 9-10 yüzyıl İslam'ı hayat olarak benimsemiş bu milletin izini bulamazsınız.

Bana “Klasik” denilen romanlarda adam gibi namaz kılan bir kahraman gösterebilir misiniz?

Kaldı ki, bizim kutsallarımızla hep dalga geçilerek bugünlere gelinmiştir.

Bunun böyle olduğunu sadece bu eserleri okuyarak bilmiyoruz,

Bu eserleri okuyan nesillerin tutum ve davranışlarına bakarak da anlıyoruz.

“Gez”in gezebildiğiniz kadar!

Dostoyevski'nin ve Tolstoy'un eserlerinde;

Rus halkının yaşam biçimi

İnançlarıyla,

Ekonomisiyle,

Kültürüyle…

Ve dahi kendilerine ait değerlerle verilmiştir.

Yani bu eserler ısmarlama değildir.

Bir toplum destansı bir hayat yaşamadıkça büyük ustalara ve şaheserlere sahip olamaz.

Ismarlama ve ideolojik eserlerle de uzun medeniyet koşusu yapılamaz.

Son dönemlerde yaşanan hayatın merdivenleri medeniyet yurduna çıkmadığından,

Gerçekçi eserler de ortaya çıkmazdı elbet.

Bunun böyle olduğunu anlamak için dostlarım;

Yakup Kadri'nin “Ankara” adlı romanını okumanız yeterlidir.

Yetersiz ve kişiliksiz tipler,

Riyakâr ilişkiler,

Ruhları yalama yapmış cesetler!

İktidar demek,

Hayatı kendi tarihi kök, inanç ve ideallerine,

Hatta evrensel kurallara göre kurabilme gücü demektir.

En büyük esaret,

Yönettiğiniz ülkenin saraylarında bir medeniyet rüyası görememektir.

Mevlâna ne güzel diyor:

“ Kendinde olmayış, sana kendiliğinden gelmedi. Onu sen çağırdın.”

Yağma zamanı halkın uykusu kaçar. Hırkamı çalarlar, diye kimse uyumaz. Hırkayı çaldırma korkusu ile insanın uykusu kaçarsa, ya can korkusu varken, unutkanlık uykusu gelebilir mi?”

Bir toplum kendini unutursa,

Onun medeniyeti çalınır.

Ondan sonra da dünyanın hiçbir kitabında adı geçmez.

Siz iktidar olsanız da kendi adınızla ve kendi kimliğinizle olamazsınız.

Medeniyetler ayrıntıyla kurulur,

Sizin hayatınızdaysa hep yuvarlak, beylik, resmi söz ve davranışlar öne çıkar…

Hayatınızın, sizi mutlu eden ayrıntılarını kimseyle paylaşamazsınız.

Paylaşılamayan mutluluklar çoğalamaz ve medeniyet havzalarını tutamaz.

Bir insanın evi ile meydan arasında fikirsel bir çelişki varsa ve o insan herhangi bir baskıdan dolayı meydandan yana tercihini kullanıyorsa,

O insan ebediyen tutsaktır erenler…

En acısı da meydanda da kimliksiz dolaşmaktadır.

Kimliksizin hikâyesi olur mu?

Bir çoban padişahlık rüyası görse ve rüyası da gerçekleşse,

Onun gelecek olduğu yer padişahlık değil,

Kanaatimce baş çobanlıktır.

Edebiyatıyla,

Sanatıyla,

Kültürüyle zihinlere kazınmamış bir toplum,

Uluslar arası toplumlar içinde kimlik ibraz edemeyeceğinden kimse onu kaile almayacaktır.

Uluslar arası arenada dikkate alınmayan toplumların hikâyesi de olmayacaktır hali ile.

Olsa bile okunmaya değer bulunmayacaktır.

Yarenlerim;

Bir yem tanesi kuşu yiyemez.

Kuşumuzu kaybettiğimiz günden beri,

Yem taneleri bütün bahçelerimizi işgal etti.

Ondandır ki, yüzyıllık bahçemizde laleler, güller yetişmiyor.

Ve bizi de kandırıyorlar

Yem taneleri kuşunuzu yedi.” diye.

Bu kuş ANKA kuşudur ve özgür olmadan bahçesine dönmez.

Onun özgürlüğü, senin benim onun iktidar olmamıza bağlıdır…

İktidar olmamız ise,

Kendi hikâyemizin yazılmasıyla mümkündür ancak.

Şayet kendi hikayemizin yazılmasını istiyorsan,

Hayatı, tanıyarak ve isteyerek yaşamalıyız yarenlerim!

Sonsuzluğa penceresi olmayan hayatın medeniyeti mi olur hiç?

 

Gürkan Ofis Mobilyaları