KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


ASIM CENGİZ GÜR


BİRLİKTE YİYELİM Mİ?

NOTLAR – Asım Cengiz GÜR


(Allah O’ndan razı olsun) Vahşî bin Harp rivayet ediyor ki; bazı sahabe efendilerimiz:

“Ey Allah’ın Elçisi! Yemek yiyoruz fakat doyamıyoruz” deyince Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Muhtemel ki, ayrı-ayrı yiyorsunuz!” buyurdular. Onlar da:

“Evet, ey Allah’ın Elçisi, öyle yapıyoruz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

“Birlikte yiyiniz ve Besmele çekiniz ki yemeğiniz bereketlensin” buyurdular.

Birbirimizle kenetlenmemizin ve sarsılmaz surlar gibi birbirimize kenetlenmemizin sağlayıcısı olan birlik-beraberlik, tevhid-vahdet, güç-kuvvet’imiz zayıfladı. Bugün sekülerleşmenin/dünyevileşmenin (dinden bağımsızlaşmanın) ve modernizmin bir sonucu olarak bölünmelerimiz, ayrışmalarımız, yalnızlaşmamız ve yabancılaşmamız arttı. Üzülerek müşahede ediyoruz ki, kaç zamandır artık bu ayrışma ve bölünme ümmetten millete, milletten aileye yayıldı. Aileyi birlikte tutan, fertlerinin birbirlerine olan sevgi ve muhabbetlerini arttıran beraberliklerimizi yitirdik. Beraber bir iş yapanlarda da aynı zafiyet, mahrumiyet gözle görünür oldu.

Başta nakletmiş olduğumuz hadis-i şerifte sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in işaret buyurduğu bereket hem soframızdan hem büsbütün hayatımızdan kalktı.

Sahip olduklarımızı, soframıza konulan rızıklarımızı Rahmeti bol Yüce Rabbimizin lütuf ve ihsanı ile, ikramı ile elde ettiğimizi düşünmez olduk. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de sayılan “hurma, üzüm, incir, nar, muz gibi meyveleri ve zeytin, ekin/buğday, bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan” ve “Rabbinizin verdiği nimetleri saymakla bitiremezsiniz” buyurulduğu gibi daha nice sebze ve meyveleri bize ikram ettiği bildirilmişti. Peki ne için?

Tabii ki, temiz ve helal olanların istifade ederek hayatta kalmak, Rabbimizin bizden beklemiş olduklarını gerçekleştirmek ve O’nun dinini şahsımızda, toplumumuzda ve tüm dünyada yaşanır kılmak için. Ama bu gerçeği unuttuğumuz için bu nimetleri haz almak, şehvetin/nefsimizin kölesi olmak, sadece yemek için yaşamak ile geçiyor sayılı günlerimiz. Ve bereket kalkınca; yemeğe, içmeğe, kazanmaya, harcamaya yetişemiyor ve elde ettiklerimizle mutlu olamıyoruz.

Yazımızın başında Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den nakletmiş olduğumuz ilke, anlayabilirsek uyanmamız, silkinmemiz, kendimize gelmemiz, kendimizi bilmemiz ve nihayet Rabbimizi bilmemiz için çok önemli az sözle söylenmiş büyük bir nasihattir. Şu anda yaygın olarak bizi ölümle korkutan salgın hastalık, belki de bizim birlikte yememize, aile fertlerinin topluca bir araya gelmelerine vesile olabilir. Göz-göze, diz- dize, kalp-kalbe karşı; aynı havayı soluyarak, sevinç ve dertlerimizi sohbet konusu ederek, bize ihsan edilen nimetler için şükrederek, Rabbimize hamd ederek kaybettiğimiz ‘bereket’i tekrar elde edebiliriz. Dahası bunu kaynaşmamıza, kırgınlık-küskünlüklerimizin, aramızdaki irtibatsızlığın ve ilgisizliğin giderilmesine, birliğimizi-dirliğimizi, tevhidi-vahdeti yeniden sağlamaya vesile kılabiliriz.

Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in nasihatinde söz ettiği bereket, sadece yemeklerimize değil, aynı zamanda beden ve ruh sağlımızı da kuvvetlendirecek; kemâle erdirecek bir bereket ortamını da sağlayacaktır, Rabbimizin izniyle. Hele bir de, yuvarlak bir masa ve tüm kaşıkların aynı kaba daldırıldığı bir sofra. Aaaah! Nefsimiz ve endişelerimiz; onları bir aşabilsek. Daha çok uzak olmayan bir zaman önce bu hazzı tatmış olanlarımız, sadece o geçmiş zamana hasret duymak yerine, bunu yeni nesil ile tanıştırabilseler. Kaplarımızı ayırdık, sonra sofradaki mesafelerimizi ve nihayetinde sofralarımızı. Ve farkında olmadığımız ve bir türlü farkına varamadığımız ‘bereket’in bizden uzaklaşması’ neticesi ortaya çıktı.

Ya, çekirdek aile büyüsüne kapılıp, evlerimizde mahrum kaldığımız büyüklerimiz. Halbuki Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Allah Tealâ, yaşından ötürü bir ihtiyara saygı gösteren kimseye, yaşlılığında hizmet edecek kimseler lütfeder. Yaşlılara saygı göstermek, Allah’a saygıdandır” buyurmuşlar. Hele ki bu yaşlı kişi, anne ve baba olursa. Mekanları cennet olsun, Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman’a nasihat ettiği gibi: “Ey Oğul! Ananı, atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir.” Kültürümüzde; Ana-Ata her konuda baş tacı edilir. Yanlışları (kesin) olsa bile, (Allah ve Resulü’ne itaatsizlik gerektirmiyorsa) yumuşaklıkla boyun eğilir ve uygun olan yapılır. Yemeğe bile evin ya da sofranın büyüğü ile başlanır. Bunun sebebi bize ulaşan şu kutlu haberdir: (Allah O’ndan razı olsun) Ashaptan Huzeyfe diyor ki: “Birlikte yemek yiyeceğimiz zaman, Peygamberimiz başlamadan biz elimizi yemeğe sürmezdik”.

Soframızda yemek çeşitlerimizin ya da miktarlarımızdan çokluğundan ziyade, soframızın kalabalık olması daha değerlidir. Tüm aile fertlerinin ve hatta sevdiklerimizin, dostlarımızın iştirak ettiği az/tek çeşitli bir yemek, tek başımıza yiyeceğimiz zengin bir sofradan daha bereketli, lezzetli ve huzurludur. Böyle bir sofradan ancak mutlu insanlar olarak kalkılabilir.

Ne dersiniz, ‘Birlikte Yiyelim mi?’ Ayrı ayrı saatlerde ve yerlerde yediğimiz yemekleri, geniş katılımlı, aile fertlerimiz sevdiklerimiz ile birlikte ve beraberce oturulup yiyeceğimiz; muhabbetin-sevginin dolu-dolu olduğu bereketli gönül sofralarında yiyelim mi? “Ama Corona!” mı dediniz? Biz niyet edelim, tedbirlerimizi alalım ve Rabbimizden bunu gerçekleştirmeye bizi muvaffak kılmasını niyaz edelim.

Yazımızı (mekanı cennet olsun) Cahit Zarifoğlu’nun dizleri ile bitirelim:

"Sabah kahvaltıda, çay kaşıklarının sesi birbirine karışıyorsa; bu mutluluğun sesidir.

Ve anneniz karşınızda oturuyorsa, oturduğunuz yer tam olarak cennettir.

Gülerek karşılayın, gülle karşılayın eşlerinizi. Çocukları sevin.

Dünya ölümlü dünyadır."

Gürkan Ofis Mobilyaları