EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


BU NASIL BİR DAVRANIŞ?..

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, geçen hafta cumartesi günü bir haberi internetten okuyunca çok etkilendim. Habere göre ?Aydın´ın Didim ilçesinde İrlandalı Robert (64) ve felçli eşi Angela Black (52), 13 yıldır yaşadıkları sitede komşular olan 3´ü kadın, 5 kişi tarafından tekme, yumruk ve sopalarla dövüldü. Hastanedeki tedavilerinin ardından taburcu edilen Black çifti, ölümle tehdit edildikleri iddiasıyla evlerini terk edip, Marmaris´teki bir apart otele yerleşti. Türkiye aşığı Black çiftinin şikâyetçi olduğu 5 komşusu, polisteki ifadelerinin ardından serbest bırakıldı?.

Çok üzüldüm. Kendi kendime bu nasıl bir şey dedim? Hem çift için hem de milletim için, bu bir haksızlık dedim. Olayı anlamakta da zorlandım. Düşünün bir çift İrlanda´dan kalkıp ülkemize gelip yerleşmiş. Üstelik Bayan Angela da felçliymiş. Türkiye aşığı bu çiftin, üçü kadın olmak üzere beş kişi tarafından tekmelerle ve sopalarla dövülmesi nedir? Bunu bu insanlara yapanlar kimlerdir? Nasıl yaparlar? Ne hakla yaparlar? Bu ülkede misafire, hem de bir yabancıya yapılan saldırı, kültürümüzle ve yasalarla ne kadar bağdaşır? Yasalara göre saldırı suçtur. Ayrıca örfi olarak da terstir. Buna rağmen inanın, ben anlayamadım. Anlayan varsa anlatsın. Anlatılırsa?

Değerli dostlar, toplumsal olarak sorunların daha çok kavga ile çözülmeye çalışıldığı, değerlerin hiçe sayıldığı, kimsenin kimseye saygı göstermediği, bilimin ve bilim insanlarının önemsenmediği bir dönemi yaşamaktayız. Bunlarla ilgili pek çok olay, her gün bu ülkede yaşanmaktadır. Sonu nereye varacak? Benzer olayların olmaması için hangi önlemler alınacak? Yasal yetersizlikler nedir? Varsa boşluklar nelerdir? Güvenlikle ilgili yetersizlikler var mıdır? Gibi önemli soruların yanıtları; bilimsel ve objektif olarak değerlendirilmelidir. Yetkililer mutlaka bu konuda farklı çalışmalar ve önlemler almaya çalışıyordur. Bundan eminim. Ancak bunların kamuoyuna yansıması hususunda biraz sıkıntılar vardır diye de düşünüyorum. Bu hususta daha kuvvetli eşgüdümsel bir yapı sağlanmalıdır. Halkımız da bilinçlendirilmelidir. Aksi takdirde dağınıklık giderek artacaktır. Kopukluk da?

Unutulmamalıdır ki bir toplumu toplum yapan olguların en önemlisi, toplumun değerleridir. Elbette toplumların idaresinde etkin olan yasalar da önemlidir. Değerler de bir anlamda örfi hukuk niteliğindedir. Yazılı olmasa da toplumun genel karakterini ve davranışlarını yansıtması açısından dikkate değerdir. Örneğin; misafirperverlik, misafire ikram ve hürmet, yaşlılara saygı, anne ve babaya itaat,  öğretmene saygı, komşusunun hakkını gözetme, kul hakkına riayet gibi yüzlerce özellikler, Türklerin ortak karakteristikleridir. Bunların yok olmasına da asla izin verilmemelidir. Bunlar bizi biz yapan değerlerdir. Değerler kaybolduğunda bunların sahibi milletlerin de kaybolacağı asla unutulmamalıdır?

Değerli dostlar, küçükken büyüklerimiz bizlere hep kültürel özelliklerimizle ile ilgili telkinlerde bulunur; onları bizlere benimsetmeye çalışırlardı. Şimdi bakıyorum da telkinler aynı zamanda değerleri nesillere aktarma işlevini de gerçekleştiriyormuş. Bu eylem toplumsal ve kültürelhafızanın bir anlamda sözlü aktarımıymış. Büyüklerin genç nesillere aktardığı değerleri, maalesef yeni nesil kendilerinden sonrakilere aynı etki oranında aktaramadı. Bu hususta başarılı olamadı. Başarılı olanda mutlaka vardır. Ancak ortalama olarak yüksek bir başarıdan söz edilemeyeceği gözleme dayalı bir hakikattir. Burada sadece kişileri sorumlu tutmak elbette çok doğru bir yaklaşım değildir. Zira yaşam koşulları ve anlayışları da çok değişmişti. Postmodern yaşam anlayışı tüm değerleri aynı özgül ağırlıkta kabul etme düşüncesini benimseyen bir hareket olarak ortaya çıksa da gelinen son noktada farklılıklar korunmamış hatta en aza inmişti. Bu bir ironi olsa da yaşamda benzer sonuçlarasıkça rastlamak mümkündür. Belli bir amacı gerçekleştirmek için çok iddialı başlayan hareketleri benzer bir tehlike hep beklemektedir.  Bu açıdan mutlaka iddialar olacak buna karşın hayatın gerçekleri de dikkate alınacaktır?

Günümüz yaşam anlayışının en önemli hedeflerinden biri de farklılıkları korumak idi. Ancak belki de milletlerarası en az farklıkların yaşandığı bir dönem içerisinde bulunulduğu da bir gerçekti. Tüm bunlara rağmen tüm milletlerin kendi değerlerini koruması anlamlıdır ve de anlaşılmalıdır. Bu hususta Türk milletinin de kendine has yukarıda ifade edilen değerleri vardır. Bunların yaşaması, yeni nesillere aktarımı ve benimsetilmesi başta yetkililer olmak üzere herkesin görevidir. Kuşkusuz tüm dünya milletlerinin ortak değerleri de mevcuttur. Bu noktada farkındalık da gereklidir. Ancak farklılıkları zenginlik olarak görmek de önemlidir. Hatta hayatidir. Tek boyutlu bir yaşam çok da anlamlı değildir. Akış, hareket ve bereket; farklılıklarda ve uyumda yeşerir ve gelişir. Farklılık olsa bile uyumsuzluk olumsuzluk getirir. Bu bakımdan hem farklılık hem de uyum birlikte olmalıdır. Bunlar da hoşgörü, sevgi, saygı gibi değerlerin taban bulduğu yerlerde gelişir. Taban bulmadığı yerlerde de gelişemez. Yaşamda kendiliğinden gelişen olaylar genelde pek de istenmeyen sonuçlar doğurur. Bunlar kaotik ve kargaşalı durumlardır. Günümüz dünyasının pek çok bölgesinin içinde bulunduğu durum da zaten budur. Bundan da herkes zarargörmektedir. Ancak tüm dünya genelinde bunlardan ortak bir ders çıkartılamamaktadır. Hala bazıları bildiğini okumaktadır. Bazıları da işine geldiği gibi davranmaktadır. İnsanlığın bu konuda ortak bir akla ve vicdana ihtiyacı vardır.

Değerli dostlar, Türkler düşmanlarına bile hoşgörülü davranan, esirlerine bile insanca muamele eden bir millettir. Bu duygu, onun hem karakterinden hem de inancına bağlı gelişen değerlerinden gelmektedir. Söz konusu özelliklerin tarihi ve kültürel boyutları da şüphesiz vardır. Atatürk´ün Anzak´ların annelerine yazdığı mektup, bu konuda dünyada eşine az rastlanır bir örnektir. Oradaki ifadeler aslında tüm dünyaya aynı zamanda bir mesaj niteliğindedir:

Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar!
Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!

Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır?

Değerli dostlar, misafir olmaktan da öte hem devlet olarak hem de millet olarak ülkemize ve milletimize tarihten de gelen düşünceyle sevgi besleyen bir ülkenin insanlarına yapılan bu muamele, milletimizin değerleri ile yakından ve uzaktan alakası yoktur! Bu tür davranışlar, bu milletin hasletleri de değildir. Bunların insanlara iyi anlatılması gerekmektedir. Bundan sonra benzer olayların olmaması amacıyla tüm önlemlerin alınması da önemlidir. Sadece misafirler için mi? Tüm milletimiz için de?

 

Hoşça kalın?