KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


İDRİS YAVUZ


BU DA GELİR, BU DA GEÇER YA HU!

YAVUZCA - İdris YAVUZ


Bu yazımı kaleme alırken yaşadığımız hayatın gerçeklerini anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Bu hikâyeyi düşünerek, ibretle okuyacağınızı ümit ediyorum.

Geçmiş zamanlarda dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye varır. İlk rastladığı kimseye, aç olduğunu, kendisini konuk edecek bir yer aradığını söyler. Bu köy halkı genelde fakirdir. Ancak burada yaşayan Ahmet ve Halil Ağa diye iki zengin zat vardır. Onların çiftliğine gitmesini tavsiye ederler.

Derviş, önce Ahmet Ağa’nın çiftliğine varır. Burada çok iyi karşılanır, misafir edilir, yer içer, dinlenir, kendisine yapılan ikramlardan çok memnun kalır. Ev sahibine teşekkür ederken; “Sizin servet varlığınız olduğu kadar gönlünüz de zengindir. Bundan dolayı Allah’a ne kadar şükretseniz yeridir.” der. Ahmet Ağa’nın cevabı; “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bu da gelir, bu da geçer” diye cevap verir.

Derviş, Ahmet Ağa’nın çiftliğinden ayrılırken, bu sözün ne anlama geldiğini düşünür. Ama bunun sırrını çözemez. Birkaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Ahmet ağayı hatırlar ve onun yanına uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken; Ahmet Ağa’nın fakir düştüğünü ve şimdi Halil Ağa’nın yanında uşak olarak çalıştığını öğrenir.

Derviş hemen Halil Ağa’nın çiftliğine gider. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için Halil Ağa’nın yanına sığınmıştır.

Ahmet Ağa bu kez, Derviş’i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır. Derviş, oradan ayrılırken, bu güzel insanın haline üzülür. Ahmet Ağa Derviş’e;” Unutma, bu da gelir, bu da geçer” der.

Derviş oradan ayrılırken, olanlardan oldukça etkilenmiştir. Tesadüfen yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Halil Ağa ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün mal varlığını, en sadık hizmetkârı Ahmet Ağa’ya bırakmıştır. Şimdi Ahmet Ağa, Halil Ağa’nın, konağında oturmaktadır.

Derviş, eski dostunu bu halde görünce memnuniyetini bildirir ve sevindiğini söyler. Ama onun cevabı yine aynı; “Bu da gelir, bu da geçer”

Aradan uzun zaman geçer, Derviş yine Ahmet Ağa’yı arayıp hatırını sormak için onun ziyaretine gider. Köylüler yüksekçe bir tepeyi göstererek; “Onun mezarı tepenin üstündedir” diye tarif ederler. Derviş, işaret edilen tepeye çıktığında, gördüğü manzara şaşırtıcıdır. Mezar taşında “Bu da gelir, bu da geçer” yazılıdır.

Derviş, “Ölümün nesi gelip geçecektir?” diye düşünür ve oradan ayrılır. Ertesi yıl Ahmet Ağa’nın mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır, nede mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Ahmet Ağa’nın mezarından geriye bir iz dahi kalmamıştır. Derviş, olanlardan oldukça etkilenmiştir.

Günlerden bir gün, ülkenin sultanı, kendisi için bir yüzük yapılmasını ister. Bu öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda bu yüzük umudunu tazelesin, mutsuzluğa düştüğünde ise kendisini mutluluğun sarhoşluğuna kapılmaktan alıkoysun.

Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük bulamaz ya da yapamaz. Sultanın adamları ararlar, sorup soruştururlar neticede bu Derviş’i bulup ondan yardım isterler. Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü bu son derece sade bir yüzüktür. Sonra Sultanın gözü yüzüğün üzerindeki yazıya takılır. Biraz düşünür ve yüzünde büyük bir mutluluk peyda olur. Yüzüğün üzerinde “Bu da gelir, bu da geçer” yazmaktadır. Bu sözcük, sultanı düşünmeye sevk eder.

“Bu da gelir, bu da geçer Ya Hu” sözünün aslı, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde sıkça kullanılan bir ifadedir.

Görülüyor ki, hayat inişli çıkışlıdır. Her şeyin gelip geçici olabileceği muhakkaktır. Saltanatlar, makamlar, zenginlikler, şan ve şöhretler, hiç kimseye baki değildir. Hem iktidar hem muktedir olanlar, ya da “Her şeyi ben bilirim, benim dediğim olur” diyenler de bir gün gelir.” Eyvah! Hata ettik! Yanılmışız.” diye mazeret arayacaklar. Ama burada son pişmanlık para etmeyecektir, vesselam…

Gürkan Ofis Mobilyaları