BUZLARIN ÇARŞIDA SATILDIĞI GÜNLERDEN…
Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI
Tarih: 7.5.2019 00:00:03 / 767okunma / yorum
Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI

Değerli dostlar, bir önceki yazım; kasabaya gelen elektriğin bende oluşturduğu duygusal etki ile pratik yaşamda geliştirdiği değişim hakkındaydı. Bu bağlamda, elektriğin yaşamda ne gibi dönüşüme neden olduğunu da yansıtmaya çalıştım. Zira hayatta bazı şeyler, yaşanmadan daha iyi anlaşılmıyor. Yaşamı ve özelliklerini anlamak için çaba sarf etmeden de olmuyor. Bana göre yaşam; bizatihi yaşayarak, görerek, hissederek, düşünerek, emek vererek, tefekkür ederek ve dış faktörlerden de fazla etkilenmeyerek; anlaşılmaya çalışılan bir olgu olsa gerek. Ancak zamanımızda dış faktörler o kadar fazla ki. Yaşam da bu manada dış faktörlere o kadar açık ki.  Hangisini diyelim ki...

Dış faktörlerden kasıt, salt teknolojik yapılar veya olgular değildir elbet. Sadece onları kastetmiyorum. Yaşam anlayışının insanların duygu ve düşünce dünyalarında doğurduğu sonuçlar ile onların pratik davranış biçimleri de yaşamın anlaşılmamasına zemin oluşturmakta hatta bir açıdan destek de vermektedir. Zira postmodern bir anlayışın egemen olduğu bir çağda yaşadığımız da unutulmamalıdır. Bu anlayış bir açıdan tüm değerleri eşitleyen, diğer açıdan da kimilerine göre değerleri değersizleştiren bir anlayış olsa da yine de her şeye rağmen; anlamak, anlam katmak ve bunun için çaba sarf etmek gerekmektedir.

Postmodern yaşamın da altında derin düşüncelerin yattığı bilinmeli ve kendiliğinden gelişmiş bir hayat anlayışı olduğu da zannedilmemeli. Belki biz, yaşam anlayışlarının sadece pratik sonuçlarını yaşıyoruz. Altını doldurmadan, bir nevi şekli yaşıyor olabiliriz. Ancak şurası bir gerçek ki yaşam anlayışları birden bire ortaya çıkmış olgular değildir. Onların tabanlarında; bilimsel, teknolojik ve tarihsel birikimlerle birlikte önemli bilim insanlarının, düşünürlerin, yazarların, iş adamlarının, diğer pek çok kişinin ve yapıların hatta devletlerin de ittifaklarının olduğunu düşünüyorum. Zira tarihin yönünün rastgele oluşmadığını biliyorum. Onun yönü, belli dengeler etrafında evirilerek oluşuyor ve gelişiyor. Dengelerin oluşmasında; güçlerin, ekonominin, teknolojinin ve bunların sonucunda oluşan kültürlerin de önemli rollerinin olduğu da biliyorum. Dünya zaten böyle bir dünya. Bu hususta, böyle gelmiş böyle gidecek de denilebilir. Hep bir rekabet ve mücadele ekseninde oluşan bir anlayışla ortaya çıkan bir devinim. Bu devinim hep böyle sürmektedir. Bu konuda yapacak fazla bir şey de olmasa gerekir. İnsan bu, meçhul. Gelen meçhul, giden meçhul. Giden, bir kez daha gelse ne olur acep? Bu da meçhul…

Dostlar, bugün de küçüklüğümde şehirde satılan buzlarla ilgili anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunu, bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi ülkemizin teknolojik yaşam biçiminin nasıl değiştiğini göstermek için yapıyorum. Batı dünyası kadar derin olmasa da bizde de ciddi teknolojik ve ardından gelen kültürel değişimler yaşanmaktadır. Bu açıdan, zaman zaten hep değişim demektir. Yani değişerek ilerlemektedir. Geriye dönüşsüz şekilde. Geriye dönüş imkânsız. Geri yani geçmiş yok ki dönüş olsun. Geçmiş de geçmiş gitmiş…

Ben ilkokula giderken, Kayseri´de karasal iklimin sonucu olarak; kışın soğuklar, yazın da sıcaklar çok şiddetli geçerdi. Kışın eksi 35 dereceyi, yazın da artı 35-38 dereceleri hatırlıyorum. Hatta bir kış günü, ağabeyim okula giderken, kulaklarının resmen donduğunu hatırlıyorum. Ama o kış, çok soğuk bir kıştı. Sıcaklık eksi 35´den de düşüktü, belki de. Ben öyle bir kışı bir de uzun zaman önce Kalkınma Bankasında çalışırken, görev için gittiğim Yüksekova´da gördüm. Başkada görmedim. İnşallah bundan sonra da görmeyiz. Dünyayı tekrar bir buzul çağın beklediği söylense de.

Kayseri şehir olarak o dönemler, başka bir şehirdi. Daha kadim bir kültürün hâkim olduğu yaşam anlayışının yaşandığı bir şehirdi. Ancak teknolojik olarak da düşük bir seviyesi vardı denilebilirdi. Kadim kültür etkisi yüksek, teknolojik seviyesi düşüktü. Şimdikinin tam tersiydi yani. O dönemler kimsenin evinde buzdolabı yok gibiydi. Olanı da pek hatırlamıyorum. Olsa da çok azdı. Yazları çok sıcak olduğundan, soğuk su içmeye çok ihtiyaç duyardı insanlar. Yazın, soğuk su ihtiyacımızı gidermek için yanılmıyorsam meydanda şimdiki Bürüngüz Camii´nin olduğu yerde veya oraya yakın bir yerde, buz satan bir dükkân vardı. Canımız soğuk su çektiği zaman, oraya giderdik. Bayağı da kalabalık olurdu. Buzlar da oraya başka bir yerden gelirdi galiba. Belki de orada üretilirdi. Tam hatırlamıyorum. Buzların kalıplara dökülen suyun donmasıyla elde edildiği çok belliydi. Buzların hemen tükendiğini hatırlıyorum. Buzu satan esnafın; sermayesi eriyen adama yardım edin demesine de gerek kalmazdı. İhtiyaç çok olduğundan, sermaye erimez, satılırdı. Akşama doğru elde kalan satılmayanlar da belki orada bulunan bir soğutucu da bekletilirdi.

Çok önceleri, Erciyes´ten de kar veya buz getirilip satıldığı da söylenirdi. Bir kez böyle bir olayı hatırlar gibiyim sanki. Ancak emin değilim. Bizim dükkândan aldıklarımız sonradan üretilen buzlardı. Zira hepsi bir kalıptan çıkmış ve hepsi de düzgündü. Dükkânda bulunan bir kişi, elinde bir testere ile uzun kare kesitli buzlardan keserek, istenilen ebatlarda müşteriye verirdi. O zamanki ölçülere göre. Çeyrek, yarım ve tüm gibi. Biz de belli bir ebat buzu alır, hemen eve yaya olarak götürürdük. Evimiz de çarşı merkezine uzak sayılmazdı. Çarşıya hep yürüyerek gider, sonra eve yürüyerek dönerdik. Eski evlerin arasındaki sokaklardan geçerek; belki de bazı tanıdıklara da rastlayarak...

Buzu eve götürürken, bir kısmı erise de çok önem vermezdik. Eve geldiğimizde, onu anacığım daha önce hazırladığı bir suyun içine güzelce yerleştirir ve suyun soğumasını beklerdik. Soğuyunca da hep birlikte içerdik. Mutlu bir şekilde... Misafir veya komşularımız gelirse onlara da mutlaka ikram ederdik. Komşuların gelmesi de hiç eksik olmazdı. Hacı Anne, Kadriye Teyze, Hanife Teyze ve diğerleri…

Buzun ve soğuk suyun da ne kadar kıymetli bir şey olduğunu, o suyu içerken daha iyi anlardık. Tıpkı elektriğin kıymetini, elektriğin olmadığı zamanları yaşayıp da ona kavuştuğumuz gibi. O dönemler, soğuk su her evde bulunmazdı. Zira yukarıda da ifade ettiğim gibi evlerde buz da soğutucu da yoktu. Hatırladığım kadarıyla pek soğuk yüz de yoktu…

Hâlbuki yazın güneş var, soğuk suya ihtiyaç da var. Güneş varken güneşten yararlanarak soğuk ortam veya buz üretmek mümkün mü desek? Pek çoğunuz, bunun belki de mümkün olamayacağını söyleyeceksiniz. Bunun tıpkı karanlığın aydınlığı, aydınlığında karanlığı oluşturamaması gibi bir şey olduğunu belirteceksiniz. Ancak karanlıkta aydınlık üretilemezse de aydınlıkta gölge gibi karanlık üretilebilir. Benzer şeklide, soğuk ortamda sıcak ortam oluşturamazsa da sıcak ortamda soğuk ortam oluşturabilir. Nasıl mı? İzah edeyim. Güneş de sıcak ortam oluşturacağına göre, soğuk ortamın oluşturulması için kullanılabilir. Güneş bir enerji kaynağı olduğundan, kullanmasını bilen için tıpkı bir elektrik kaynağı gibi yararlanılabilir. Ancak bunun için bir mekanizmaya ihtiyaç var. Nitekim biz Kayseri´de buz satın aldığımız dönemlerden yaklaşık 110 yıl kadar önce, bir Fransız Mühendisin icadıyla, Güneş enerjisiyle de çalışabilen veya desteklenebilen bir amonyak-su soğutma makinasının yapılmış olduğunu ve kısa bir süre sonra da ABD´de buz üretmek için kullanıldığını nereden bilebilirdik. Hadi biz bilmiyoruz diyelim, Kayseri´de bunu bilen var mıydı? Belki de bilen çok azdı…

Güneşle soğutma yapmak mümkün ve bu teknik yukarıda ifade ettiğim gibi uzun zamandan beri de bilinmektedir.

Değerli dostlar, o dönemler; soğutma makinaları henüz Kayseri´de yaygınlaşmadığından yani evlerde olmadığından, belli bir süre biz yine çarşıya gidip buz satın almaya devam ettik. Sonra rahmetli babacığım bir buzdolabı satın aldı da biz de çarşıya gidip buz almaktan kurtulduk. Suyumuzu rahat rahat içtik, yiyeceklerimizi koruduk. Buzdolabı da yaygınlaştı. Her evde görür olduk. Daha sonra, buz satan dükkânın da kapandığını gördük. Her şeyin olduğu gibi onun da dönemi kapanmıştı. Buzdolabı almanın bedeli oluşurken, buz satan dükkânın da sonu gelmişti. Boşuna; her şeyin bir bedeli, bir de sonu var dememişlerdi…

Hoşça kalın…

Not: Herkese hayırlı ramazanlar dilerim…

 

Anahtar Kelimeler: BUZLARIN, ÇARŞIDA, SATILDIĞI, GÜNLERDEN
Yazarın Diğer Yazıları
KAYSERİLİ EMİN AMCA (07 Ekim 2019 - Pazartesi)
KAYSERİ LİSESİ (30 Eylül 2019 - Pazartesi)
ALINGANLIK ÜZERİNE (23 Eylül 2019 - Pazartesi)
BASKETBOL ŞAMPİYONASI VE ANIMSATTIKLARI (16 Eylül 2019 - Pazartesi)
ZAMANDA YAŞAMAK ZAMANLA ANLAMAK (26 Ağustos 2019 - Pazartesi)
İNSANLAR, BAYRAMLAR VE ANLAMLAR… (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
BU NASIL BİR DAVRANIŞ?.. (05 Ağustos 2019 - Pazartesi)
SÜMER LİSESİ… (27 Temmuz 2019 - Cumartesi)
SADECE BİZ Mİ VARIZ? (15 Temmuz 2019 - Pazartesi)
HANGİ SORUNLARA HANGİ SORULAR… (12 Temmuz 2019 - Cuma)
FİZİK BİLMEK NE ANLAMA GELİR?.. (04 Temmuz 2019 - Perşembe)
SORUNSUZ BİR YAŞAM OLACAK MI?.. (29 Haziran 2019 - Cumartesi)
SORUNLARI KİMLER ÇÖZECEK? (27 Haziran 2019 - Perşembe)
DÜNYA KAÇ MİLYAR İNSANI BESLEYEBİLİR? (22 Haziran 2019 - Cumartesi)
DİLİN ÖNEMİ VE DEĞERİ (20 Haziran 2019 - Perşembe)
BİR SINAVIN ARDINDAN… (18 Haziran 2019 - Salı)
İNSAN KAYNAĞIMIZ (15 Haziran 2019 - Cumartesi)
GENÇLERE SINAVLARLA İLGİLİ TAVSİYELERİM… (13 Haziran 2019 - Perşembe)
MAL MÜLK SEVDASI… (10 Haziran 2019 - Pazartesi)
DOSTLUKLAR VE BAYRAMLAR… (04 Haziran 2019 - Salı)
KARAR VERMEK… (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
KİŞİSEL İLETİŞİMİN FORMÜLÜ VAR MI? (30 Mayıs 2019 - Perşembe)
BİLİM SÖYLEŞİLERİ (25 Mayıs 2019 - Cumartesi)
19 MAYIS GÜNÜ KUTLAMALARINDAN BİR ANI (II) (22 Mayıs 2019 - Çarşamba)
ÇOK HIZLI AKIP GİDEN ZAMAN... (18 Mayıs 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL GÜVEN SORUNU (14 Mayıs 2019 - Salı)
İNSAN DA BİR ISI MAKİNASI MI? (11 Mayıs 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL ENERJİMİZ (09 Mayıs 2019 - Perşembe)
KASABAYA ELEKTRİĞİN GELDİĞİ GECE… (04 Mayıs 2019 - Cumartesi)
TUZHİSAR´IN SIHHİYECİSİ (25 Nisan 2019 - Perşembe)
KİME HANGİ BİLGİ GEREKLİ… (23 Nisan 2019 - Salı)
TÜKETEN İNSAN TÜKENEN CİHAN… (20 Nisan 2019 - Cumartesi)
KARADELİĞİN FOTOĞRAFI (18 Nisan 2019 - Perşembe)
YAPAY ZEKÂDAN DOĞAL ZEKÂYA (13 Nisan 2019 - Cumartesi)
TV KANALLARINA (AKADEMİK) BAKIŞ (09 Nisan 2019 - Salı)
HATA YAPMANIN YOLLARI (02 Nisan 2019 - Salı)
HAYATIN ÜNİVERSİTESİ OLUR DA… (28 Mart 2019 - Perşembe)
PARANIN KANUNU (26 Mart 2019 - Salı)
KIYAMETİN ENTROPİSİ (23 Mart 2019 - Cumartesi)
KÜRESEL ISINMA KÜRESEL BOZUNMA (21 Mart 2019 - Perşembe)
İCAT ÇIKARMA! (19 Mart 2019 - Salı)
KÜRESELLEŞEN DÜNYA YALNIZLAŞAN SİMA (16 Mart 2019 - Cumartesi)
HIRSLAR VE TUTKULAR (14 Mart 2019 - Perşembe)
SORUNLARIN KAYNAĞI VE ÇÖZÜMÜ (12 Mart 2019 - Salı)
BİLİM HER ŞEYİ AÇIKLAR MI? (05 Mart 2019 - Salı)
TECRÜBE Mİ TEORİ Mİ? (02 Mart 2019 - Cumartesi)
SAMİMİYET, GAYRET VE BAŞARI (28 Şubat 2019 - Perşembe)
ELEŞTİRİ VE ELEŞTİREL BAKIŞ (26 Şubat 2019 - Salı)
BİLGİNİN ÜRETİMİ VE GELİNEN NOKTA… (23 Şubat 2019 - Cumartesi)
KALIPÇI BAKIŞTAN KALBİ BAKIŞA (21 Şubat 2019 - Perşembe)
HAYAT BAYRAM OLMASA DA… (19 Şubat 2019 - Salı)
HAYAT BAYRAM OLSA İNSANLAR DA BİRLİK (16 Şubat 2019 - Cumartesi)
TELEVİZYONLARDAKİ PROGRAMLAR (14 Şubat 2019 - Perşembe)
AKIL YAŞTA MI? BAŞTA MI? (09 Şubat 2019 - Cumartesi)
BİLİMİN TABANA YAYILMASI (07 Şubat 2019 - Perşembe)
OTİZM: BİR SALGIN MI? (02 Şubat 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL DUYARSIZLIĞIN ARTIŞI MI? (31 Ocak 2019 - Perşembe)
DEĞİŞEN DÜNYA DEĞİŞEN İNSAN (24 Ocak 2019 - Perşembe)
SOSYAL MEYDANDAN SOSYAL MEDYAYA (19 Ocak 2019 - Cumartesi)
YAŞAMIN ANLAMI ÜZERİNE (17 Ocak 2019 - Perşembe)
ÇEKİM VAR DA, ÇEKEN DE VAR MI? (15 Ocak 2019 - Salı)
NE KADAR VE NEREDE KUANTUM? (10 Ocak 2019 - Perşembe)
İKİ İLKOKULUM VE İKİ ÖĞRETMENİM (I) (03 Ocak 2019 - Perşembe)
ENTROPİ: YAŞAMIN BEDELİ Mİ? (29 Aralık 2018 - Cumartesi)
KİŞİSEL İLİŞKİLER VE TOPLUMSAL YAPI (27 Aralık 2018 - Perşembe)
POSTMODERN YAŞAM (25 Aralık 2018 - Salı)
MODERN YAŞAM (22 Aralık 2018 - Cumartesi)
GELENEKSEL YAŞAM (20 Aralık 2018 - Perşembe)
SİZİN ANNENİZ HİÇ ÖLMESİN… (18 Aralık 2018 - Salı)
OKUMAK VE YAZMAK (13 Aralık 2018 - Perşembe)
GENÇLERE TAVSİYELER (08 Aralık 2018 - Cumartesi)
NEREYE GİDİYORUZ? (04 Aralık 2018 - Salı)
YERELLİK Mİ? EVRENSELLİK Mİ? (22 Kasım 2018 - Perşembe)
NİCELİK Mİ? NİTELİK Mİ? (20 Kasım 2018 - Salı)
YAŞAMDAKİ DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM (15 Kasım 2018 - Perşembe)
ENERJİMİZİ NEREDE HARCIYORUZ? (06 Kasım 2018 - Salı)
ÜLKEMİZİN ENERJİ SEPETİNE BAKIŞ (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (II) (30 Ekim 2018 - Salı)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (I) (27 Ekim 2018 - Cumartesi)
Sayfa:
Resmi İlanlar

SAYFA EDİTÖRÜ

/resimler/2015-4/16/1020184616446.jpg

 

    Süleyman ERDOĞAN
     editor@kayserihaber.com.tr 
    

Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
14 Ekim 2019 Pazartesi
KAYTV

Kaytv kayseri üzerinde

 

İLETİŞİM

Adres : Turgut Reis Mahallesi
İlgi Sok. Şehit İsmal Uygun Ap
No:22/A Kocasinan / KAYSERİ
Telefon : 0 352 235 63 63
Fax : 0 352 235 84 74

 

KANALIMIZA ABONE OL