KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


CAHİLİN ÖZÜ KARADIR!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Bir buçuk yılık aranın ardından yeni eğitim- öğretim yılının telaşı sardı hepimizi.

Digital dünyada devam eden sıkıntılı eğitim süreci nihayet asli mekanı olan okullara döndü.

Kaygılarını’ da,

Sıkıntılarını’ da,

Heyecanlarını’ da özlemişiz doğrusu.

Geçtiğimiz pazartesi günü çalan ders zili ile bütün özlemlerimiz noktalandı.

Zorlu süreç start verdi.

Zorlu zira Pandemi süreci hala bütün şiddeti ile devam ediyor.

Okul ve eğitime ait her türlü sıkıntı ve zorluğun yanı sıra birde Covid 19 riski ile mücadeleye devam etmek zorundayız.

Hepimiz bir yerlerden eğitim sürecinin tarafı olarak çaba sarf etmekteyiz… 

Veli, öğrenci, eğitimici  yada sadece konuyu takip eden olarak bir şekilde  bu telaşa  taraf olmuş durumdayız.

Yaşanan telaşlara endişelere, gösterilen çabalara şahit olunca ister istemez  insanın aklına şu soru geliyor.

Gerçekten bunca koşuşturma gerekli mi?

Ya da bunca  emek gerçekten karşılığını buluyor mu? 

Diye…

Dostlarım;

Eğitim Bakanlığı onlarca yıldır  bütün çalışmalarında, hedeflerinde “maddi ve manevi yönden kendini geliştirmiş, ahlaken olgunlaşmış, vatansever, aklı- selim bireyler” yetiştirmeyi ilke edinmişse de kanaatimce  ne yazık ki hedef çeşitli nedenlerle, sebeplerle tutmamış, tutturulamamıştır.

Her yıl sayısı gittikçe artan sayıda diplomalı, eğitimli birey toplumun arasına katılmakta  ve toplumu yönlendirmeye başlamakta…

Ama ne hikmetse hayalini kurduğumuz günler bir türlü gelememekte…

Toplumumuzdaki  kötülük, çirkinlik ve rezillik kumaşının  fiyatı gün be gün artmakta!

Diplomalarımızın sayısı artıyor artmasına lakin ben fakire göre cehalet  ebadını genişleterek  hep yerinde durmakta…

Anlayacağınız dostlarım tabiri caizse toplumumuzdaki  diplomalı cahillerin sayısı artarak devam etmekte!

Neden peki  bu sayı  artmakta?

Cehalet diploma ile giderilemiyor mu?

Aralarında neden sağlam bir köprü kurulamamış diye soracak olursanız erenler işte orası ciddi bir toplumsal yara olarak  hepimizin ortak  sorunu olarak durmakta önümüzde diye düşünmekteyim…

Geçen zaman içerisinde yarenler  ne yazık ki cehalet eğitim köprüsünden aklanarak geçmek yerine  karasını belki de cilalamış olarak parıldamakta …

Ve zaman bize öğretmekte ki;

Cehalet diploma ile değil, gerçek anlamda ilim, mana, tefekkür, irfan ve insanın kendini bilmesiyle giderilebiliyormuş!

Tek bir diploması olmayan ne ARİF’ler gördü belleklerimiz  hatırlasanız dostlarım.

Geçtiğimiz  günlerde okuduğum  bir kitapta Hüccetü’l İslam lakabıyla bilinen  büyük İslam mütefekkiri İmam Gazali’nin bir cümlesi beni  dönüşü çok güç uzun  bir yolculuğa çıkartarak  derin derin düşündürdü  yarenler. 

Büyük Selçuklu Döneminde Ünlü Vezir Nizamülk’ün ünlü Nizamiye Medreselerinin (bugünkü tanımla  sanırım Yüksek Öğretim Kurumu Başkanlığı’na denk gelmekte) başına  getirilen ve hayatı boyunca tam  beş yüz kitap yazan bu büyük insan şöyle diyordu:

“Cahillerle tartışmaya girmeyin zira ben hiç yenemedim!”

Cehalet zifir-i karanlık gece gibidir, gün doğup aydınlatmadıkça, yakmadıkça güneş ortalığı aydınlatamazsınız.

Karaları beyaza,

Geceleri  gündüze  çeviremezsiniz erenler…

Cehaletin pençesinde ki kişinin fikri, zikri, özü, sözü, oturup kalkması, konuşması - gülmesi, yemesi -içmesi, uyuması- kalkması bir farklıdır dostlarım!

Cahillik etrafı sert granitlerden müteşekkil  bir kaledir.

Ancak ve ancak aynı kimyaya sahip olanlar bu keskin geçidi geçebilir!

Cehalet  azgın bir su gibidir, önüne ne gelirse alır götürür erenler…

Cahil kişi  tevazu bilmez…

Terazisi yoktur cehlin,

Adaleti yoktur,

Hakkaniyeti hiç yoktur.

Cehalet sevgi, şefkat ve his yoksunudur.

Cehalet kibir, azamet ve şöhret delisidir!

Cahilin dünyada anladığı tek bir dil vardır dostlarım:

“Muktedir olmak!”

Dünya sadece onun için yaratılmış, onun  için donatılmış ve ona  sunulmuştur sanki …

Kendisini seçilmişlerden olduğuna inandırmıştır!

Ve dostlarım cahilin özü karadır!

Öylesine kul hakkına girmiş, öylesine kandırmış, öylesine çalmış, öylesine hak hukuk yemiş, semirmiştir ki “Hakk’ın” ne olduğunu hatırlamaz, bilmez bile.

Cahilin kalbi katıdır erenler!

Kalp kırmış,  ağlatmış,  ihanet edip kandırmıştır ki hüzünlü ve kederli bir yüreğin nasıl kan ağladığını, nasıl karalar bağladığını duymaz, işitmez, hissetmez bile!

Cehalet  kabusunda  debelenenin vefası yoktur!

Hiçbir vakit büyümez.

Mevkii büyür, 

Şanı - şöhreti büyür ama kendisi hep KÜÇÜK  kalır!

Çünkü dostlarım yazgısında küçük kalmak ve küçük düşünmek vardır.

Cehalet ehli dünya nimetleriyle kendisini avutur erenler…

Düşlerini ve rüyalarını bu dünyanın nimetleriyle süsler!

Cehalet ehlinin  hatırı yoktur, hatırlısı yoktur, arkanızı döndünüz mü  zehirli hançerini saplar sırtınıza…

Cehalet  ehlinin  eli de, dili de, beli de kirlidir dostlarım!

Kesretin kirli eli sımsıkı sarmış, sarmalamıştır onları!

Cehalet  ehlinin  dini de imanı da sorunludur!

Zira dostlarım;  bütün  erdem pınarlarını  zehirlemiş, ahlaki değerleri çökertmiş, moral değerlerinin  içini boşaltmış, kula kul olmuş, eğilip bükülmüş, insanlığın sırçasından düşmüştür!

Ama ne olursa olsun en kötüsü de cehaletin kibir ve zulümle sarmaş dolaş olma halidir ki en çok zararlı olan da budur zannımca!

Koca Yunus cehalet  ehlinden,  hem de diplomalı cahillerden söz ederken özellikle ilmin, okumanın, kendini bilmenin ne kadar önemli olduğunu yüzyıllar öncesinden bilip haykırırken, bizlerin hala bu hususları çözemeyişimiz insanda ciddi bir yürek burkuntusu meydana getiriyor  erenler :

         “İlim ilim bilmektir

         İlim kendin bilmektir

         Sen kendini bilmezsin

         Bu nice okumaktır.

İşte dostlarım  ne yazık ki  hala  ilim cehaleti almakta,

Ve ne yazık ki eşeklik  baki  kalmakta…

Gürkan Ofis Mobilyaları