KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


ÇİÇEKTEN HARMAN OLMAZ…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Aslında yazılacak, bu köşede konu edecek o kadar çok şey var ki…

Daha doğrusu bunu köşe yazısına konu edebilirim dediğim o kadar çok konu başlığı biriktirdim ki…

Sanırım bütün bu konuları bir kenara itip önceki gün okuduğum ve gerçekten hafta sonun en keyif veren olayı olarak hafızamda yer eden kitabı sizlerle paylaşmak bana en keyif veren şey olacak…

Bir dostum geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz kısa sohbette Şerif Aydemir’in ‘Çiçekten Harman Olmaz’ isimli kitabını okumamı tavsiye etti…

Doğrusu Kayseri’de bu eseri hemen bulabileceğime çok ihtimal vermiyordum.

 Ancak şansım yaver gitti ve eseri bulmak kabil oldu…

Hemen eve dönerken başladım okumaya ve zaten sayfa adedi olarak fazla kapsamlı olmayan bu eser bir solukta bitirdim.

Tabii büyük keyif alarak…

‘Ötüken Yayınları’ndan çıkan bu kitap başta da belirttiğim üzere ebadı küçük olmasına rağmen, muhtevası muhteşem olan bir eser ve en ilginç yanı bana göre kelimelerle resim çizilerek, duyguların şiirleştirilmiş olması.

Okuduklarınız adeta hafızanıza nakşediyor…

Unutulmuş insanların hikâyesini haykıran bu eser;

Susmuş,

Susturulmuş,

Kendi içine çekilmiş,

Ve dahi dünyanın bambaşka bir yamacında kendi kaderini yaşayan insanları konu edip,

Belki de yaşadıklarından bile habersiz olan bu insanları insanlığın dikkatine sunuyor…

Bildiğimiz, tanıdığımız ve yaşadığımız bir dünyadan ziyade;

Terk ettiğimiz,

Sırtımızı dönüp küçümsediğimiz o masalsı yoklukların biri birine karıştığı,

 ‘Şükrü Duygusu’nun en saf haliyle hayata tutunmaya çalışan insanların hikayelerini konu edip,

Onarın henüz bencillik ve riyakarlık bulutları ile grileşmemiş,

 Temiz berrak dünyalarını en özenilesi hali ile resmediyor...

Zira metropol yaşamın robotlaşmış,

Modernite’nin esareti altındaki yığınları bilmez - tanımaz bu eli öpülesi insanları.

"Şehirler, büyük metropoller önce insanı kendine bağlayıp köyünden, evinden, yurdundan kopardıktan sonra ne tez ellerini bırakır böyle? Büyük kentlerin arka sokakları, dar geçitleri bu yalnızların hikâyelerini besteler oysa. Bu şehirler gündüzleri kum gibi kaynarken gece ne de çok derin bir kuyuyu andırır….

Bu kör kuyularda yaşamak insanca mıdır ki? Öyle ya en içlisinden şarkılar dinlerdik ve derunumuz hüzün ve elemle mayalanırdı ve bu acılardan insan olduğumuzu bilirdik bir zamanlar! Herkesin tanıdığı acılar, hüzünler, kaygılar, yokluklar ve çaresizlikler bize de uğrardı. Bir aşığın güftelere düşmüş acısına şahit olur, ona mayalanırdı duygularımız, bir yoksulun çaresizliği düşerdi gözlerimize ve ona ağlardık!

Henüz duygu pınarının gözeleri kurumamış, gönül dağı gül ile bülbül telaşındaydı. Yürek kendini dünyanın taştan sert gerçeğine kaptırmamış, insan kendini terk etmemişti. Bize mahsus, bizi anlatan şarkılarımız, türkülerimiz, şiirlerimiz ve yürekten inandığımız aşklarımız ve hüzünlerimiz vardı.

Her insan hâlbuki âlemdir kendi içinde. Bir konuşsa, bir anlatsa, bir yüreğini deşse ve bir kendine dönse bu kötü hava geri çekilecek, bu bulutsuz gökyüzü yağmur yüklenecek.

Peki, insan neden veya niçin susardı böyle? Niçin yürek çöl ceylanlarının ahına sözlenir, göz neden önü bağlanmış ufuklara dalardı? İnsan fıtratından niçin vazgeçmişti?

Sevgili Yarenlerim;

Şerif Aydemir’in ‘Çiçekten Harman Olmaz’ isimli eserinden yapmış olduğumuz bu alıntıda yer alan sorular kitabın devamında cevap buluyor ve bu keyifli eserin muhtevasını da bu soruların cevapları oluşturuyor…

Belki sizlerde okumak istersiniz diye tadımlık nevinden kısa bir alıntı ile eser hakkında bir fikriniz olsun istedim.

Dostlarım;

Kör karanlıkların içinden miyadı dolmuş unutulmuş, tarih olmuş insanların hikâyelerini anlatan bu eser; söz söylemeyi bırakmış, sadece yüreğiyle konuşan, dünyayı karşı kıyıdan gözleyen insanların sergüzeştini bir şiir lisanıyla, bir yürek diliyle anlatmış, söyletmiş ve tarif etmiş tıpkı şairini hatırlayamadığım ancak hafızama derin iz bırakmış şu dizelerde olduğu gibi…

"Oysa susturulmuş bir bağlamadır yüreğim

Bir boşansa allı kızın türküsünü söyler!"

Memleketimin terk edilmiş allı kızlarının, unutulmuş dedelerinin, hastane köşelerinde noktalanmış sevdalarının gam yüklü kaderini okurken, Anadolu’nun ücra köylerinde gaz lambası ile aydınlanan toprak sıvalı küçük evlerinde türlü yokluklarla geçen; ancak her daim gözü gönlü tok memleketim insanın yürek yakan hikayeleri ile nostaljik bir yolculuğa çıkıp köy kasaba geziyorsunuz bu eserle…

Herkese bu keyifli; burum buram Anadolu kokan, dağ kekiği kokan, taze pişmiş dumanı üstünde kömme kokan, an gelip isot kadar acıtıcı, an gelip anzer balı kadar tatlı ve leziz, an gelip Nemrut’ta sabah güneşinin doğuşunu seyreder gibi keyif ve heyecanlı, an gelip Zigana’nın karlı buzlu dar geçitlerinden geçiyormuşçasına heyecan verici olan bu eseri okumasını tavsiye ederken, kitabın yazarı Şerif Aydemir hakkında da kısa birkaç dip not aktarmak istiyorum erenler…

 ilim ve irfanın kültürel destekle güçlenip kovadan boşanırcasına yağdığı; Kemaliye, Harput, Arapgir ve Ağın havzasının bereketli suyunu içmiş, manevi havasını solumuş ve ne gördüyse, ne bildiyse onu söylemiş, onu yaşamış, onu yaşatmış bir Anadolu münevveridir kendisi…. Popüler kültürün egemen olduğu çevrelerde çok bilinmez ve tanınmaz. Popüler olmanın seküler olmakla iç içe geçtiğini iyi bilenlerdendir ayrıca… Nitekim çıkmaz ortaya, mütevazidir, içlidir, büyük bir ediptir, bütün ruh ve zihniyetini edepten devşirmiş, Fethi Gemuhluoğlu tedrisinden mezun olmuş gerçek bir münevverdir.

İşte dostlarım; bu nitelikte bir yazarın bu muhteşem eserini okuyarak noktaladığım hafta sonunda doğrusu tüm diğer detaylar adeta yok olmuş, sadece adeta Aydemir’in bu eseri var sadece hafızamda ve umuyorum en kısa zamanda sizlerde okuma imkanı bulursunuz.

Ve benim aldığım keyfi paylaşırsınız…

Gürkan Ofis Mobilyaları