KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


ÇOK HIZLI AKIP GİDEN ZAMAN...

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, hepinizin bildiği üzere zaman çok hızlı akıp gitmektedir. Zaman nedir? Sorusu apayrı bir soru. Bu soru aynı zamanda felsefi bir soru. Sorunun cevabı üzerine pek çok şey söylenebilir, yazılabilir ve çizilebilir. Zaman, herkes tarafından bilinse de tanımlaması çok da kolay değildir. Ancak ben burada pek felsefi alana girmeyeceğim. Zamanı ve zamana bağlı tecrübelerimi basitçe ortaya koymaya çalışacağım. Zaman, bir olayın başı ile sonu arasında gelişen süre olarak tanımlanabilir. Örneğin, okula gittiğim zaman denildiğinde; okula gidiş eyleminin gerçekleştiği süredir, zaman. Zamanın içinde hareket var. Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesiyle oluşan bir olgudur. Bu olgu aynı zamanda periyodik bir olgudur. Sürekli bir tekrarlanma söz konusudur. Bu süre, 24 parçaya yani saate bölünmüş. Bir günün 24 saate bölünmesi, Antik Mısırlılardan beri bilinen bir gerçek olduğu tahmin edilmektedir. Yani yeni bir gerçek değil. Bu konuda Mısırlıların güneş saati kullandıkları bilinmektedir.

Dünyanın güneş etrafında dönüşünü tamamlaması ise 365 günde gerçekleştirmektedir. Dönüş sırasında mevsimsel değişim de meydana gelmektedir. Zamanın ayrıca alt birimleri de vardır. Çok üst birimleri de. Bütünsellik yapısıyla zaman, aslında hepimizin içinde bulunduğu uzayın en temel ögelerinden biridir. Tanımı yapılsa da yapılmasa da zamanın etkisini herkes bilir. Tıpkı balıklar gibi. Deryayı bilemeseler de deryanın etkilerini mutlaka bilirler. Şöyle ya da böyle.

Değerli dostlar, zaman kavramını çok iyi tanımlayamasak da zamanın nasıl akıp gittiğini az çok anladığımızı düşünüyorum. Hele de belli bir yaşa gelince. Eskiler akıl yaşta değil, başta demişlerse de akıl başa zamanla gelmektedir. Zamanla insan gelişmekte ve ilerleme sağlamaktadır. Tecrübe denilen şey de zamanla oluşmaktadır. Kaldı ki zaman kavramı bile zamanla hissedilmekte veya anlaşılmaktadır. Zaman, bu anlamda uzayı saran, yaşamı kuşatan bir olgudur. Bir varlıktır. Ancak zamanın algı boyutu da vardır. Birisi için hızlı ve kolay geçen zaman, diğeri için çok yavaş ve ıstırap içinde geçebilir. Örneğin gecelerin uzunluğunu, en çok hastalar ve dertliler bilir. Fuzuli; ?Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir; Müptela-yı gama sor geceler kim kaç saat? demiş. Ona göre en uzun geceyi yıldız bilimiyle uğraşanlar değil, dertliler ve kederliler bilir. Allah herkese şifalar ve edalar versin. Bu açıdan, mutlak zaman yoktur. Zaman izafidir ve değişkendir. Kaldı ki evrende, zamanı ölçen tek bir saat de yoktur. Bunları daha önceki bazı yazılarımda açıklamaya çalışmıştım.

Bugün asıl sizlerle paylaşmak istediğim husus, bir vesile ile bir araya geldiğimiz Kalkınma Bankasından emekli olmuş veya emekli olma durumuna gelmiş arkadaşlarımla ilgilidir. Arkadaşlarımın çoğu emekli olmuş, artık iş yaşamından ayrılmış olanlardır. Bir kısmı da emekli olmak üzere. Zira Kalkınma Bankasında yeni bir yapılanma süreci yaşandığından ve kurum da İstanbul´a taşınacağından, bazı arkadaşlar istemese de emekli olmak durumunda kalmış.

Arkadaşlarımı gördüğümde birden çok eski günlere geri gittim. O günleri tekrar yaşadım. Aradan oldukça uzun zaman geçtiğini de bir kez daha fark ettim. Bu durum hepimizin yüzüne de yansımıştı. Zaman hepimizde izler bırakmış ve etkisini bir şekilde göstermişti. Gerçi ben bu etkiyi zamanın değil de entropinin yaptığını söylüyorum. Ancak önemli değil. Ha zaman yapmış ha entropi yapmış, sonuç değişmiyor. Akıbet de değişmiyor. Allah herkese uzun ömürler versin. Bazı eski arkadaşlarla uzun zaman sonra yapılan görüşmede zamanın (entropinin) etkisini bir kez daha anladım. Çok eskiden, o anki zaman açısından çok önemli olan işlerin ve makamların artık pek çok kişi için önemini kaybettiğini de gördüm. Zaman, her şeyin değerini azaltmıştı. Esas olanın hoş seda olduğunu, bir kez daha hissettim.

Günümüzde, insanlar belli yaşa gelince, emekli olma kaygısı hissediyor artık. Emekli olmak üzere olan bazı arkadaşlarımızda, bu kaygının geliştiği de belliydi. Eskiden, insanlar emekli olmayı çok arzulardı. Emekli olanlar için hatırladığım kadarıyla; tekaüt oldu veya tekaüte ayrıldı, derlerdi. Bu durum, kanuni bazı haklardan yararlanmak anlamına geldiğinden; yaşam koşulları ağır olduğundan ayrıca aileler de geniş aileler olduğundan; emeklilik daha rahat, daha özgür bir yaşam demekti. Ancak günümüzde bu durum özellikle de büyük şehir yaşam anlayışlarında, çok geçerli değil. Aileler büyük değil. Akrabalık ilişkileri de eski seviyede değil. Akrabalar belki de çok uzakta, bu da belli değil. Kişi için iş yaşamı, bu anlamda çok önemli olmaktadır. Bu yaşam anlayışlarında iş yaşamı, kişinin aynı zamanda soysal çevresini de belirlemektedir. İş yaşamı bu noktada hem ekonomik hem de sosyal ihtiyaçları da karşılar duruma gelmiştir. Dolayısıyla emeklilik insanlarda geçmişte olduğu gibi bir duygu oluşturmamaktadır. Tam aksine, sosyal yaşamdan kopuş ve belki de fonksiyonellikten, makamdan ve diğer pozisyonlardan da kopuş anlamına gelmektedir. Bu açıdan günümüz insanlarında, bu tür duyguların gelişimi kaçınılmazdır. Anlayışla karşılamak gerekir. Genç neslin de bu durumu biraz olsun anlaması beklenir. Zira akıbet herkes için kaçınılmazdır. Geçmiş geçse de gelecek gelecektir. Kurtuluş da yoktur. Madem geldik dünyaya, herkes bunları yaşayacak. Bu duyguları yaşamayanlar da belki olacak? Gönlümüz herkesin mutlu ve huzurlu şekilde bu duyguları yaşamasıdır. Bir filozofun ifadesiyle ?Bu maç kazanılmayacak; berabere de bitirilemeyecek; maçtan da kimse çekilemeyecek.? Maçın biri, birileri için bitse de diğeri, diğerleri için başlayacak. Bu devran da böyle dönmüş, böyle de dönecektir. Tıpkı o zamanlar, kurumda vezne işlerini yürüten Kazım beyin çalıştığı yerin duvarında, Ömer Hayyam´a ait olan şiirde de ifade edildiği gibi ?Niceleri geldi neler istediler; Sonunda dünyayı bırakıp gittiler; Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi? O gidenler de hep senin gibiydiler.?

Başlıkta da belirttiğim gibi zaman çok hızlı akıp gidiyor ancak arkasında hoş sedadan başka pek bir şey de bırakmıyor. Oda kalırsa?

 

Herkese mutlu ve huzurlu bir yaşam dileklerimle?

 

Hoşça kalın?