KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


H. Ali YILDIRIM


CORONA'NIN ÖĞRETTİKLERİ

YENİ DÜNYA - H. Ali YILDIRIM


Ehven-i Şer (Kötünün iyisi) demek geliyor içimden, tüm bu virüs sürecini düşündüğüm zaman. Çünkü her yeni bir dünya düzeni kurulurken bir dünya savaşı çıkması, bu süre zarfında paranın efendilerinin her iki savaşan taraflara borç para vermesi, her iki taraftan faizle geri alması, bir de ayrıca kaybeden tarafın ödeyeceği yüklü savaş tazminatını kendi bankalarına koydurtarak tefecilikle tekrar para kazanmaları gerekiyordu. Ama bu defa olmadı, silahlar patlamadı (inşallah bundan sonra da patlamaz) ve bizi ekonomiyi ve siyaseti virüsle hizaya çektiler ve hala da çekiyorlar. Böyle de devam edecek gibi çünkü devletin en tepesi “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demişti. İster doğal olsun ister yapay olsun sonuçta virüs nükleer bombanın yapamayacağını yaptı. Hem de daha ucuza yaptı ama sonuçları pek te ucuz olmayacak gibi…

Bu arada öğrendik bu süreci yaşarken…

-Büyük güçlerin çatışması sonucunda dünya belki de bir nükleer felaketin eşiğinden döndü ya da dönüyor, hayırlı olsun. Onun yerine virüs iş yapıyor, yani insanlığı hizaya çekti.

-Kibir kibir kibirlenen batı medeniyeti bir anda yerle bir oluyor, gücün doğuya kaymasına seyirci kalıyor, zor zamanda aniden kendi canlarının derdine düşüp birbirlerini sattılar.

-Ölüm korkusu herkesi hizaya çekebiliyor, bir tarafta aç ve susuzluk hüküm sürerken diğer tarafta beğenmediği için gıdayı çöpe atan insanoğlunun bir uyarıya ihtiyacı vardı ve yerini buldu. Şimdi kimse tüketim yarışına giremiyor.

-SOSYAL MESAFE denen ucube kavram nedeniyle insanlar cenazede bile buluşamıyor. Bencilliği matah bir şey sanan insanoğluna bencilliğin dibi tanıtılıyor. Bu kavramın doğru şekli FİZİKİ MESAFE olmalı idi. Çünkü birinci kavram sosyalleşme diyor, ikincisi ise sosyalleş ama bedenleriniz uzak olsun diyor. Yani sosyal bir yıkımın tohumu ekilmiş oluyor, bedenler yerine ruhlar uzaklaşıyor.

-Mecburen gezip göremediğimiz için artık GEZEMEYELİM GÖREMEYELİM adlı programları izleyerek teselli buluyoruz. Ekonomik yarışa o kadar dalmışız ki en yakınımızdaki doğal güzellikleri görmekten bile kaçınmışız, şimdi istesek te göremeyeceğiz, geçmiş olsun.

-AK AKÇE KARA GÜN İÇİNDİR atasözü kendini doğrulattı. Evet, birikimlerimizin bir kısmı devletin bekası için bizim adımıza devletin kasasında emanet edilmeli burası muhakkak. Ama az bir miktar YASTIK ALTI BİRİKİMİ de zor zamanlar da ekonomiye hafif can suyu vermeye yarıyor, bunu gördük. Zor zamanlarda batı toplumları tıngır tıngır öterken bizim abartılmamış “yastık altı” halkımızın kanaatkâr tutumu ile zorluklara göğüs germesine yaradı ve yarıyor. Öyleyse abartılmamış yastık altı alışkanlığı zor zamanlarda ekonominin can suyu olabilmektedir. Bu durumda KEYNES efendi yanılmış oluyor, öğrettikleri bir virüsle buhar oldu.

Ortaya çıkan çok önemli bir şey var: Türk gibi olmak her zorluğun üstesinden gelmeye yeterlidir. Sadece atasözleri bile uzun analizlerden daha başarılı çözümler sunmaktadır. Aynen yukarıdaki atasözünde olduğu gibi. Biz, biz olduğumuz zaman, kimseye öykünmediğimiz zaman, dünya ne kadar dijital olursa olsun bu dijitalliğin içine kendi tecrübelerimizi şırınga ettiğimiz zaman, kendimizden utanmadığımız zaman, aşağılık kompleksi ile batılı gibi düşünmek zorunda olmadığımızı anladığımız zaman, onlardan daha uzun soluklu çözümler bulmamız işten bile değil. Çünkü bizim çözüm tarzımız bize özgüdür ve başkasına yaramaz. Yarın öbür gün bakın diğer Türk Cumhuriyetleri ile çok sıkı ilişkiler geliştirilecek, isteseniz de istemeseniz de bu böyle olacak, çünkü dayanışma kodlarımız böyle, kimse de buna engel olamayacak. Bence Corona’nın en büyük etkisi bu olacak…