KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


DİN-BİLİM EKSENİNDE: İKİ GÖRÜŞ-İKİ YAKLAŞIM

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Geçenlerde Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu tarafından  bir vakıfta(ASBV) verilen “Din ile İlişki Kurma Tarzımız” başlıklı sunuma katıldım. Sunum internet üzerinden yapıldı. Katılımcıların da katkılarıyla yaklaşık üç saat sürdü.

Bardakoğlu Hoca; dinin anlaşılması ile ilgili çok geniş ve farklı bir bakış açısından ilginç bir sunum gerçekleştirdi. Dine (İslam’a), daha çok zamanın güncel değerleri açısından bakılması ve değerlendirilmesi gerektiğini; kültürün ve tarihin zeminlerinin dinden farklı olduğunu; bunların dinden ayırt edilmesi yani kültürün ve tarihin kendi özgün mecrasında değerlendirilmesi ve bunların din olarak algılanmamasının önemini belirtti. Ayrıca “Günümüz İslam anlayışlarının, en büyük sorunlarından birinin, dinin ağırlaştırıldığı” tespiti de oldukça ilginçti. Hoca buna benzer daha pek çok ilginç tespitler yaptı. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in en çok vurguladığı şeyin; adil kurumları ile kuralları (hukuku) olan bir toplumun oluşması olduğunu; dinin, devlet biçimi dayatmasının olmadığını; önemli olanın hakkın, adaletin ve saygının egemen olduğu bir yönetimin ve toplumun olması gerektiğini; dinde şekilden ziyade özün önemli olduğunu; bunların da toplumlar tarafından anlaşılmasının önemli olduğunu bildirdi. Ayrıca dini konulara; zamanın bakış açısıyla (değerleriyle) bakmanın da gerekli olduğunu sıkça vurguladı…

 

Dini İki Görüş

Bardakoğlu konuşmasının bir yerinde, din âlimleri (Ülü’l-Emr) açısından asıl olanın (geçmiş) kültürden ve tarihten kural ve kaidelerin çıkartılması olduğunu ve onların (kültür ve tarih) din yerine konmaması gerektiğini belirtti. Kısaca hadislerden (sözlerden, olaylardan), sünnetlerin (ilkelerin, prensiplerin) belirlenmesinin önemine işaret etti. Ona göre Ebu Hanife’nin de metodu buydu…

Konuşmasının bir başka yerinde ise en hayırlı toplumun; İslam’ın ilk dönem toplumu (sahabe) olduğu, sonrasında onlardan sonra gelenlerdir şeklinde gelişen ve bu bağlamda ortaya konan “Her şey daha kötüye gitmektedir” görüşüne katılmadığını, zira her çağda hayırlı yani güzel insanlar olacağını, dolayısıyla kötünün ve kötülüğün zamanla değil, daha çok toplumlarla ilgili olduğunu ifade etti.

 

Bilimsel İki Yaklaşım: Termodinamik Bakışım

Din konusu benim alanım değil, ayrıca konunun uzmanı Sayın Bardakoğlu’dur. Ancak onun ortaya koyduğu iki tezi, sırayla Termodinamik Bakış Açısı’ndan değerlendirmeye çalışacağım.

Tarihte gerçekleşmiş herhangi bir olayı değerlendirirken iki husus önemlidir. Her olayın bir şekli yönü, bir de asli yönü söz konusudur. Bunların ayırt edilmesi gerektiğini Hoca da ifade etti. Bunu diğer açıdan şöyle ifade etmek de mümkündür. Geçmişte oluşan her olgu ve olay farklı bir zamanda değerlendirildiğinde, iki önemli hususun tespiti gerekir. Bunlar değişenler ve değişmeyenlerdir. Yaşam ve evren, bu iki olgu üzerinden devam eder ve gelişir. Tarihten gelen bir olay, değişim yasası gözetilmeden, aynen olduğu gibi sanki günümüzde de olmuş gibi ele alınırsa, Termodinamiğin İkinci Kanunu’na aykırı hareket edilmiş olacağını ve bunun da hayatın olağan akışının anlaşılmasında, yanlış analizlere neden olacağını düşünmekteyim. Zira zaman geçtikçe, entropi artar. Bunun diğer anlamı, zamanla değişime maruz kalan olgular değişecektir. Örneğin geçmişin ulaşım araçları at ve deve iken günümüzünkiler otomobil, otobüs tren ve uçak olmuştur. Ancak (temel) ahlak prensipleri gibi temel ilkeler, Çekim Yasası gibi evrensel yasalar ve inanç gibi temel değerler ise değişmemektedir. Dolayısıyla değerlendirilen olayın değişken ve sabitlerinin tespiti bu noktada önem ifade etmektedir.

Evrende, değişenlerle değişmeyenler hep var olacaktır. Bir de değişenleri değiştiren, Entropi Yasası. Bu yüzden olaylardaki değişimi de göz önüne alarak değerlendirmeler yapmak, akli olduğu kadar bilimseldir de. Aksi takdirde değerlendirmelerde, zamanla oluşan değişim (değişkenler) göz önüne alınmazsa hatalı sonuçlar oluşabilecektir. Bu bakımdan Sayın Bardakoğlu’nun dediği gibi geçmişteki olayların değerlendirilmesinde, değişkenleri ve sabitleri göz önünde bulundurmak, değerlendirmenin sağlıklı ve anlamlı yapılması açısından önemlidir.

 

Hocanın dile getirdiği ve katılmadığını ifade ettiği “Her şey daha kötüye gitmektedir” şeklindeki görüşe de Termodinamik açıdan açılım getirerek katkı sunmaya çalışacağım. “Entropi Yasası" olarak da bilinen Termodinamiğin İkinci Yasası maalesef ne yapılırsa yapılsın, her şeyin daha kötüye gideceğini ortaya koymaktadır. Belli zaman ve mekânlarda, mutlaka iyi şeyler olacaktır veya yapılacaktır. Mutlaka iyi insanlar, her zaman ve mekânda (veya toplumda) bulunacaktır. Bu bilinen gerçektir. Ancak Entropi Yasası; hayatın ortalama olarak, kendiliğinden bir doğal akış yönünün olduğunu ve söz konusu doğal yönün; yaşamdan ölüme, kaliteden kalitesizliğe, değerliden değersizliğe doğru uzanan çizgide, evrende bulunan tüm varlıkların bozunuma doğru gelişen akış içerisinde bulunduğunu belirtmektedir. Tıpkı suyun yukarıdan aşağıya doğru akıp giderek bir yerde durup kirlenmeye yüz tutması gibi. Su kirlenmese bile eski durumunu yani enerjisini kaybedecektir. Ne su eski su, ne de çevre eski çevredir. Tıpkı eski bir filozofun “Bir nehirde iki kez yıkanılmaz” dediği gibi...

 

Yasaya göre ‘Madem her şey daha kötüye gidecek, o zaman bizim bir şey yapmamıza gerek var mı? Varsa da nedir?’ şeklinde sorular da sorulabilir. Prof. Bardakoğlu aslında bunun cevabını dini açıdan yanıtladı. Ona göre dinin asıl gayesinin; yukarıda da ifade edildiği üzere kuralları yani hukuku olan toplum oluşturmak bu bağlamda adaletin sağlanması ve yöneticisinin de liyakatli olmasıdır.

Entropi Yasası da bir anlamda bu şekilde yorumlanabilir. Yasaya göre yönetilemeyen sistemlerde ve olgularda, entropi yani kaos veya kargaşa artacaktır. Bu kaçınılmaz olarak böyledir. Örneğin iyi yönetilemeyen toplumlarda kargaşa ve anarşi doğacak, enerji santrallerinde verimsizlik artacak, eğitilmeyen veya yetiştirilemeyen evlat da büyük olasılıkla hayırsız olacaktır. Bu açıdan canlı ve cansız sistemler ile eşyanın (örneğin kaynakların) yönetimi bu noktada hayati önem ifade etmektedir. Doğanın en önemli yasalarından olan “Maddenin Korunumu Yasası” eşyanın yoktan var edilemeyeceğini, varsa da yok edilemeyeceğini, dolayısıyla var olan bir şeyin kaynak (madde ve enerji) da olsa yok edilemeyeceğini ortaya koysa da Entropi Yasası, her dönüşümün (kömürün elektriğe dönüşmesi gibi) bir bedelle gerçekleştiğini; bedelin de eşyanın artık eski formunu kaybettiğini ortaya koymaktadır. Daha açık ifadeyle kullanılan kaynak (eşya); miktarını kaybetmese de özelliğini kaybederek artık kullanılamaz hale gelecektir. Örneğin kömür kül olarak değerini kaybedecek; geriye dönüş de imkânsız olacaktır… Bu bakımdan verimli ve tasarrufa önem veren sistemlerin gerçekleştirilmesi, entropinin artmasının önüne geçemezse de artış hızını azaltacak, gelecek nesillere de yaşanabilir bir çevre ile kaynak bırakacaktır. Aksi halde ben merkezli bakış açısına dayalı “Ne yaparsan yap, nasıl geçersen geç” anlayışı; evrensel değerlere ve Entropi Yasası’na pek de uymayan anlayış olarak değerlendirilecektir. Sonucu da yaşanamaz çevre ile tükenen kaynak olacaktır…

 

Ne yapılırsa yapılsın, entropinin artışı durdurulamaz. Entropinin artışının yönünü, hiçbir beşeri kuvvet geri çeviremez. Yani evrenin entropisi azaltılamaz. Zira İngiliz Bilim İnsanı Eddington’a göre yasa, evrenin en üstün metafizik yasasıdır. Eddington, yasanın sanki metafizik âlemden beslendiğini veya oranın yansıması olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yasanın egemenliği, tüm evrende hâkimdir…

 

Adil toplumların ve verimli sistemlerin oluşturulması bu noktada evrenin entropisinin artmasını engellemese de hızlı artışına engel olacaktır. Bu açıdan her şey entropinin artışına doğru akan çizgide yani iyiden kötüye, verimliden verimsizliğe ve eşyanın çürümesine doğru akan bir çizgide gidecek olsa da iyi şeylerin meydana gelmesi de pek tabi olarak mümkündür. İnsan haklarının gelişimi, düşünce hürriyeti, çoğulcu yönetim anlayışı gibi şeyler insanlığın geliştirdiği ve iyileştirdiği olgulardır. Ancak bunlar da belirli bedellerle gerçekleştirilmiştir. Kendiliğinden gerçekleşmemiştir. Zaten kendiliğinden gelişen tüm olguların yönünün neler olduğunun yasa açısından açıklaması yukarıda ortaya konmuştur. Son tahlilde her şeyin daha iyiye gideceğini beklemek, Entropi Yasası’na göre maalesef pek de mümkün görünmemektedir. Fakat yasa sorumluluklarımızın ortadan kalkmasına bahane (gerekçe) değildir…

 

ABD’li yazarlardan Rıfkin ve Howard, Entropi Yasası’nın anlaşılması ile pek çok düşüncenin değişeceğini belirtmektedir. Bunlardan birinin de din anlayışı (veya düşüncesi) olduğunu vurgulamaktadır. Dinin temelleri (bilimin temelleri gibi) değişmese de bilimin, dinin ve ilahi anlayışın anlaşılmasına önemli katkı yapacağını düşünmekteyim. Zira din ve bilimin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğu kanaatindeyim. Bu bakımdan yazının da söz konusu katkıya hizmet etmesini ümit etmekteyim…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları