KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


DUA YOKSUNU BİR DÜNYA…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım:

Uykusuz geceler birbiri ardına tükenmekte.

Gözlerimin bedenimin yorgunluğuna karşı gösterdiği manasız direniş,

Ziyadesi ile yorgun düşürüyor bu fakiri.

Oysa zaman her şeye rağmen akmaya devam ediyor.

Geceler – gündüzler kovalarken birbirini

Ömür defterinden sayfalar kopuyor tek tek…

Yarenlerim;

Sessizliği yitirdiğimden beridir,

Geceyi de kaybettim…

Ne zamandır sadece zulmü örten karanlık demek benim için geceler.

Kendi sesimden kaçıp

Durmaksızın konuştuğum bütün gündüzlere inat…

Peki ama ne zamandır karanlık bu şehir böyle?

Bu memleket?

Hep böyle miydi?

Oysa bir şeyler değişiyor sanmıştık.

Gecenin karanlığa bürünüşündeki,

Ve dahi sessizliğindeki hikmetleri okumaya başlamıştık hep birlikte.

Gecenin aydınlığını keşfetmeye başlamıştık hani.

Adalet duygumuz zedelendikçe,

Hakkını veremedikçe hakikatin;

Bir bir kararmaya başladı yine geceler.

Günaha örtü oldu.

Masallardan,

Ninnilerden,

Dualardan,

Huşu içindeki çocuk uykularından uzaklaştık yeniden…

Kanı,

Kusmuğu,

İrini,

Balgamı görmemek için,

Haksızlığı,

Adaletsizliği

Ve bütün kötülükleri görmemek,

Hatta unutmak için sığınıyoruz yeniden geceye.

Sadece bir sığınak gece…

Ne geçmişi barındırıyor içinde,

Ne geleceği,

Ne de hayallerimizi.

Uyuşturuyor bizi gece.

Gece beni uyuşturuyor.

Adalet beklentimiz gaflet uykusunda,

Nefsani rüyalarla,

Kâbuslara dolanıyor her seferinde.

Ne uzayıp kısalan gecelerin secde ve kıyamı ilgilendiriyor beni.

Ne gündüzle olan sarmaş dolaşlığı gecenin.

Karanlığın hikmetleri de açmıyor sana artık kendini.

Öylesine yalnız,

Öylesine tekil,

Öylesine somutum ki işte.

Girift olan ne varsa dağılmış.

Her ne varsa birbirini bütünleyen,

Zıddı olmuş bir diğerinin ve azalmış…

Çekilmiş nesnelerin renkleri!

Görmüyorsun hiçbir şeyin üzerinde.

Şeylerin kimyası bozulmuş,

Unutuşun uzun uykusunda,

Akşamın ucundayım…

Sen,

Ben,

Hepimiz ısrarla.

Kendimizi unutmanın eşiğindeyiz…

Sürdükçe kemik düzeni

Adalete, hukuka, eşitliğe giden yollar uzuyor kendiliğinden.

‘Hacı Yatmaz’ misali devriliyoruz bir o yana bir bu.

80 yaşındaki ihtiyarlar yakarıyor Yaradan’a

“Evladımın kemiğini bulmadan ölmeyeyim” diye geceler boyu…

Kimse duymuyor sesimi!

Kimse işitmiyor çığlıklarımı…

Ne içerisindeyim bu karanlığın tam manası ile

Ne de tam olarak gözümü alıştırabiliyorum bu karanlığa…

Gece tüm esrarını öldürmüş…

Ruh, içeri kaçmış.

Kilitlenmiş kendine sımsıkı…

Bedenimden sıyrılmakta zorlanıyorum bu uykusuzluk girdabına düştüğümden beri.

Zorlanıyorum çıkıp yükselmekte…

Bitap düşmüş kelimelerinle,

Nefsini kamçılayan rüyalar arasındayım hep.

Yorgun,

Bezgin,

Bitap...

Batıyor boğazıma kılçık misali kelimler, heceler derinden derinden…

Boğazımın sızısı yüreğimi yakıyor…

Yastığa koydum başımı çoktan lakin yine dinlenememişim bak...

Ne sadık rüyalara dalabiliyor,

Ne de kalkıp karanlığı dinleyebiliyorum erenler…

Dışarısı;

Korunan suçlular,

Suç örgütü mensupları ile dolu…

Hüküm sürmekte tahtında azmettiriciler…

Sırıtıyor pişkin pişkin haramiler…

Zulmün katran karası karanlığı onları da saklıyor, örtüyor.

Keşfetmekten kaçtığım ne varsa,

O benim dünyam işte.

Bir tersine dünya!

Kendini kaybetmiş bir dünyadır bu alem ne zamandır.

Katiller niçin öldürdüğünü,

Maktuller niçin öldüklerini bilmiyor.

Senin elinde son nefesini veriyor,

Senin elinde doğan bebekler…

Hak batıla dönüşmüş,

Zalim mazlum görünmekte…

Zulmün karanlığını göremeyen gözler,

 Gecenin karanlığında günah örtme telaşında...

Hapsedip ruhunu içine,

Ellerini Sema’ya kaldıramayan,

Dua yoksunu bir dünya…

Gözlerini görev duygusuyla kapatıp,

Gaflet uykularına daldığım bir korunak demiştim benim için gece.

Yalnızca bu.

Bir sığıntıyım.

Mahkum Geceye…

Sonsuzluğun gündüzlerinde gitgide daralıyor evren…

Ben yitip gidiyorum yine.

Kendi çıkmazlarımda…

Derken kaplıyor kar her yanı bir anda.

Hem de çok kısa bir zamanda.

Tabiat bambaşka bir şekle bürünüyor.

Penceremin altından akıp giden gece,

Bana beyaz bir imkân ile açıyor yeniden kendini.

Hiç umulmadık bir vaat,

Bir hediye ile…

Alemini Melekut’un işaret ediyor…

Bir de sema ehlini ben fakire…

Dahi bir yığın başka şeyleri.

İzlenebilen,

Lakin görünmeyen tecellileri...

Karanlığın derinliklerinden bir mucize gibi dökülen kar taneleri temizleyip nurlandırıyor gecemi…

Beni arındırıyor en büyük patırtılarımdan.

Bizi arındırıyor,

Temizliyor geceyi durultuyor

Dönüştürüyor beyazlıklara…

“Ohh... demek umut böyle bir şey” diyorum…

Şer' deki hayrı görebilmek adına,

Gecenin örttüklerine bir daha bakmalıyım…

Çünkü kar da, tıpkı gece gibi neyi örtüyorsa,

Aynı zamanda da işaret ediyor.

‘Sessiz Kar’ da tıpkı gece gibi.

Rabbimizi,

Kendimizi,

İnsanlığımızı

Hatırlamaya başlamak için bir imkân…

Unutuşun uzun uykusundan uyanış…

Onarmalıyız memleketin yıkık dökük hafızasını

Mazlumların mermer boşluğu açılmış adalet beklentisiyle yeniden…

Kendimizi bilmenin,

Birbirimizi bilmenin zevkine ermeliyiz.

O halde biraz da kar olalım gelin.

Yeniden gece olalım biraz.

Ve temizleyelim memleketin bütün hantallaşmış karanlık gölgelerini elbirliğiyle.

Zulmün kökünü temizleyip,

Adaletin can suyu olalım.

İnsanlığından utanmadan yaşamaya uğraşanların sevinci duyulsun yeniden kainatın her noktasında…

Gürkan Ofis Mobilyaları