KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


DÜNDE KALAN GÜZEL GÜNLER…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;
Bu gün sizlerle kadim bir dostumun sosyal medyada paylaştığı ve çok beğendiğim bir yazıyı paylaşmak niyetindeyim...

Umut ediyorum ki beni kolaycılıkla suçlamazsınız...

Gerçekten benim duygularımı nerede ise bire bir dillendiren bu samimi ve içten yazıyı eminim ki sizlerde beğeneceksiniz...

Yakın geçmişin çok aranan, çok özlenen o büyülü günlerine götüren bu yazıda eminim ki birçok kişi kendisinden bir şeyler bulacak...

Doğrusu bu satırları kim kaleme almış bilmiyorum,

Lakin öylesine içen bir betimleme olmuş ki gönül rahatlığı ile sizlere susabilirim diye düşünmekteyim...

Haaa…

Unutmadan yazının başlığı bana ait.

Hadi bu güzel makale ile yakın geçmişe doğru efsunlu bir yolculuğa çıkıp makalenin sahibine ve yedi ceddine rahmet okuyalım...

******************************************

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.

Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.

Hatta babamın bile anahtarı yoktu.

Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.

Her yere birlikte giderdik,

Zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.

‘Sokakta oynamak’ diye bir kavram vardı yani.

Cafelerde,

Alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.

Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar,

Oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu.

Ayakkabılarımız eskirdi.

Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.

Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi.

Susayınca girer evlerine su içerdik.

Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,

Hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.

Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.

Bu bazen bir kurabiye,

Bazen de bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır, çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.

Çok garip ama kimse almazdı.

Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.

Düşünce kaldırırlar,

Kavga edince barıştırırlardı bizi...

Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.

Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,

Onlar nedir bilmezdik bile,

Ve asla kanla falan da bitmezdi tartışmalarımız…

En fazla saçlarımızdan çeker,

Hayvan adları sayar,

Tekme atar,

Yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer,

Elmasına diş atardık.

Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.

Azar işitip, acillere taşınmazdık.

Düşerdik ekmek çiğner basarlardı, alnımıza, oyuna devam ederdik.

Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.

Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.

Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,

Temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.

Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.

Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.

Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz.

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady 'lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.

Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,

Taksidini bitiremediği arabanın anahtarını,

Hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.

Benim değildir bu kültür.

Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.

Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen

Beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı,

Yalnızlıklarımızla yaşar olduk.

İyi de neden böyle olduk?

Biz mi istemiştik bu sığ yaşamı?

Yoksa birileri mi böyle istedi?

“Her toplum hak ettiği gibi yönetilir'' derler ya,

Biz de hak ettiği gibi de yaşar diyelim mi?

Gürkan Ofis Mobilyaları