KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


DÜNÜ UNUTMADAN, BUGÜNE ANLAM KAZANDIRMAK…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Son günlerde yaşanan gelişmeler bir kez daha gösterdi ki

Hiçbir makam - mevki sahibine baki değil

Hepsi birer emanet olan;

İdarecilik,

Yöneticilik

Amirlik,

Hepsi ateşten birer gömlek gibidir…

Ve dahi ilahi adalet önüne çıkıldığında Hz. Ömer adaleti ve uygulamaları beklenerek soru sual edilecektir herkes…

Ataların “Mahkeme Kadı’ya mülk değildir” sözü kabilinden,

Herkes gün gelecek

Emaneti bir başkasına devredecektir…

Hep Hz. Ömer adaleti diye örnekler verip duruyoruz…

Peki nasıldır Hz. Ömer’in adaleti diye sorarsanız yarenlerim

Sizlere Faruk-u Azam’ın hayatından bazı yaşanmışlıklar aktarmak isterim

Hazreti Ömer’in;

Adalet’te,

Doğruluk’ ta,

Tevazu’ da olan üstünlüğü

Yüzyıllar boyunca herkesin malumdur erenler..

O kanaat dervişinin yastığı taş,

Yatağı toprak olmuştur her daim…

Halifeliğinde iki dirhem gündelik alır,

Bir rivayete göre hırkasında 12 ya da 21 yama bulunurmuş.

Kendi hallerimizi,

Şu aşırı gidişlerimizi,

Debdebe ve israfımızı,

O yüce insanın karşısına nasıl koyabiliriz ki…

Doğrusu mukayese etmek bile abesle iştigal olur kanaatindeyim…

Bir gün Hazreti Ömer (R.A) Medine sokaklarından geçmekte iken bir kadın oğluna seslenir.

Oğlum çekil oradan Halife geçiyor

O sırada orada bulunan komşusu ise kadına şöyle der

Bu insan dün sadece Ömer’di. Bugün halife mi oldu?”

Bu sözleri işiten Hz. Ömer gülümseyerek okadına dönüp,

Bana eski halimi hatırlattığın için teşekkür ederim” diye cevap verir.

‘Erdem ‘ budur işte yarenlerim…

Erdemli yönetici dünü unutmadan,

Bu güne anlam kazandırandır.

Peki ya günümüzde durum nedir?

Hiç kafa yordunuz mu erenler?

Ben fakir kendi çapımda biraz mesai harcadım bu konuda dostlarım.

Oraya buraya döndüm,

Hafızamı zorladım,

Siyasilerin durumlarına göz attım,

Devlet adamlarının hangi çizgide olduklarına baktım…

Halkla böyle konuşan ve halkı ciddiye alan bir devletli aradım.

“Sen seni bil!” diyen Hacı Bayram-ı Veli’ye kulak verdim.

İnsanlarla bol bol konuşan,

Araya mesafeler duvarlar koymayan,

Halk adamlarını aradım!

Fakat ne yazık ki karşılaştığım tablonun çok da iç açıcı olduğunu söyleyemiyorum.

Öte yandan Hazreti Ömer’in hayatında ders alınacak hikmetlerle dolu dostlarım…

İşte bu arayışın yorgunluğu,

Ve henüz çiçeği burnunda bir yığın yeni yöneticinin koltuk sevinci yaşadığı bu süreçte

Tarihe nakşeden ismi ile bu kutlu devlet adamının (Hz. Ömer) hayatından bazı kesitlerle gerçek devlet adamı nasıl olur?

Gerçek yönetici nasıl olmalı naçizane ilgililerin dikkatine sunmak istedim…

Diyor ki bu zat-ı şahane:

Bazı şeylere tamah etmek fakirliktir. Bazı yeis ve ümitsizlik ise zenginliktir.”

 Adalet ve doğruluk abidesi her zaman kendisini sınamış, tartmış.

Neden?

Hata yapmayayım,

Yanılmayayım diye!!!

İnsanların Hz. Ömer gibi mükemmel olmasını bu çağda bekleyemeyiz…

Lakin en azından bu şanlı büyüğün güzel vasıflarından bir pay çıkarabiliriz.

Daha yerinde ifade ile çıkarmalı günümüz yönetici sıfatında sabaha gözlerini açan zatlar.

Geceleri oturup Hazreti Ömer’i okuyorum sevgili dostlarım.

Onun hayatının hangi noktasına baksak;

Bir güzellik,

Bir heybet,

Bir hikmet fışkırıyor.

İşte bu zat-ı şahanenin hayatında vuku bulan örnek bir hükmü taze yöneticilerimiz e sunup işlerinin ne zor olduğunu bir kez daha hatırlatalım…

Faruk-u Azam,

Bir gün şehir dışında kırlık bir yerde çoluk çocuğuyla perişan yoksul bir kadın görür.

Kadın, yaktığı ateşin üzerinde bir tencereyi durup dinlenmeden karıştırmaktadır.

O karıştırırken;

Çocuklar da is, kir, pas içinde durmadan ağlarlar.

Nihayet Hz. Ömer sorar:

“Bu çocuklar niçin ağlıyor?

Ne yapıyorsun orada bacım?” diye.

Kadın,

Faruku Azam’ı tanımaz.

“Ne olacak dert pişiriyorum… Çocuklar aç; yemek sansınlar diye tencereye su koydum, onu karıştırıyorum.”

Hazreti Ömer’in yüreği dağlanır bu söz üstüne.

Süratle geri dönüp Peygamber beldesine varır, çarçabuk un, yağ, hurma alıp bunları bir çuvala koyarak sırtına yükler, iki büklüm koşar kadın ve çocuklarının yanına.

Kadının ve çocukların sevincini varın düşünün dostlarım.

Ocak yeniden yakılır,

Yemek pişirilip, çocukların karnı doyurulduktan sonra

Kadın şöyle der Hazreti Ömer’e.

Ey ulu kişi! Ömer’in oturduğu makama o değil, sen lâyıksın…”

Ve ertesi gün adaletin bekçisi bu kadına devletin hazinesinden aylık bağlatır.

Yoksulluğun beller büktüğü günümüz dünyasında Allah hem böyle su kaynatıp - taş pişirenlere yardım etsin…

Hem de hayatını hayra iyiliğe adamış insanlara daha büyük hayırlar için geçit ve imkân versin inşallah yarenlerim…

Peki bütün bunları neden anlattık,

Niçin kaleme aldık diye soruyorsanız şayet erenler;

Başta belirttiğimiz gibi;

Şayet ‘Allah’, ‘Hesap Günü’, ‘Gerçek Dünya’ gibi kavramlar hayatınızda yer etmişse,

Ve isminizin önünde bir titriniz varsa,

İnsanların sorumluluğuna,

Sevk ve idaresine dair dikkate almamız gereken temel kıstaslar işte burada yatmaktadır…

Dünya sonsuz değil sevgili dostlarım;

Mal-mülk,

Şan-şöhret,

Makam –mevki,

Güzellik-yakışıklılık

Bütün bunlar hep ‘Yalan Dünya’nın geçici olgularıdır…

Gün gelecek hak vaki olacak ve uğruna bir ömrü heba ettiğimiz her şeyi geride bırakıp,

Birkaç metre bezle terki dünya edeceğiz ki o da kısmet olursa erenler…

Ve o yolculuk da yanımızda hiç kimse olmayacak.

Ne paşalığımız,

Ne genel müdürlüğümüz,

Ne assolistliğimiz,

Ne Başbakanlığımız,

Ne bakanlığımız,

Ne belediye başkanlığımız,

Ne e hanlar - hamamlar,

Ne bol sıfırlı banka hesapları fayda sağlayacak o gün!

Ne de canımızda aziz bildiğimiz evlatlarımız.

O sebepten başına taşları yastık yapan,

Üzerindeki hırkasında 21 yama bulunan Faruk-u Azam’ı, aklımızdan çıkarmayalım.

Özellikle bu dünya da köşeleri tutmuş olan,

Oturduğu koltuğu paşa dedesinden miras algılayıp dört elle sarılan,

Elde ettiklerini korumak uğruna bulaşmadığı çirkef kalmayan,

Kerameti kendilerinden menkul zanneden gafillerin

 

Gürkan Ofis Mobilyaları