KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


DÜNYA KAÇ MİLYAR İNSANI BESLEYEBİLİR?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, dünya nüfusunun günümüzdeki sayısı ile ilgili farklı değerler söz konusudur. Rakamlara göre nüfusun 7 milyarı aşmış olduğu belirtilmektedir. Bu sayının her geçen yıl artacağı; 2040´da 9,1 milyara, 2060´da 10,1 milyara, 2080´de 10,8 milyara ve 2100´e gelindiğinde ise dünya nüfusun 11 milyarı geçerek 11,1 milyarı bulacağı tahmin edilmektedir.

Nüfus artışının, en fazla gelişmekte olan ülkelerde görüleceği öngörülmektedir. Dolayısıyla 2100 yılında dünyadaki nüfusun 9,9 milyarı gelişmekte olan; 1,2 milyarı da gelişmiş ülkelerde olacağı bildirilmektedir. Bu konuda pek çok kaynakta farklı değerler verilmektedir. Ancak rakamlar aşağı yukarı bu civardadır. Konuyla ilgili olarak ayrıca en çok nüfus artışının Afrika´da gerçekleşeceği, Hindistan´ın nüfusunun Çin´i geçeceği bunun yanı sıra Avrupa´nın nüfusunun da azalacağı tahmin edilmektedir.

Değerli dostlar, dünya nüfusu ile ilgili pek çok değerlendirmeler yapılabilir. Pek çok şey söylenebilir. Ancak benim bugün asıl üzerinde durmak istediğim husus, dünyanın en fazla ne kadar nüfusu besleyebileceği ve bu konuda hangi önlemlerin alınacağı ile ilgilidir. Bu yazımda, bunların yanıtlarını vermeye çalışacağım. Biraz da geçmişe gideceğim.

1700´lü yılların sonlarına doğru İngiltere´de küçük bir kasabada rahiplik de yapan Thomas Malthus adındaki iktisatçı, belki de düzenlediği vaftiz ve cenaze törenlerinden etkilenerek; doğanların sayısının, ölenlerin sayısından daha fazla olduğunu fark etti. Bunun üzerine, ülke nüfusunun hızla artacağını düşündü. Bu durumu dünya geneline oranladığında ve nüfusun besin ihtiyacını da göz önünde bulundurduğunda, dünya nüfusunu beslemek için daha fazla gıdaya ihtiyaç olacağını düşündü. Bu konuda yeni bir nüfus teorisi ortaya koydu. Bu teoriye göre nüfus serbest bırakıldığında geometrik, gıdalar ise aritmetik dizi şeklinde artıyordu. Yani nüfusun artış hızı, gıdaların hızından çok fazlaydı. Artışlar arasındaki fark nedeniyle yüzyıl sonunda besin maddelerinin üretimi 5 kat, dünya nüfusu ise 16 kat artacaktı. Dolayısıyla, bir gün dünyanın tüm nüfusu besleyemeyecek noktaya geleceğini öngördü. Bu çok ilginç bir öngörüydü. Dünya çapında da ses getirdi. Ancak Malthus´un öngörüsü, şimdiye kadar şükür gerçekleşmedi. Zira gıda üretim tekniklerinin gelişimi ile üretim veriminin artışına bağlı olarak, ürün miktarında artış kaydedildi. Ayrıca dünya nüfusunun artışındaki hız da düştü. Bu bakımdan insanlık böyle bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmadı. Ancak bu durum insanlığın bundan sonra gıda krizi ile karşı karşıya kalmayacağı anlamına gelmemektedir? 

Değerli dostlar, meşhur teorinin ortaya çıkışından yaklaşık 200 yıl sonra, konunun uzmanları dünya çapında yapmış oldukları uyarılarla; artık tarımsal ürünlerdeki yeterlilik durumunun değişeceğini yani dünyadaki tarımsal arazilerin ve su kaynaklarının yetersiz hale geleceğini ortaya koymuşlar ve konuyla ilgili olarak faklı açıklamalar da bulunmuşlardır. Artık durum hiç de pembe görünmemektedir. Böyle gelmiş, böyle gitmeyecektir. Uzmanlara göre 21. Yüzyılın en önemli sorunlarından birinin dünya nüfusunu besleyecek kaynakların yetersizliğine bağlı olarak gıda güvenliğinin sağlanmasının gerekliliğidir. Bu, tüm dünya ülkeleri için adeta varoluşsal bir sorun anlamına gelmektedir.

Konuya bir başka açıdan yaklaşıldığında, diğer bir ifadeyle dünya nüfusu 11 milyarı besleyecek kaynaklara sahip mi? Konunun tüm özü bu. Uzmanlar açısından ve insanlığın geleceği açısından tüm mesele, bu sorunun yanıtını bulmaktır.

Değerli dostlar, tarımsal üretimde yapılan bazı gelişmelerle ve teknolojinin de yardımıyla insanlık gıda güvenliği konusunda ciddi bir sıkıntı yaşamadan, bugünlere kadar geldi. Ancak mevcut durumun sürdürülemez olduğu,  bundan sonra yeni değişimlere ve gelişimlere ihtiyaç olduğu ifade edilmektedir. Konu ile ilgili çalışan uzmanlara göre mevcut tarımsal arazilerle 11 milyar insana yetecek gıda üretmenin olanaksız olduğu; ayrıca küresel ısınmanın da bu durumu olumsuz etkileyeceği, bunun sonucunda da toplam ürün miktarının iklim değişikliklerine de bağlı olarak değişken bir seyir izleyeceği ifade edilmektedir. Örneğin Rusya´da yaşanacak bir kuraklığın, arpa ve buğdayın üretim miktarını azaltacağı, bunun da aynı zamanda fiyatları küresel boyutta etkileyeceği belirtilmektedir. Dolayısıyla böyle bir durumda, ekmek fiyatları da kaçınılmaz olarak artacaktır. Buna ilaveten petrol fiyatlarındaki artış da maliyetleri artıracağından yine benzer şekilde petrol fiyat artışı tarımsal ürünlerin miktarının azalmasına ve fiyatlarının da dünya ölçeğinde artmasına neden olabilecektir.

Bu konuda dünyada yaşanmış kısmi krizlerden de bahsetmek mümkündür. 2008 yılında tahıl ihracatçısı ülkelerde yaşanan kuraklıkla beraber gelen üretim düşüklüğüne ek olarak petrol fiyatlarındaki artışın da tüm dünyada fiyat anlamında krize neden olduğu, bunun sonucu 2006 yılına göre 2008 yılında pirinç fiyatının %200´den, buğday fiyatının da %130´dan fazla arttığı bildirilmektedir.

Değerli dostlar, gıda sorununun çözümü için alınması gereken önlemlerle ilgili birkaç husus da belirtilebilir. Bunlardan biri, öncelikle çürüme ve hastalıklara bağlı olarak kaybedilen hasadın önüne geçilmesi olarak ifade edilebilir. Tüm dünyada kaybedilen hasadın, toplam üretimin yaklaşık olarak %30´u olduğu tahmin edilmektedir. Bunun için pek çok ülkelerde soğuk hava depolarına ihtiyacın olduğu bilinmektedir. Hâlbuki özellikle Afrika´da henüz elektriği bile olmayan köylerin olduğu da bir gerçektir. Bu konuda önlemler alınması gerekmektedir. Elektrik olmasa da elektriğe bağlı olmayan değişik yöntemlerle soğuk alanların oluşturulmaları önemlidir. Dolayısıyla bir şekilde israfın önüne geçilmesi zorunlu olarak görünmektedir.

Diğer bir önlem ise uzmanlara göre tohumlardaki genetik değişikliklerle fotosentez olayını da daha etkin hale getirerek, ürünlerin daha hızlı ve daha fazla büyümesine olanak sağlamak olduğu belirtilmektedir. Ancak bu yöntemde bazı sıkıntıların oluşacağı ile ilgili görüşler de mevcuttur. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştireceği ve belki de diğer başka problemlere neden olabileceği yönünde de görüşler ortaya konmaktadır.

Değerli dostlar, gıda sorununun çözümü çalışmalarından da görüldüğü üzere, yaşadığımız evrende bir sorunun çözülmesi, diğer başka sorunların doğmasına neden olmaktadır. Bir sorun çözülürken, başka bir sorun ortaya çıkmaktadır. Ancak yaşam böyle, yapı ise bir denge. Dolayısıyla tüm sistem denge üzerinden sürmekte. Gıda sorunu da diğer tüm sorunlar gibi aslında tüm insanlığın ortak sorunu. Bu konuda tüm insanlık ortak hareket ederek, ortak çareler ortaya koyabilir. Buna insanlığın bence çok ihtiyacı var. Zira gemi tek ve ortak. Sonuçta, sorunlar da ortak. Gemisini kurtaran da kaptan olmayacak? 

 

Hoşça kalın?

 

Not: Bu yazı çeşitli kaynaklardan yararlanarak hazırlanmıştır.