KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


DÜNYA ARTIK FARKLI DÖNMEKTE!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”…

Peygamberi böyle seslenen bir ümmet;

İhtiyaç hasıl olduğunda varını – yoğunu ortaya koymaz mı?

İşte tam da o sözün gereğinin yerine getirmenin;

Devletimize,

Milletimize,

Ve dahi kendimize karşı vazifemizi yerine getirmenin tam da zamanıdır.

Aç olanla ekmeğini bölüşme vaktidir erenler…

El ele tutuşmadan,

Gönül gönüle verme vakti gelip çatmıştır.

Hem dinî,

Hem millî,

Hem de insani bir zorunluluktur bu yarenlerim…

Paylaşma ve bölüşme,

Yokları var eyleme zamanıdır.

“Zırnık bile yok!” diye bir taraflarını yırtıp ruhlarındaki çirkinlikleri kelimelere dökenlere inat!

İyilik ve güzellik hareketinin içinde yer bulma vaktidir.

Zira o nasipsizle r hangi vakit hayırlı bir işi destekleyip,

Bir sıkıntıyı gidermek adına omuz verdiler ki bugün versinler.

‘Zırnık’ dahi vermeyi bilmeyip,

Gönlü bol hayır sahiplerini aşağılama çabasına düşen,

Bu nasipsiz yaratıklarda kin ve nefret duyguları öyle bir noktaya ulaşmıştır ki,

Kendi yarattıkları öfke denizinde boğulup yok olmak üzereler

İşte bu ruhu, bedeni, duyguları karanlık nasipsiz yaratıklara inat;

“Biz bize yeteriz” diyerek,

Üçe - beşe bakmadan,

Fakir – fukaramız,

Garip – gurabamız,

İhtiyarımız,

Kimsesizimiz,

Dul ve yetimimiz,

İşsiz,

Yoksulluk girdabında hayatta kalmaya çalışanlarımız için …

Ülkemiz için,

Yarınlarımız,

Göz aydınlığımız çocuklarımız için…

Bu kampanyaya destek vermeliyiz erenler…

Hepimiz imkanlarımız nispetinde,

Gücümüz yettiği ölçütte destek vermeliyiz.

Özellikle bayram coşkusunu yaşamaya çalıştığımız bugünlerde bu konuları daha bir öncelemeliyiz.

Çünkü biz, hep birlikte Türkiye’yiz!

Biz tek yumruk,

Tek yürek,

Tek ses olduğumuz sürece payidar olacağız.

Sıkıntılı zamlardan,

Zorlu ve karanlık dehlizlerden geçip,

Aydınlık güzel günlere ulaşma çabası içindeyiz erenler!

Ve kanaatim oldur ki bu sancılı süreçte en çok sıkıntı çekenler hiç şüphesiz ihtiyarlarımızdır.

Ömürlerini türlü cefalarla tüketen,

Türlü zorlukları göğüsleyip yıkılmadan bugünlere ulaşan,

Ve bugün artık rahat etmesi gereken bu insanlar,

Ne hazindir ki yine fotoğrafın karanlıkta kalmış bölümünde yer almaktalar.

Yine görmezden gelinen,

Yine ötelenip,

Yine yok sayılan kesim olmaktalar…

Oysa insan ömrü nedir ki?

Göz açıp kapayıncaya kadar tükenen,

Bir rüyalık bir zaman dilimi gibidir…

Koşuşturma,

Çalışma,

Çabalama,

Üretme zamanlarını çıkardığımızda,

Yani tam da hayatın durulduğu vakitlere

‘İhtiyarlık’ demişler!

Gerçi ben fakire sorarsanız,

Ben ‘Tecrübe’ olarak değerlendiririm…

Bu sıkıntılı süreç ( Pandemi Süreci) başladığından beri ‘Altmış beş yaş üzeri’ büyüklerimiz için sık sık ‘Yaşlılar’ ifadesi kullanılıyor ki…

Açıkçası o yıllara doğru yol alan 50 yaşındaki bu fakir için durum;

Kırıcı,

Eksiltici,

Ve dahi aşağılayıcı bir söylem geliyor…

Öyle ki kendilerine bundan türlü vazife çıkaran terbiye ve nezaket yoksunu bir sürü kendini bilmez; toplumumuzun ‘Kara Kutusu’ diyebileceğimiz bu kıymetli büyüklerimizi rencide edici tavırlarıyla âdeta sınırları zorluyorlar.

Bu tavır ve söylemleri gördükçe

Büyük Azeri Şair Bahtiyar Vahapzade’nin “Ahhh Gocalar” şiiri geliyor yadıma ve içim titriyor.

Gençlerimiz,

Geleceğimizin umutları hangi ara böylesi küstahlaştı?

Ne vakit sosyal medyadaki birkaç beğeni için büyükleriyle dalga geçen bu kuşak türedi erenler?

Bu gençleri gerçekten biz mi yetiştirdik?

Bizler ihtiyarlarımızı seksen metrekarelik apartman dairlerine hapsettik!

Ve istatistiklere göre eşini kaybeden büyüklerimizin büyük çoğunluğu ya yalnız ya da kızının veya oğlunun evinde yaşıyor!

Bunun kolay olduğunu mu sanıyorsunuz?

Yüreğim burkularak söylemeliyim ki kimi dedeler, büyükbabalar özellikle geliniyle oturanlar, eve sıkıntı vermemek, birtakım sorunlara sebep olmamak için sabah evden çıkıp, akşama kadar dışarıda vakit geçiriyorlar.

Bunu herkesin bildiğini tahmin ediyorum zira bu küçücük evlerde bu insanlar geniş geniş oturamıyorlar işte!

Yere – göğe sığdıramadığımız ‘Kapitalist Sistem’,

Bizlere öyle bir hayat çerçevesi çizdi ki yarenlerim;

İçinde büyüklerimiz yok!

Akrabalarımız yok!

Eşimiz – dostumuz sınırlı…

Aslında bizler bile yokuz!

Seksen, yüz, yüz elli metrekarelik ev olur mu?

İnsanın ayağının yere değmediği beş katlı, on katlı, otuz katlı ev olur mu?

Daha doğrusu Müslümanın evi böyle olur mu?

Bizim maziden getirdiğimiz hiçbir kültür ve medeniyet yaşantımız ile örtüşmeyen bu sözde yaşama düzeninin bize göre olmadığı çok açık erenler…

Bu sıkıntılı süreçte insanlarımız bu evlerde sıkıntıdan patladı.

Büyüklerimiz için farklı bir ‘Sosyal yaşam modeli’ ni hayata geçirmemiz gerek.

Aslında bunu devlet yapmalı.

Huzurevleri yerine;

Eskiden olduğu gibi huzur bulacağımız mahalleler inşa edilmeli…

Ve her şeyimizi borçlu olduğumuz büyüklerimiz bahçeli evlerde, mahallelerde yaşatılmalı.

Ömürlerinin son demlerini bu mekanlarda gerçek manada huzuru yaşayarak göçüp gitmeli bu alemden.

Onlara bunu borçluyuz erenler.

Dünya, artık farklı bir yörüngede dönmeye başladı.

Artık ‘Bulaşıcı Hastalıklar’ çok sık kapımızı çalacağa benziyor.

Zira taktiksel savaşların yeni gözdesi bu bulaşıcı hastalıklar olacak gibi!

Şehirlerimizi,

Mahallelerimizi ‘Sosyal İzolasyon’ un daha kolay yapılabileceği,

Lakin insanlarımızın sıkılmadan, birbirlerini bahçeden bahçeye, evden eve görüp uzaktan sohbet edebileceği bir yeni hayat modeli oluşturmak elzemdir.

Bütün bu beton yığınlarından vazgeçip bunu becermek ne derece kabil olur bilemem,

Lakin bunu yapmazsak dünün değerlerini yarınlara sağlıklı aktarmak mümkün olamaz.

Biz olmak,

Birliğimizi daim kılmak,

Yarınlara umutla bakmak için

Geçmişe sahip çıkmak zorundayız.

Bakın kaç bayramdır evlere kapandık,

Özellikle de yaşlılarımızı unuttuk

Artık bu bayram bu eksiği giderme zamanı.

Yine tedbirleri elden bırakmadan

Yaşlılarımızı ziyaret edip, dualarını almalayız.

Kalın sağlıcakla.

Gürkan Ofis Mobilyaları