KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


DÜNYANIN EN DERİN YERİNDEN ÇEKİLEN GÖRÜNTÜLER

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, yakın zamanda medyada yer alan bir habere göre; Büyük (Pasifik) Okyanusun batısında bulunan ve Japonya ile Endonezya´nın tam ortasındaki Dünyanın en derin yeri kabul edilen Mariana Çukuruna, ABD´li bir kâşif özel denizaltısı ile dalış gerçekleştirdi. Dalış yapılan mesafe, yaklaşık olarak 11 km. Bu muazzam bir mesafe, 11.000 m. Hepimizin maruz kaldığı açık hava basıncının; yaklaşık 10 m derinliğindeki suyun, 1 metrekare tabanına yaptığı ağırlığının etkisi olduğu göz önüne alındığında; söz konusu derinlikteki basıncın açık hava basıncının, takriben 1.100 katı olduğu anlaşılmaktadır. Müthiş bir basınç, dayanmak ne mümkün! Basıncın bu derecede yüksek olması nedeniyle, bu derinliğe inmekle uzaya insan göndermenin neredeyse aynı zorluğa sahip olduğu belirtilmektedir. Dalış mesafesi yaklaşık 3.660kat apartman yüksekliği kadar. Çok ciddi bir yükseklik. Dalışın 3,5 saat sürdüğü, dipte 4 saat süre ile kalındığı ve yüzeye çıkışın da 4 saati bulduğu belirtilmiştir. İşlem için yaklaşık 12 saat harcanmıştır. Bu süre zarfında, en dipte yaşam ile ilgili gözlemler yapıldığı ve daha önce bu derinlikte yaşamın olmayacağı ile ilgili tarihsel görüşün de doğru olmadığının gözlendiği ifade edilmiştir. Burada saydam yapıda olan, yaşayan canlılara rastlanılmıştır.

/resimler/2019-5/15/1723469791708.jpg

Canlılardan başka ilginç bir görüntü daha saptanmıştır. Dünyanın en dibinde bile plastik atık görülmüştür. Bunlar plastik torba ile şekerleme poşeti. Daha önce de gözlemlenen plastik atıklar, akıntılarla buralara kadar gelmektedir. Bence Dünyamızın geleceği açısından en tehlikeli olan Mariana Çukurunda da plastik atıkların gözlenmesidir. Bu atık, kirliliğin hangi boyutlara geldiğinin diğer ifadeyle Dünyanın ne kadar da kirlendiğinin kanıtıdır. Dünyanın en derin yerinde dahi plastik atık bulunursa diğer yerlerindeki durumu artık siz tahmin edin. Bir TV konuşmamda da: ?Dünyanın entropisi hiçbir dönemde olmadığı kadar artmıştır?, demiştim. Bu son gözlem, benim sözlerimi maalesef doğrulamaktadır. Bu durum, gelecek açısından da ciddi bir tehlike demektir. Bir taraftan buzulların erimesi, diğer taraftan da denizlerin en dibinin bile kirlenmesi?

Dostlar, daha önce de birkaç kez ifade ettim. Dünyamızda ciddi sıkıntılar vardır. Bunların en başında da üretimin aşırı derecede artmasıdır. Bu durum, bir açıdan maliyetlerin düşmesine ve pek çok ürünün, pek çok insana ulaşmasına ve kullanımına neden olurken; diğer açıdan kaynakların tükenmesine ve çevrenin kirlenmesine de neden olmaktadır. Burada şirketlerin ciddi rolleri bulunmaktadır. Ancak toplumlarında üretimi artırıcı talepleri, üretimi körüklemektedir. Aşırı üretim de aşırı tüketim sonucunu doğurmaktadır. Bu tek taraflı bir yapı değil. Emme basma tulumbası gibi çift yönlü. Arzı talep, talebi de arz güdülemektedir. Sorumluluğu tek bir kısma yüklemek doğru olmaz; bilakis haksızlık olur. Dolayısıyla ortaya çıkan bu yapının bedellerinin ne kadar ciddi boyutlarda olduğu da açıktır. Her şeyin bir bedeli oluşmaktadır. Bu kadar üretim ve tüketimin bedeli de ciddi çevre sorunu demektir.

Şunu da ifade etmek gerekir ki üretimin artmasına sadece insanların aşırı tüketim eğilimi neden olmamaktadır. Bu noktada, Dünya nüfusunun artması da bir etkendir. Dünyamızın hiçbir döneminde entropi bu kadar yüksek olmadığı gibi hiçbir döneminde de nüfus bu kadar artmamıştı. Zaten nüfusun artışı, entropinin artmasının nedenlerinden biri. Kimi yazarlar; Dünya nüfusunun 7 milyar olmasını, bir eşik çizgisi yani yaşam için alarm olarak belirtmişlerdi. Ancak Dünya nüfusu 7 milyarı aştı. Nüfusun bu raddeye gelmesi, kaynakların tüketiminin ve akabinde çevresel sorunların artmasının diğer bir sebebidir. Bu husus da dikkate alınmalıdır. Sonuçta da her bir üretim; çevreyi değiştirmek yani entropiyi artırmak demektir. Çevreyi değiştirmek ve entropiyi artırmak aynı zamanda çevreyi kirletmek ve bozmak da demektir. Bunun olumsuz yansıması da çevrede yaşayan canlılara ve insanoğlunadır. Bu konuda bir ABD´li Yazarın ifadesiyle: ?Asıl korkutucu olanın entropinin artırılmasına neden olan sürecin etkisinin, düşünülmeyecek kadar geniş alanları da kapsamasıdır. Örneğin, bir anayolda araba kullanan kişinin ayağını gaz pedalına her basışında, çok uzaklardaki bir çocuğun beyninin hasar görmesine neden olması, bu etkinin genişliğinin göstergesidir?.

Değerli dostlar, hep söylerim ya evrendeki her yapı; gerek mikro olsun gerek makro olsun çevresiyle vardır, onunla anlamlıdır. Tıpkı güç sistemlerinin ekserjisi ve insanoğlunun da sosyal çevresi gibi. Bu açıdan çevrenin varlığı, bir anlamda sistemin de varlığıdır. Çevrenin yokluğu sistemin de yokluğu; sistemin yokluğu ise çevrenin anlamsızlığıdır. Her ikisi de birbirinden etkilenmekte ve birbirini de etkilemektedir. İyi çevre iyi sistem, kötü çevre kötü sistemdir. Dolayısıyla insanlığın ortak sağduyu etrafında birleşip, bu sorunu ortak akılla çözmesi gerekmektedir. Bunun için ortak duygu da gereklidir. Dünyanın belli bölgelerinin özelliklede gelişmiş ülkelerinin kendi çevrelerine olan hassasiyetlerinin yüksek olması, bölgesel çözüm getirse de küresel çözüm getiremeyecektir. Burada gelişmiş ülkelere daha çok sorumluluk düşmektedir. Zira Dünya farklı ülkeler tarafından paylaşılmış olsa da sorunlar bütündür. Çözüm de?

 

Hoşça kalın?