KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


ELEŞTİRİ VİCDANİ YÜKÜMLÜLÜKTÜR…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Öfke kasırgaları acı acı esmeye başlayınca,

Kabak ‘HAKİKAT’in başına patlar…

Ve tarafgirliğe soyunan cenahlarda,

“DOĞRU” yalnız, çaresiz ve suskun kalır…

Şayet ben de kaptırmışsam kendimi o rüzgârlara,

Gerçeğin benim yanımda durması sadece kızgınlığımın, öfkemin ve nefretimin işine yarar…

Gerçekler tarafgirliğimin elinde oyuncak haline gelir.

İşte o noktada dostlarım ‘Doğru’ya doğru olduğu için değil de işime yaradığı için ‘Doğru’ derim.

Yanlışları ise yine menfaatlerimle örtüştüğü için avazım çıktığı kadar dillendiririm…

Dostlarım;

Gerçek’ her ne kadar hoşa gitse de, karşı kıyıda kalınca anlamını yitirir gözden düşer.

Ve dahi ‘Yanlış’ ne kadar ürkütücü olursa olsun, bizim kıyıda ise şayet son derce sempatik ve baş tacıdır…

Örneğin bana göre ‘Adam Kayırma’ iğrenç bir eylem, hatta bir suçtur.

Küçüktüm; rahmetli babamla parasız yatılı okullar sınavı için şehre gelmiştik.

İlk sınavdan bir köy çocuğundan beklenmeyecek yüksek bir puan almıştım.

Çok heyecanlıydım, herkes ikinci sınavda da büyük başarı elde edeceğimden çok emindi.

Ve sınavın yapılacağı Hacı Ali Karamercan İlk Okulu’na sınav yerini görmeye gitmiştik.

Orada tanıştığımız bir veli babama ne kadar başarılı olursam olayım sınavı kazanmak için mutlaka torpil gerektiğini söylüyordu…

Bir anda donup kaldım…

Çocuk yüreğimle, torpilin adam kayırmanın ne kadar iğrenç olduğunu düşünüp sistemi bu şekilde işleten büyüklerimden nefret ettim…

Büyüdüm,

Yakınlarının iktidarı üzerinden işe alınanlar, araya adam ve nüfuz koyup kadroya geçen yeteneksizler, torpille “iş kapatmalar” yüzünden defalarca mağdur oldum.

İşsiz kaldım.

Ciddi sıkıntılar çektim.

Hâlâ da nüfuzlu tanıdıkları akrabaları sayesinde çok önemli makamları işgal eden yüzlerce beyinsiz tanıyorum.

Fakat bir zamandır “Yolsuzluğa ve rüşvet” e ses çıkarmayanların tarafında anılıyorum, sırf sustuğum için.

Hak mı bu erenler!

Adam kayıranlar, rüşvetçi ve hırsızlar cezasını bulsun “dersem, bu defada karşı kıyının renklerine gönül vermiş sayılacak olma endişesini bu fakire kim armağan etti?

Adalet mi bu!

Bakın, vicdanımı koyacak yer kalmamış.

Şimdi soruyorum toplumu tarafgirliğe iten hanım ve beylere:

Siz bir tarafsınız her hal ve söyleminizden belli.

Bizleri neden mecbur bırakıyorsunuz taraf olmaya?

Sizlerin bu nefret yükünüzü iki lirasını beş yapıp günü kurtarmaya, üç çocuğun nafakasına yetirmeye çalışan ben fakir çekmek zorunda mıyım?

Vicdanımın bütün çıkmazlarını gezdim.

Sakin.

Suskun.

Sancılı empati denemeleri yaptım.

Vicdanım-ki beğenmeyenler mutlak olacaktır, onlaradır sözüm:

“Hadi siz her günün sabahı, her gündüzün akşamı türlü türlü yollarla bir ayrımcılık cephesi kazıp duruyorsunuz, peki ya biz nasıl kazacağız bu cepheyi?”

Anlaşılan o ki sizler ikiye bölünce hayatın size kalan parçasının size yeterli olacağını zannediyorsunuz, peki ya biz garibanlar hangi kısmından bölelim bu fakir hayatlarımızı?

Peki ya iki parçaya ayrılınca iki parça da kendimize hayat hakkı bulamazsak ne olacak halimiz!

Hayata çarpan bölen felsefesi ile bakarken doğrusu kimin yanındasınız ayrımına varmıyorum; lakin belli ki “Kazanmak ” maksadı ile atılmışsınız ortaya.

Ancak şunu bilin ki geri çekilmek için bile çok geç artık.

Varsayalım ki kazandınız.

Hatırlar mısınız komutan Pirus'un zaferini…

‘Nefret’ in savaşıdır o savaş…

Sonunda Pirus kazanır kazanmasına da, zaferi kazandığı gün zaferi kutlayacak kimse bulamaz yanında…

Ona zaferi getiren ordu hepten yok olmuş, büyük mücadele sonrası zaferle elde edilen kentte ise insan kalmamıştır.

İnsanları yok edince zafer kiminle kutlanır erenler sorarım size?

Eleştiri bir yok etme mücadelesi değildir.

Olmamalıdır!

“Eleştiri vicdani yükümlüktür” …

Hatayı yapan ile hatanın kendisini aynı potada eritmemek içindir.

Eleştiri, “Hazreti Adem” cevheri taşıyan insanoğlundan umudu kesmemek adına, Adem neslini kabahatlerden ibaret görmemek içindir.

Eleştiri, kabahati Ademoğlu’ndan uzaklaştırmak maksadıyladır..

Yaşamda her şey siyah-beyaz değildir.

Marifet, elle dille yapılanların faili kendimiz de olsak, kendi kalbimizin o eylem ve söylemlere buğz edebilecek direnci korumasıdır.

Kendimiz yaptık diye, kendimiz söyledik diye kalbimizi de söylediklerimizin eylediklerimizin taraftarı yaparsak halimiz yaman.

İşte o zaman yegane sermayemiz olan “İman”ı kıyısından köşesinden börtü böceğe yedirmiş olmaz mıyız?

Asıl olan; karşıtlarımızın elinden ve dilinden de gelse, doğrunun yanında olacak o kalbi içimizde taşımaktır…

Tabii hiç kolay değil bunu başarmak, ama zafer böyle kazanılacak…

 Ve bu çıkmazlardan hep birlikte kurtulup ışığa kavuşacağız...

Hata ettiğini anlayıp nedamet getirenlerimizle,

Haklı olduğu ortaya çıktığında kibirlenmemek için yine kerameti kendinden farklı yerlerde arayanlarla yola devam edeceğiz...

Gürkan Ofis Mobilyaları