KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


ERCİYES DAĞI´NIN GÖRKEMİ VE ÇEKİM ETKİSİ

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar,  Kayseri´ye giderken şehre yaklaşıp Erciyes Dağını gördüğümde, hep etkilenmişimdir. Bu etkilenme, sadece ben de mi var desem. Galiba değil derim. Pek çok Kayserilinin de benim gibi uzun süre şehirden uzak kalıp Erciyes´i gördüğünde etkilendiğini bilirim. Kaldı ki şehirde, Erciyes manzaralı evde oturmak da tercih sebebi olarak bilinir. Rahmetli anacığımın oturduğu evi de dağ manzaralı denebilir. Ben de orada kaldığım zamanlarda, ara sıra dağı seyrederdim. Dağın görünümü ile ilgili bilgileri de anacığıma aktarırdım.  Demek ki etkilenme ortak kültürel değerin sonucuymuş. Tüm Kayserililerde ve şehirlilerde aynı duygu yaşanırmış?

Erciyes´in heybetli duruşu kadar, tarihten taşıdığı anlamı da dikkate değerdir. Kayaç yaşının 30 milyon yıl olduğu belirtilmektedir. Yani 30 milyon yaşındaki kayaçların oluşturduğu bir yapıdan söz edilmektedir. Dağ aynı zamanda volkaniktir. Tarihte birçok kez patlamaların olduğu belirtilmektedir. En son yaklaşık 2300 sene önce patladığı, kaynaklarda verilmektedir.

Yaşı büyük olunca, haliyle bir hayli yıprandığı da söylenebilir. Zira eşyada veya maddede aşınma ve yorulma, zamanla doğru orantılı artarak gelişir. Bu bakımdan, dağın yüksek derecede aşınmaya maruz kalması, çok doğaldır. Her şey gibi o da aşınmadan, yorulmadan nasibini almaktadır.

Değerli dostlar, her şeye rağmen, Erciyes heybetini ve ihtişamını yine de sürdürmektedir. Şehrin aynı zamanda sembolüdür. Kim bilir hangi olaylara şahit olmuştur. Neler neler görmüştür... 30 milyon yıldan beri nelerden etkilenmiş ve neleri de etkilemiştir? Dağa bakanlar aslında 30 milyon yıl öncesini seyretmektedir. O döneme gitmektedir. Dağın fotoğraflama özelliği olsaydı bize hangi olayları gösterirdi, bilinmezdir?

Her şey değiştiği gibi Erciyes de değişmekte ve değişime uğramaktadır. Değişim yasasından o da etkilenmektedir. Etkilenmemek mümkün müdür ki. Yapısı taş olsa da kaya olsa da?

Eskiler dramatik bir olayla karşılaştıklarında; sabır taşı olsa dayanamaz, çatlar; taş olsa kaldıramaz gibisinden ifadeleri çok kullanırdı. Taş, sertliği ve dayanımı açısından insan gibi organik yapılara göre oldukça fazla dayanıklıdır. Organik yapıların ömrü de dayanımı da taş veya kaya gibi yapılara göre ise oldukça azdır. Her organik yapı canlı olmasa da canlı olanlar için söz konusu değerler daha da sınırlıdır.

Değerli dostlar, görkemli yapıları ile dağlar; çekim merkezedir ve insanları da çok etkilemiştir. Zira yukarılar hiyerarşik olarak hep üst yerlerdir. Kutsal değerler de yukarıdan gelmemiş midir?  Üst konumlar; kutsala daha yakın olmak, yükselmek anlamlarına da gelmektedir. Böyle algılanmaktadır. Eski Türklerde Gök Tanrı; göklerdeki, yükseklerdeki Tanrı anlamındadır. Belki de gökler, Tanrısallık makamıdır veya Tanrının makamıdır. Algı olarak, O göklerde bulunmaktadır. Bu açıdan yukarılar, insanlara hep cazip gelmiştir. Bir o kadar da kutsaldır.

Yukarıların cazibesi de bu yüzden devam etmektedir. İş dünyasındaki ve bürokrasideki önemli pozisyonlar için tanımlanan üst makamlar ifadesi, sanırım bu anlamda kullanılmaktadır veya bu anlayıştan gelmektedir. Dolayısıyla yüksek dağlar, insanoğlunu etkilemektedir. Belki de insanlığın ortak kültür kodlarından gelen bir bilgiyle, cazibe hepimizde gelişmiştir. Erciyes, galiba bu yüzden sembol olmuştur. Kayseri´yi görünce her zaman Erciyes akla gelmese de Erciyes´i görünce her zaman Kayserinin akla gelmesi muhtemelen bundan dolayı oluşmuştur ve sembol sayılmıştır. 

Benim çocukluğumda, dağın karı erimezdi. Kayseri çok sıcak olmasına rağmen dağın belli yerlerindeki tüm karlar erise de en tepesindeki yani zirvedekilerin erimediğini görürdük. Eridiğine hiç şahit olmadık. Bu yüzden, dağa şehrin buzluğu, buz deposu veya buzdolabı derdik. Dağ kışın da ters etki yaptığını ve şehrin soğuk olmasına katkı verdiğini söylerdik.

Değerli dostlar, 30 milyon yıl öncesinde insan yeryüzünde henüz yoktu. İnsanın yeryüzünde ve Kayseri´de oluşundan bu zamana kadar kimler geldi ve kimler geçti. Hepsi de dağdan etkilendiler. Kim bilir neler hissettiler. Bunların bazıları günümüze kadar taşındı. Ancak pek çoğu bir ihtimal taşınmadı, taşınamadı veya aktarılamadı. Ancak taşınanlara bakınca, durumun her zaman da pek de hoş olmadığını anlıyoruz. Hiç mi hoş durum olmamıştır, yaşanmamıştır? Diye sorulduğunda da hoş şeyler de yaşanmıştır, hoş şeyler yaşayanlarda olmuştur, onlar da mutlu olmuştur, diyebiliriz. Onların da sedasını duymuşsunuzdur, az da olsa. Diğerlerininkinin de sedalarını duyduk, çoğunlukla. Biraz acıklı da olsa. Kalıcı olarak. Ağlayanları duymasak da dertlileri dinledik. Onları işittik. Bir anlamda onlardan anlamlar çıkarmaya çalıştık. Onlardan anlamaya çalıştık; Kayserilileri, dertlerini ve dertlilerini.  Derdi büyük olan için, bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır, biraz neşeliler için de Ali Dağı derler de dağların hası gibi türküleri dinleyerek. Anlam vermeye çalışarak. Onlar türkü yakmışlar; derdi büyük olanlar büyük Erciyes´e, neşeli olanlar da küçük Ali Dağına bakarak. Dertleri neşelerden büyük sayarak?

Türkü geleneği, Türklere mahsus bir müzik türü olduğundan; onlardan Türklerin sosyal, psikolojik ve diğer özelliklerini anlayabiliyoruz. Türklerden önce yaşamış kavimlerin müzik ve diğer sanatsal yapıtlarından da kavimlerin özelliklerini ve o devirdeki şehrin sosyal, ekonomik ve diğer yapısal özeliklerini anlamak mümkündür. Ancak bu konuda çalışmalar var mı bunu pek bilmiyorum. Yoksa da bence olmalı diyorum.

Değerli dostlar, aslında tüm yapılar ve eşya, insanla anlamlı ve onunla değerlidir. Evrenin ruhu olarak tanımlanan insan, bu noktada belirleyicidir. Belki de tüm kâinat onun etrafında dönmektedir. Belki de ona hizmet etmektedir. Güzeli, değerliyi onun bilinci tanımlamaktadır. O varsa güzel de değerli de anlam kazanmaktadır. O varsa değerler bilinmektedir. Bilmek, bilinç üzerinden gelişmektedir. Bilmek varsa bilinen de vardır. İslam Peygamberi Hz Muhammed´in ifade ettiği gibi Allah da gizli hazine idi, bilinmek istedi ve bu yüzden insanı ve kâinatı yarattı.

İnsanoğlu için bilmek, bu açıdan da anlamlıdır. Anlam yüklemesi bilmek ile ortaya çıkmaktadır. İnsan varsa bilmek vardır; yoksa bilmek de bilinmek de yoktur. Bilinen olsa da. Bilmek yoksa değer de yoktur. Değer insanda olan, onunla ortaya çıkan bir keyfiyettir ve değişkendir. Birine değersiz olan bir şey, diğerine çok değerli olabilir. Özellikle maddi olmayan şeylerin değeri de ölçülemez ve bilinemez. Zira onu ölçecek ne alet var ne de cihaz?

Mesele taş veya dağ değildir. İnsanda bıraktığı etkidir, yaşanmışlıktır, anıdır. Kaldı ki insan olmasa taşın da ne kıymeti kalır? Heybetiyle, görkemiyle şehre egemen olan Erciyes´e anlam ve değer yükleyen en nihayetinde, onun etrafında yaşayan insandır. Onun bakış açısıdır. Tek başına değerli olsa da Erciyes insanla anlamlı, onunla değerlidir. Kaldı ki kâinatta değersiz olan bir şey var mı? Varsa nedir?..

 

Hoşça kalın?