KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


GEÇEN ZAMAN, DEĞİŞEN MEKÂN VE GÖÇEN İNSAN

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Zaman nedir sorusu kolay olsa da, cevabı pek de kolay değildir. Zaman çok bilinen bir kavram olmasına rağmen kolay tanımlanamayan bir olgudur. Sorunun bilimsel tarafı olmakla birlikte felsefi tarafı da mevcuttur.

Yaşadığımız evren üç boyutludur. Bunlar; en, boy ve yüksekliktir. Ayrıca dördüncü boyutu da vardır. O da zamandır. Evrenin üç boyutuna ek olarak dördüncü boyut şeklinde yer almaktadır. Bu noktada evren dört boyutlu, uzay-zaman modeliyle tanımlanmaktadır.

 

Zaman Algısı

Zaman tek yönlüdür. Geçmişten gelip, geleceğe gitmektedir. Mekanik dünya görüşüne göre tek bir kozmik zamandan bahsedilmektedir. Yani evrenin her noktasında, hissedilen an aynıdır. Her yerde aynı an yaşanmaktadır. Adeta tek saat kullanılmaktadır. Hâlbuki modern fiziğe göre tek bir kozmik zamandan bahsetmek, mümkün değildir. Bu durum açıklamaya değerdir. Uzayın çok ötelerinde, herhangi bir olayın oluştuğunu düşünelim. Olayın Dünya’dan hissedilmesi veya gözlenmesi hemen olamaz. Belli bir süre sonra olur. Örneğin, Güneş’te gelişen bir olay ancak 8,3 dakika sonra Dünya’dan hissedilir veya gözlemlenir. Olayın hissedilmesi veya gözlenmesi ışıkla belirlenir. Onun da hızı bellidir. Işığın hızı burada zamanın da hızını belirlemektedir. Konuyla ilgili bir başka örnek daha vermek gerekirse çok uzak (binlerce ışık yılı) mesafede yaşayan birisinin, yeryüzünü gözlemlediğini düşünelim. Bu kişi yeryüzünü nasıl görecektir? Mevcut haliyle değil, uzaklığına bağlı olarak onun geçmişini görecektir. Işığın binlerce yıl önce taşıdığı görüntüyü gözlemleyecektir. Belki de Sümerler dönemini görecek ya da Göktürkler dönemini izleyecektir. Bunun gibi uzayda kozmik tek bir zamandan bahsedilemez. Zamanın içinde, zamanlar vardır. Tıpkı mekânın içinde mekânların varlığı gibi.  Şairin de dediği gibi Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare, geniş bir anın, Parçalanmaz akışında. Bir akış içerisinde gelişen zaman ve onun içindeki yaşam. Yaşamın sınırı olduğu gibi onun da sınırı vardır. Onu da sınırlayan ışıktır…

Tüm bunlara rağmen birçok fizikçi ve filozofun zamanın yanılsamadan ibaret olduğunu düşündüğü de bilinmektedir. Kavram hakkında farklı görüş ve düşünceler de ifade edilmektedir…

 

Geçen (Akan) Zaman

İnsanoğlu, zamanı değişim olarak algılamaktadır. Onun ne olduğunu bilir fakat tanımını bilemeyebilir. Bildiği bir şey daha var ki; o da onun hep ileriye doğru aktığıdır. Geriye doğru akmadığıdır. Geriye doğru akması mümkün müdür? Işık hızı aşılırsa mümkündür. Işık hızını aşmak mümkün müdür? Ya da gidecek geçmiş veya gelecek diye bir yer var mıdır? Tüm bunların yanıtları aranmaktadır…

Zaman makinası konusunda çalışanlar, bir balonun yerçekimi etkisini yenerek yükselmesi veya onun etkisinde kalarak alçalması gibi bir durumun, zamanda da gelişebileceğini ileri sürmektedir. Böylelikle geçmişe ve geleceğe gitme olanağı doğmaktadır. Tüm bunlar henüz düşünce veya kuram aşamasındadır.

Benim bu konuda şahsi düşüncem; geçmiş, an ve gelecek bütünün parçalarıdır. Nasıl ki günümüzü dün oluşturmuşsa geleceği de günümüz oluşturacaktır. Burada olayların birbirine neden-sonuç ilişkisi ile bağlandıklarını düşünüyorum. Tüm olaylar birbirine bu şekilde bağlanmaktadır. Önce bardak düşmekte, sonra da kırılmaktadır.

Geçmişte meydana gelen pek çok olay, günümüzde önemini kaybetmiş olabilir. Ancak onlar geçmişte olmasaydı, bugün olsa bile içinde bulunduğumuz yapı olmayacaktı. Ortaya çıkan olaylar, adeta zincir gibi birbirine bağlanmaktadır. Şurası da bir gerçek ki olayların sadece insanlar tarafından oluşturulduğunu söylemek de olanaksızdır. İnsanoğlunun dışında gelişen birçok olay, bugünün oluşmasında etkili olmuştur. Örneğin beklenmedik doğal bir afet veya ölümler de yaşamın akışını ve yapısını değiştirmektedir…

 

Değişen Mekân

Mekânlar da eşya gibi zamana bağlı olarak değişmektedir. Hiçbir şey olduğu gibi durmamaktadır. Her şey gibi mekânlar da değişim sürecinden geçmektedir. Bilinen yerlerin belli bir süre sonra ne kadar da değiştiği, her zaman gözlenmektedir. Değişim, hızlı ve ani gelişmediğinden, bazen fark edilmemektedir. Tıpkı yüzümüzün ve vücudumuzun, çocukluğumuzdan itibaren sürekli değiştiği halde fark edilmemesi gibi. Dolayısıyla yavaş gelişen değişimler, pek hissedilmemektedir. Ancak eski fotoğraflara bakıldığında, etkisi gözlenmektedir.

Zamana ve yasalara direnmek pek de mümkün değildir. Bu durum bilinmektedir. Mekânlardaki değişim de böyle gelişmektedir. Yavaş da olsa hep süreklidir. Eski Kayseri ile şimdiki arasında neredeyse benzerlik kalmamıştır. Bunu da eski fotoğraflardan gözlemlemek olanaklıdır. Örneğin eskiden her mahallede mutlaka çeşme olurdu. Çoğu yıkıldı. Şimdi onların çok azı kaldı. Kalanların bir kısmında da sular akmaz oldu.

Çağın değerleri ve düşünceleri eskiyi adeta silip süpürdü, mekânların hepsini olmasa da bir kısmını, tarihi motiflere benzerlik açısından bozdu. Eskilerin yerini şimdi yenileri doldurdu. Onlarla birlikte yeni düşüneler de oluştu…

 

Göçen İnsan

Değişen bir durum daha var ki o da akrabalarımız, arkadaşlarımız ve tanıdıklarımızdır. Kısaca onlar dostlarımızdır. Dünyanın nüfusu artarken onların ki azalmaktadır. Onlar da söz konusu değişim yasasından etkilenmektedir. Eskiden Kayseri'de sokağa çıktığımda, pek çok tanıdık, akraba ve arkadaşa rastlamak mümkünken şimdilerde bu durum, pek de mümkün değildir. Kayseri'de bulunduğum günlerde bazen görüşmek için arkadaşların eski dükkânlarına gidiyordum. Gittiğimde görüyordum ki ne o eski dükkân yerinde duruyor ne de arkadaşı bulmak mümkün oluyor. Dükkân yerinde olsa bile arkadaşı bulmak mümkün olmuyor. Hatta bazılarında, yeni sahipleri oturuyor. Onlara ismini de söyleyerek eski arkadaşımı sorduğumda ise ismi bile hiç duymadıklarını söylüyorlar. Sanki eski sahipleri orada hiç olmamış ya da hiç çalışmamışlar…

Yaşam da adeta böyle değil mi? Dünya dükkânları, arkadaşlar da tüm insanları temsil ediyordu sanki. Dükkân olsa bile insan olmuyor dükkânda. Sanki çoğu başka yerlere gitmiş galiba... Dostların bir kısmı, adeta sessiz bir gemiye binerek başka mekânlara göçmüş. Bir kısmı da dünyadan göçmüş. Onları bırakın sokakta görmeyi, bundan sonra mekânlarında bile bulmak mümkün değilmiş…

Hani derler ya; bazı şeyler vardır ki aramakla bulunmaz, ancak onu bulanlar hep arayanlar olurmuş. Umarım bizler iyiliği ve güzelliği hep arayanlardan ve bulanlardan oluruz. Onları bulamasak bile hiç değilse arayanlardan oluruz. Yaşamak da sanki bu olsa gerek. Ona anlam katmak gerek…

 

Hoşça kalın…

 

Gürkan Ofis Mobilyaları