KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ GEREKTİRMEZ…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Devir kapitalizmin devri.

Eşyadan- insana,

Her şey kapitalizmin ezici dişlileri arasında hayatta kalmaya çalışıyor…

Bir eşya almakla,

Bir insanla ‘Dost’ olmak,

Ne hazindir ki aynı çizgide ilerler oldu erenler…

Bizler artık eşyanın ‘Son Moda’,

İnsanın ise ‘Popüler’ olanını seçiyoruz.

Yanlış mı düşünüyorum yarenlerim?

Eskilerin deyimi ile bizler ‘Güzel ve Zengin’e rağbet etmeye devam ediyoruz…

Maddi yada manevi bir sıkıntı yaşadığımızda çevremizde olan insanlara bakalım.

İşini kaybedenin,

Sadece aşını değil;

‘Aşk’ını da kaybettiği bir çağda yaşıyoruz dostlarım.

Zor günümüzde yanımızda kalan kaç kişi var?

Bir dostu kaybettiğimizde,

Yenisini bulmak kolay nasılsa.

Vicdan’dan,

İnsaf’tan,

Adalet’ten

Ve dahi merhamet’ten uzağa düşen insan da

Tüketime dâhil bir nesne artık erenler…

Tükenene kadar,

İnsanlığı tüketebiliriz.

Üstelik siyasetçilerimiz bu konuda topluma yeterince emsal teşkil ediyor...

Birkaç gün üzerine düşünelim.

Mecliste vekil maaşları yükseltilirken çoğunluğun ellerini havada gördük.

Diğer zamanlarda ise aynı eller,

Birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul olduğundan,

Havalara yükselmesi zaman alıyor...

Tuhaf değil mi erenler?

Düne kadar kol kola resim çektirenlerin,

Birbirine darıldıklarında sonra piyasaya sürdükleri ses kayıtları ise dinlenme rekorları kırıyor.

Bir anda ortaya dökülen ses kayıtlarını dinlemeyen kaç kişiyiz?

Yada merak etmeyen ?

Organize şekilde birine kötülük edenler kimsenin yadırgamadığı insanlar haline geldik…

Toplum içinde başları dik,

Gururla gezebiliyorlar.

Bu arada insanların kusurlarını ortaya dökme hevesi harama dâhi değilmiydi?

İnsaf’tan,

Vicdan’dan,

Adalet’ten,

Merhamet’ten

Dem vuran edebiyatçılarımızın söylemleri ne kadarda demode kaldı öyle değil mi erenler?

‘Janjanlı’ kapaklarla albenisi yükseltilerek piyasaya sürülmüş kitaplar,

Ev ve ofis dekorasyonlarımızın hoş bir parçası haline gelmişken,

Kur’an-ı Kerim’ler duvar süsü,

Ayetler ulaşamayacağımız kadar yüksekte.

Âlimler renkli ekranlarda,

Suya sabuna dokunmadan halkı sakızın oruç bozup bozmadığı konusunda beş milyonuncu kez

bilinçlendiriyorlar.

Entelektüeller vazifeleri gereği ‘Her şeye’ muhalif.

Sanatçılar gerçeklerden kaçıp,

Fantastik bir dünya kurup,

Orada eğleşip – zaman öldürüyorlar…

Kişisel gelişimcilerin,

Başarıya ulaşmak için kişiliğin olmadığı her yolu mübah kılan kitapları yok satıyor.

Ademoğlu an be an kendini imha etme abasında…

Hayata başarı diye yüklenen kriterlerin ucu,

 Her daim bol sıfırlı banka cüzdanlarının kılavuzluğunda ulaşılan,

Konforlu ev – ofis ve arabalı yaşamalara ulaşırken,

Ahir zamanda sorulacak soruların cevaplarına her ne hikmetse herkes kulak tıkamış…

Zamanın rutin döngüsünde devinip duran insan,

Kurtuluşu her daim ‘Ağa yada Dağ’ gölgesinde ararken

Alın Teri’nin,

Vicdan rahatlığının

Gönül huzurunun ne manası olabilir ki…

Yan yana görmediğim,

Dost olmadıklarını bildiğim insanların,

Sağda solda birbirini çekiştirmesini doğru bulmasam da,

Durumlarını anlamaya çalışırım…

Hatta kısmen anlarım da.

Birbirlerini yeterince tanımadıkları için önyargıları vardır diye düşünü mazur görürüm.

Fakat bir arada olduklarında,

Hele ki göz önünde sıklıkla

Dostluktan,

Aşk’tan ya da

Dava’dan

Bahseden insanların yollarını ayırdıkları anda birbirini kötüleme halleri,

Ben fakiri her daim dehşete düşürürü yarenlerim…

Bana göre onlar;

Çıkarlarının söz konusu olduğu yerde susmuş olanlardır.

Çıkarları bittiğinde ise döküverirler oralığa her türlü kirli çamaşırı…

Bütün bu tespitlerin ardından şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki erenler

“Dostun nasihat edeni”

“Düşmanın mert olanı makbuldür”.

Ve dostların gerçek ‘Müminin’ ise,

Diğer müminin olmadığı yerde onun itibarını gözetendir.

Bu çerçeveden baktığımızda;

Gerek çevremizde,

Gerekse ekranları parselleyen 

Siyasetçisinden sanatçısına,

Sporcusundan iş adamına,

Bilim adamından alime- ulemaya kadar

Bütün Zat-ı Kiram bir birinin açığını bulup onu refüze etmek, itibarsızlaştırmak için adeta

Kendilerini parçalamaktalar…

Hal böyle olunca fitne kazanları da fokur fokur kaynamaya devam ediyor.

Bütün toplum günah avcılığına soyunup çevresindekilerin hatasını kusurunu arama yarışına girmiş.

Kimse gün gelip te bütün bu yaptıklarından hesaba çekileceğini umursamıyor…

Günah çukurları doluyor ümmetin günahkar bedenleri ile…

Gazap Üzümleri her daim tatlı geliyor din kardeşime

Dün bugüne,

Bugün yarına günah barikatları ile bağlanmakta…

Zaman eskitiyor benlikleri yıpratıyor…

Ademoğlu her daim Deccal’la müttefik…

Bakalım işin sonu neye varacak erenler?

Bakalım hikaye nasıl noktalanacak?

Aslında manzara kılavuz gerektirmiyor lakin

Yine de bir umut belki dönülür zarardan beklentisi ile acı sonu görmezden gelerek

Güzelliklerin umudunu koruyoruz içimizde her daim…

Gürkan Ofis Mobilyaları