KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


HAKİKATİN HİSSEDİLEN HAYSİYETİ VE HUSUSİYETİ

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Hakikatin ‘hak’ kelimesinden türetildiği, gerçek ve doğru anlamlarına geldiği ifade edilmektedir. Mantıksal anlamı da düşünce ile eşyanın uyumu şeklinde belirtilmektedir. İbn-i Sina’ya göre hakikat her şeyde vardır. O şey onunla var olur ve onunla varlığa gerçeklik değeri kazandırır. Farabi de onu varlıkla ilişkilendirerek bir şeyin hakikatini, o şeyin kendine özgü varlığı olarak belirtir. Konunun oldukça derin bir yapısı olduğu bellidir. Zira hakikat ve varlık gibi konular, derin felsefi bilgi birikimini gerektirmektedir. Benim amacım konuyu felsefi alanda tartışmaktan ziyade pratik yaşam zemininde anlamaya çalışmaktır. Pratik yaşamda karşılığını bulmaya gayret etmektir. Yaşamdan örnekler de vererek konuya açıklık getirmektir.

 

Hayat ve Hakikat

Yaşamda pek çok olgu mevcuttur. Bunların bir kısmı doğru anlamında hakikat iken bir kısmı da değildir. Yaşamda hak anlamında doğrular olduğu gibi hak olmayan yanlışlar da vardır. Hatta hak(ikat) zannedilen yanlışlar da olabilmektedir. Ayrıca yaşamda bazı olgular da vardır ki belli bir süre hak(ikat) iken belli süre sonra hak(ikat) olma özelliğini kaybedebilmektedir. Bunların doğruluğu zamana göre değişebilmektedir. Dolayısıyla olguları değerlendirirken kendi zaman ve zemin faktörlerini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım daha sağlıklı bir yapı sergileyecektir. Yaşam bu noktada zaten izafidir. Mutlak değildir. Kime göre, neye göre, ne zaman ve nerde gibi soruların yanıtlarına verecek şekilde geliştirilen, bakış açısı önemlidir. Bu bakımdan hakikatlerin değerlendirilmesinde zaman ve zemin faktörleri de dikkate alınmalıdır. Bunlarla ilgili özellikle geleneksel ve modern yaşamdan birçok örnek verilebilir.

 

Mutlak Hakikat ve Hakikatin Hususiyeti

Mutlak hakikate dayalı anlayışlar, yaşamda pek olmayabilir. Onlar daha çok dinin veya felsefenin ortaya koyduğu, teolojik veya felsefi gerçekliklerdir. İnsanoğlu için mutlak hakikatin varlığı bilinmekle birlikte onun tam olarak ne olduğu konusunda aynı şeyi söylemek pek olanaklı olmayabilir. Mutlak hakikat zaten bilimin de konusu değildir. Bilimin amacı salt hakikati aramaktır. Mutlak hakikat ise daha çok dinlerin ve felsefenin alanına uzanmaktadır. Bu hususta insanoğlu bilim ile birlikte daha çok dinden ve felsefeden bilgilenmek durumundadır.

Hakikatlerin er veya geç ortaya çıkması gibi bir özelliği (hususiyeti) de söz konusudur. Belli bir süre gizlenseler de sonunda ortaya çıkacaklardır. Bunlara engel olunması pek mümkün değildir. Zira hakikatlerin varlığı ve etkisi güneşin ışıltıları gibidir. En nihayetinde balçıkla sıvanamayacaktır. Başlangıçta örtbas edilmeye çalışılsalar da uzun vadede ortaya çıkmalarına karşı konulamayacaktır.

Bir zamanlar özellikle batı toplumlarında kısmen de bizim toplumumuzda bazı bilimsel hakikatlere karşı çıkılmıştı. Ancak tüm bunlara rağmen onların ortaya çıkışı ve etkinliği engellenememişti. Konuya en güzel örnek Galileo’nun yargılanması olayıdır. O, Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü görüşünü ortaya koymuş fakat bu görüşü kilise tarafından yanlış kabul edilerek ölünceye kadar ev hapsine çarptırılmıştı. Zira Galileo; daha önce kilisenin; her şeyin insanlar için yaratılmış olduğu bundan dolayı da Güneş’in, diğer yıldızların ve tüm gezegenlerin Dünya’nın etrafında döndüğü tezine, aykırı bir gerçeği ortaya koymuştu. Son tahlilde kilisenin doğru önermeden çıkardığı evren modeli, yanlış olmuştu. Engizisyon mahkemesi haksız bulsa da Tarih Galileo’yu haklı bulmuştu…

Bir örnek de Osmanlı Türk Devleti zamanında rasathanenin yakılmasıdır. III. Murad’ın müneccimbaşı Takiyüddin, Sultandan belli bir miktar altın alarak bir rasathane kurar. O zamanlar, İstanbul’da meydana gelen veba salgınının rasathaneden kaynaklı olduğu iddia edilir. Bu iddia halk arasında yayılır. Bazı araştırmacılara göre bilime muhalif gurupların etkisiyle; bazı araştırmacılara göre de zamanın Şeyhülislamı Kadızade Ahmet Şemseddin Efendinin, padişaha telkiniyle veya benzer diğer sebeplerden kaynaklı olarak rasathane bir gecede yıkılır. Rasathane sadece 4 ila 5 yıl açık kalır.

Hakikatler eninde sonunda ortaya çıkacak, adalet de yerini bulacaktır. Ancak bunun ne zaman ve nerede olacağı hususu net değildir. Tarih bu konuda çok fazla olaylarla doludur. Bunların çoğu ibretliktir. Tecrübelerle de sabittir…

 

Hakikatin Haysiyeti ve Hayatın Hederi

Yazının başlığında da belirtildiği gibi hakikatlerin haysiyeti (değeri) ve etkisi anlamında bir de onların ağırlığı vardır. Tıpkı gerçeklerin ağırlığı ve etkisi gibidir. Ayrıca acı tarafı da olabilir. Acı olsalar da bilinmesi ve ona göre tavır alınması önemlidir. Bizler bazen dünya hayatının, istediğimiz gibi ve gönlümüze göre olabileceğini, hayal etmekteyiz. Hep böyle olmasını arzulamaktayız. Sonra da evdeki hesap çarşıya uymaz misali, hayal kırıklığına uğramaktayız. Hayatta fazla hayal kırıklıklarının yaşanmaması için hayatın özellikleri ve hakikatlerin bilinmesi bu noktada önemlidir.

Yaşam pek çok güzelliği barındırmasına rağmen pek çok sıkıntıları da üreten bir yapı sergilemektedir. Her şey zıddı ile kaimdir dedikleri de sanki buna işaret etmektedir. Dikensiz gül, külfetsiz nimet, çaba göstermeden de başarı oluşmamaktadır. Oluşsa da kısa süreli oluşmaktadır. Bunun da bilinmesi ve buna göre bir yaşam anlayışının geliştirilmesi; kısa vadede sıkıntılı olsa da uzun vadede, birey ve toplum açısından daha sağlıklı ve sağlam olacaktır.

Küçükken bize acı hayat dersleri verenlerden uzak durmaya çalışırdık. Onların sözlerinin daha çok onlara özel şeyler, olduğunu düşünürdük. Belki de hayalimizde oluşturduğumuz bir yaşam alanının, bir gün gerçekleşeceğini umardık. Belli şeyleri yaşadıktan sonra hayatın gerçek yüzü ile karşılaşınca, durumun pek de düşündüğümüz gibi olmadığını anladık. Tüm bunları anlamak için belli bir yaşanmışlıktan sonra belli bir zamanın da geçmesi gerekiyormuş. Bunu da anladık. Onun için akıl yaşta değil, başta olsa da belli şeyler başa, biraz da yaşla geliyormuş. Tecrübe de böyle bir şey demektir. Zamanla gelişmektedir…

 

Evrenin Anayasası ve Anlaşılması

Evrenin ve yaşamın kanunları vardır. Bunların bir kısmı büyük kanunlardır. Çoğunluğu da küçük kanunlardır. Büyükler; yerçekimi kanunu, maddeyi ve enerjiyi koruyan kanun, entropi kanunu, hareket kanunları, Faraday’ın indüksiyon kanunu gibi kanunlardır. Bunlar eşyayı yöneten kanunlardır. Yaşamı da etkilemektedir. Yaşamı direkt yönetmeseler de yaşam bunlardan etkilenmektedir. Hatta onlara göre şekillenmektedir. Hem de otomatik olarak ve kendiliğinden. Hiç fark ettirmeden…

İnsanoğlu kanunların farkına varmadan da yaşayabiliyor. Ancak kanunlar yaşamın içinde adeta kendini gizleyebiliyor. Onları keşfetmek için epey çaba sarf edilmiş, gözlem yapılmış, deney yapılmış vs. Bu bakımdan doğanın anayasası olarak tanımlanabilecek büyük kanunların, anlaşılması önemlidir. Özellikle 17. yüzyılda başlayan bilimsel gelişme atağı dediğimiz gelişim de kanunların anlaşılmasıyla başlamıştır. Onlar anlaşılınca teknolojiler de üretilmeye başlamıştır. Teknoloji bir anlamda, yasalara karşı önlem almak noktasında cihaz geliştirmektir şeklinde tanımlanabilir.

Teknolojinin tarihi her ne kadar eski olsa da özellikle 17. yüzyılda, büyük bir hız kazanmıştır. Kanunların anlaşılmasının ayrıca aydınlanma denilen yaşam anlayışının ortaya çıkmasına neden olduğu da bilinmektedir. Daha önce pek çok olgunun metafizik alandan kaynaklandığı düşünülürken bundan sonra eşyanın hakikatleri (gerçekleri) daha net anlaşılmıştır. Örneğin eskiden güneş veya ay tutulurken teneke gibi şeyler çalınırdı. Gürültü çıkarılırdı. Bu, kötü ruhlu metafizik varlıkları kovmak için yapılırdı. Bunun, onları kovmak için iyi bir şey olduğu düşünülürdü. Ancak daha sonra anlaşıldı ki güneş tutulması olağan bir doğa olayıdır ve tekrarlıdır. Rahmetli anacığım da bir doğa olayı olduğunda veya bir kuş öttüğünde onlara mutlaka ilginç bir anlam yüklerdi. Konuyla ilgili yaşamdan daha pek çok örnek vermek mümkündür.

Bilimsel gelişme her şeyi çözmüştür ve tüm bilinmeyenleri açıklamıştır demek istemiyorum. Böyle bir iddia zaten söz konusu değildir. Bilimin doğasına da uygun değildir. Bilimin açıklayamadığı, pek çok olgu vardır. Hatta bazılarını hiç açıklayamayacaktır. Ancak bilimsel gelişimler; teknolojinin yaygınlaşmasının yanı sıra hakikatlerin ortaya çıkması hususunda da yaşama önemli katkılar yapmıştır. Bu inkâr edilemez bir gerçektir. 

 

Hakikat ve Adalet

Hakikatlerin bilinmesi ve anlaşılması, yaşamda adaletin sağlanmasına da katkı verecektir. Bu bir gerçektir. Onlar sanki doğanın adaleti sonucu ortaya çıkmış olgulardır. Onlara kimsenin itirazı olamaz veya olması da zaten anlamlı değildir. Herkesi adil oranda etkilemektedir. Örneğin yerçekimi kuvveti, herkesi kütlesi oranında etkilemektedir. Bazı düşünürler, doğaya uygun olguları adil kabul etmektedir. Yaşamda adalete uygun olmayan bir durum gelişmişse bunun sebebi daha çok insanoğlunun kendisidir. Adaletin bu mu dünya denilirken daha çok insandan kaynaklı olumsuzluklar kastedilmektedir…

Hakikatler gerçeğin kendisidir. Adalete dayanmaktadırlar. Belki de onun sonucudurlar. Onlar yaşama faklı anlamlar katmaktadır. Bunların anlaşılması gerek zihinsel gerekse de teknolojik gelişim anlamında toplumların geleceğine önemli faydalar sağlayacaktır. Başlangıcı sıkıntılı olsa da sonucu ümit edilir ki sevinçli olacaktır…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları