KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


HAKİKATLERİ İNCİTİYORUZ…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Zaman su gibi akıp gitmekte.

Daha dün yaz gelmek bilmedi, havalar ne zaman ısınacak? diye sorarken;

Bakın kara kışa hazırlık yapıyoruz.

Hızına ayak uyduramadığımız zaman bizi hızla yeni bir yıla doğru sürüklüyor.

‘Pandemi Süreci’ diye adlandırdığımız hastalık kokan,

Hep hastalık konuştuğumuz kasvet dolu bir yıl oldu doğrusu 2021…

Korktuk,

Endişelendik,

Hayretler içinde kaldık,

En çok da üzüldük.

Belki yılın muhasebesini yapmak için daha çok erken zira daha 3.5 ay var önümüzde nokta koymak için lakin sanırım bilinç altımızda bir an evvel bitsin bu yıl ve yeni yıl ile yepyeni başlangıçlar yapalım arzusundayız.

Bıkkınlıklarımız tavan yapmış durumda.

Dedik ya erenler zaman hızla akıyor…

Fakat ne hazindir ki akıp giden zaman ömür defterimizden her gün bir sayfa kopartıp alırken,

Bizler bu koca ömrü ne uğruna tükettiğimizin hesabını yapmıyor,

Faydasız işlerle tüketiyoruz sayılı günleri…

Sayılı günler diyorum yarenlerim;

Zira insan ömrü sonsuz değil,

İlla ki bir yerde nokta konulacak…

Fakat kendim de dahil etrafıma baktığımda,

Ademoğlunun nasılda hiç ölüm yokmuş gibi,

‘Ömür´ denilen süreç sonsuzmuş gibi davrandığını gördükçe acı acı gülmek geliyor içimden.

Bu yazıyı kaleme aldığımız süreçte bile dostlarım emin olun ki,

Kara kıtada onlarca kişinin daha sayılı günleri tükendi…

Ve dahi ömür defterlerine son nokta konuldu…

Ve yine kuvvetle muhtemel ki bu kişilerin büyük çoğunluğu,

Faydasız ve boş işlerle ömürlerini tükettiler.

Ve yine kuvvetle muhtemel ki son nokta konulup,

Zaman tükenirken amel defterleri;

Hiçlikler,

Anlamsızlıklar,

Boşa harcanmış bir ömrün pişmanlıkları ile doldu…

Yarenlerim;

Hemen hepimiz dünya için,

Gelecek için kendimizi yırtınıp duruyor ;

Bütün cephanemizi bu uğurda tüketiyoruz…

Aslında şeklen ve görünürde dini bütün insanlarız…

Müslüman oluşumuzla kendimizi avutuyoruz…

Ancak kanımca gerçekte hakikatleri incitiyor,

Hakikatleri dikkate almıyoruz…

Aldığımız nefes,

Bizi ısıtan güneş,

Yürüdüğümüz yol,

Ve dahi yaşadığımız asır kurtuluşu mümkün olmayacak şekilde ağır hasta erenler…

Bizlerde bu ölümcül virüsten nasibini almış zavallılar olarak,

Ruhumuza sirayet eden hastalıklarla mücadele edip duruyoruz.

Öyle bir canhıraş mücadelenin içindeyiz ki,

Bir türlü aklımız ve kalbimizi aynı güzergâha yönlendiremiyoruz…

Yine en büyük eksiklerimizden biri yarenlerim ‘Din´ olgusunu içselleştirip özümseyemedik…

Sözün özü erenler ruhlarımızı doğruya ve güzele doğru kanalize edemedik…

Bu tespitim yanlış mı?

Yanlış mı bu kanaat dostlarım sorarım size?

Şöyle bir gözden geçirecek olursak;

Medya,

Siyaset,

Sosyal hayat

Bütünüyle dışa odaklı değil mi?

Hile,

Desise,

Vurdumduymazlık,

Bananecilik,

Bencillik,

İkiyüzlülük,

Riyakârlık gibi kavramlar adeta vazgeçilmezlerimiz haline gelmiş…

Lakin ne hikmetse hiç kimse kendi yaşantısında bu olumsuzlukların varlığını görmüyor,

Kabullenmiyor…

Cümle alem her daim pir-ü pak!

Herkes haklı!

Herkes mükemmel ötesi...

Herkes alim- mütefekkir…

Herkes sosyal bilimci, sosyolog, psikolog…

Herkesin her konuda bilgili, malumatı var…

Haaa…

Bir de son günlerde herkes Ortadoğu uzmanı!!!

Dostlarım doğrusu ne politika,

Ne de siyasetçilerin amaçları beni ırgalamıyor…

Ademoğlunun her türlü konuda ahkam kesip - haddini aşmasını da artık yadırgamıyorum,

Lakin bizler koskoca bir İslam Medeniyetini nasıl böylesine perişan edip,

Ölüm döşeklerine düşürdük?

Bu gerçeği sorgulamamız gerek kanaatindeyim…!

Mesela gelin hep birlikte ‘Müslüman´ kimliğini irdeleyelim…

Zira kanaatim odur ki üzerine konuşulması gereken çok şey var.

Millet olarak da,

Ümmet olarak da,

Hiç aklımızdan çıkarmamalıyız ki dünyada yüzü gülmeyen toplumların tümü İslam ülkeleri,

Tamamı Müslümanlar…

Haber bültenlerinde ateşin, kaosun ve silahın sokaklarda devriye gezdiği,

Her dem masum kanının aktığı İslam coğrafyalarını görüp ümmetin ne hallere düşürüldüğüne bizzat şahit oluyor…

Anlayıp algılayamıyor huzur ve sükûnun bu coğrafyalar da hükümsüz olduğuna…

Muhtemeldir ki bir kaç yıl geriye gittiğimizde bugün perişan haldeki Suriyeli, Iraklı ve dahi diğer İslam coğrafyalarındaki gençlerde ayrımına varamamıştı bu gerçeklerin ve netice ortada…

Kan ve gözyaşına devam…

Katliamlara devam…

Parçalanmışlığa devam…

Efendimin ümmeti,

Alemlerin peygamberinin ümmeti kendini öyle bir keşmekeşin içine sokmuş ki erenler,

Geri kalmışlık,

Kirlilik,

Çirkinlik,

Ucubelik hep İslam Coğrafyalarında….

Peygamberinin Allah´ın emaneti dediği kadınlarının haklarını ihlal etmek,

Çocuklara bile sirayet etmiş;

Üçkâğıt ve sahtekârlık,

Acımazlık,

Vefasızlık yine hep İslam Coğrafyalarında erenler…

Ademoğlunun birbirini en çok incittiği,

Ezip yok ettiği toplumlar yine İslam ülkelerinde.

Bu coğrafyalarda sanki insanlık hükümsüz…

Aklıselim ile değerlendirdikçe insan kahroluyor yarenlerim…

Efendimizin emanet olan İslamiyet ne hazindi ki hiç anlaşılmamış,

Hiç özümsenip içselleştirilememiş,

Hiç yaşanmamış,

Hiç hayata geçirilmemiş adeta!

Nasıl bir inanç algısıdır bu?

Nasıl bir yaşantıdır?

Nasıl bir ümmettir?

Demekten insan kendisini alamıyor son tahlilde erenler…

Hele de haşa huzurdan Allah, kitap tanımaz diğer toplumları düşündükçe,

Onlarla karşılaştırdıkça,

Daha bir üzülüp kederleniyorsunuz.

Bakıp irdelediğinizde adamlarda Allah korkusu,

Allah sevgisi yok ama

Onlar iç işlerini, dışişlerini, mezhep kavgalarını, dünyevi tartışmalarını çözmüş, haletmiş ve en azından orta yolda buluşmuş ve şimdi artık güzel şeyleri konuşup paylaşıyorlar.

Ne yaralayıcı bir tablo…

Allah cc´den korkan bizler,

Sözüm ona kul hakkı bilen bizler,

İçinde düştüğümüz çukurda kendi kendimiz yok etmek için devinirken

Allah –kitap tanımazlar bizlere insanlık dersi veriyor…

Üstat Mehmet Akif Ersoy´un çok güzel bir anekdot okumuştum yıllar önce:

Ve bizler gözümüzü, kulağımızı dört açmış batılı ülkelerin Suriye meselesine olan tutum ve yaklaşımlarının ne olacağını merak ediyor, konuşup duruyoruz.

Hıristiyan’dan

Yahudi´den medet umuyoruz!

Bu gerçekten de bütün İslam coğrafyası için büyük bir utançtır erenler!

Amerika´nın, İngiltere´nin, Fransa´nın, Rusya’nın ve İsrail´in tutum ve yorumlarına odaklanmış hazır kıta bekliyor ‘İslam dünyası!´.

Üzerinde kafa yorulunca dayanılması çok zor olan büyük bir utanç ve büyük bir ayıp değil mi bu durum yarenlerim?

Aklım dimağım almıyor!

Aynı Allah´a,

Aynı peygambere iman eden hak dinin mensupları bizler,

Nasıl olup da aramız da bir birlik kuramıyoruz,

Bu kaosu çözemiyor,

Bu ateşi söndüremiyoruz!

Nasıl olur?

Suriye, Irak, Doğu Türkistan, Filistin, Afganistan, Çeçenya, Arakan ve daha nice bölgede hala ölüm, ıstırap ve zulüm var ve Müslümanlar kan ağlıyor.

Dünya ekonomik, teknolojik, kültürel ve sosyal meselelerle uğraşırken biz hala ortaçağ hesaplarını kapatamamanın ezikliği,

Mezhep ve siyasi kavgalarla soydaşımızı ve dindaşımızı acımasızca öldürüp,

Birbirimizle uğraşmanın hesapları içerisindeyiz…

Bu hazin, bu kara tablo içinde hepimiz bütün Müslümanlar kendimize sormalıyız…

Alemlerin efendisi, sevgili Peygamberimiz bizlere şefaat eder mi?

Ya Yüce Yaradan bizi dergâhına kabul eder mi?

Eyyy Müslüman!

Artık tefekkür ve tezekkür noktasında yeniden kendi ruh dünyamızda seferlere çıkmanın vakti gelmedi mi?

Ve ortak hedeflerde, ortak müştereklerde buluşmak vakti değimlidir?

Alemlerin Efendisi Hz. Muhammed’in dünyayı şereflendirdiği günün ardından lütfen şapkamızı önümüze koyup derin derin düşünelim ve artık kendimize gelelim.

Gürkan Ofis Mobilyaları