KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


HANGİ DÜŞÜNCE, HANGİ ÜRÜN HAYATTA KALACAK?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, ?Kime Hangi Bilgi Gerekli? başlıklı yazımda; hangi toplumların hangi bilgileri kullandıkları ve bilginin toplumların yapısıyla olan ilişkisini ortaya koymaya çalışmıştım. Bu anlamda toplumları, günlük sorunlarla uğraşanlarla daha üst ideallerle uğraşanlar olarak ayırmıştım. Bir de bizim gibi arada olan toplumların olduğunu da ifade etmiştim.

Günlük sorunlarla uğraşan toplumların daha az bilgiyle yetindiklerini, bilgi toplumu olarak tanımlanan, daha idealist ve üst hedefleri olan toplumların ise daha çok bilgiye gereksinim duyduklarını ve bu noktada daha çok bilgi ürettiklerini de belirtmiştim. Bu toplumlar, aynı zamanda daha teknolojik toplumlar olarak da tanımlanır, demiştim. Bunlar makine ve teknoloji de üretmektedir diye de söylemiştim.

Değerli arkadaşlar, bugün daha çok hangi düşüncenin faydalı, hangisinin ise faydasız veya daha az faydalı olması ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Düşünce genel olarak faydalıdır. Ancak zararlı olanlarının da varlığı söz konusudur. Sorun üreten, toplumları bölen, hayatın gerçekliğinden uzak, kişileri ve toplumları yanlış yönlendirmede bulunan düşüncelerin de varlığı bilinen bir realitedir. Bu da hayatın ayrı bir gerçeğidir.

Düşünce; zihinsel olarak, olaylar veya bilinenler arasında ilişkiler kurarak, belli sonuçlara ulaşma eylemi olarak tanımlanabilir. Burada, akıl yürütme de söz konusudur. Düşüncede bilgi olacak, olaylar arasında ilişki kurulacak, ayrıca akıl yürütme dediğimiz mantık kuralları da devrede olacak. Sonucunun doğru olması için de hepsinin doğru olması gerekecektir. Diğer bir ifadeyle düşünce doğru kurgulanacak, bilgiler doğru olacak, ilişkiler doğru kurulacak ve mantık ilkeleri de doğru uygulanacak. Bunların sonucunda ortaya çıkan ürünler yani önermeler doğru olacaktır. Aksi takdirde, bunlardan birinin yanlış veya doğru kullanılmaması sonucunda ortaya çıkan sonuç da doğru olmayacak, yanlış olacaktır. Yanlış ürünlerin de kime faydası olacak?

Değerli dostlar, düşünce ürünleri doğru olsa bile yaşama uygun olması da gerekmektedir. Yaşama uygun olamayanlar, doğru olsa bile yaşamda taban bulamayacak, hayata geçemeyecektir. Bu husus da önemlidir. Bu durum, sadece düşünce ürünleri için değil, pek çok diğer teknolojik ürünler için de geçerlidir.

Zaman zaman sosyal medyada görüyoruz, pek çok teknolojik ürün, insanlar tarafından kabul görmediği için varlığını sürdürememiş ve yok olup gitmiştir. Bu açıdan, gerek düşünce olsun gerekse de ticari bir meta olsun, ortaya çıkan ürünlerin varlığı; yaşamda bulacağı tabana bağlıdır. Yaşamda yer bulanlar varlıklarını sürdürecek, bulamayanlar ise sürdüremeyip yok olup gidecektir. Bu bakımdan, pratik yaşam bu anlamda çok önemlidir. Bir ürün pratik yaşama hitap edip uygun alan bulduğu sürece gelişip, daha üst bir seviyeye ulaşacaktır. Dolayısıyla başlangıçta bir ürün üretilirken, toplumda taban bulacağı düşüncesiyle üretilir. Sonra, ürünün toplumdaki kabulüne göre ürün gelişir veya yok olur. Bazen tersi de olur. Tarih bu konuda pek çok örneklerle doludur. Günümüzde çok yaygın olarak kullanılan pek çok ürünün hatta düşüncenin, başlangıçta bu kadar yaygınlaşacağı hususunda çok az kimse öngörüde bulunmuştur. Pek çok kimse ise yanılmıştır. Günümüz ekonomik sistemlerinin, elektriğin, telefonun, cep telefonunun, internetin, bilgisayarın ve buna benzer pek çok şeyin bu kadar yaygınlaşmasını çok az insan öngörmüştür. Örneğin, telefonun dünya çapında bu kadar yaygınlaşacağı ile ilgili başlangıçta, bence kimsenin fazla bir öngörüsü yoktu. Hatta dönemin ABD Başkanının bile telefona ne gerek var ki dediği söylenir. Bunu, Başkanın telefonu pek de lüzumlu bir araç olarak görmediği, anlamında söyleseler de bana göre tam böyle değildir. İlk telefonu ona tanıtırlarken, o da cihazın ne işe yaracağını sorar. Bunun üzerine, tanıtım yapanlar: iki ayrı odadaki iki kişi birbirleriyle bu cihaz sayesinde konuşacak deyince, Başkan: buna ne gerek var der. Zira çok özel durumlar veya sağlık sorunları olmadığı sürece, konuşacak olan iki kişinin, iki ayrı odada olması pek mantıki gelmemiştir, bence Başkana. Bir araya gelip, pekâlâ konuşabilirler. Galiba onun kastı budur.

Demek ki telefonun ilk icadında bile uzaklık öngörüsü ancak iki oda mesafesi kadardı. Kim öngörebilirdi ki iletişimin kabloya bile gereksinim duyulmadan, uydular aracılığıyla bu aşamaya geleceğini? Bunu başlangıçta kimse öngöremezdi. Zaman zaman bazı bilimkurgu yazarlarının olağan dışı öngörüleri olmakla birlikte bu durum, bunların her zaman gerçekleşeceği anlamına gelmez. Olsa bile ne zaman gerçekleşeceği hususu da önemlidir hatta belirsizdir.

Ben üniversitede okurken, herkes bilgisayara tek bir terminal üzerinden bağlanırdı. O zamanlar için, kişisel bilgisayarları hayal etmek bile neredeyse imkânsızdı. Birden bire kişisel bilgisayarlar çıktı ve taban buldu. Bu inanılmaz bir şeydi. Çok da pahalıydı. Herkesin alabileceği bir şey de değildi. Bilgisayar sahibi olmak, saygınlık belirtisiydi. Belki de bu yüzden, o dönemler pek çok önemli Devlet Adamlarının bilgisayar olan bir masada otururken çekilmiş fotoğrafları yayınlanırdı. Kim öngörüde bulunabilirdi ki bilgisayarların masada olmak yerine cepte olacağı?

İlk cep telefonları da öyleydi. Bırakın cep telefonunu, sabit bir telefon sahibi olmak bile zengin olma emaresiydi. Kayseri´de ancak belli yerlerde telefon vardı. Bir o kadar da ilginç gelirdi bana cihazlar. Şimdi düşünüyorum da ancak belli yerlerde olan ve kullanımı sınırlı olan bir cihaz, neden bu kadar kıymetli olsun? Çok kimsenin telefonu yoksa telefonun ne yararı olacak da denilebilir? Belki de sırf bu yüzden kıymetli olabilir de denilebilir. Normal gelir seviyesinde olan insanların telefonu olmasa da gelir düzeyi yüksek ve telefonu olanlar için yine de kıymetli ve önemli bir cihazdı. Ancak, bu kadar yaygınlaşması pekala düşünülemezdi. Telefon o kadar yaygınlaştı ki o gün kullanılan telefonların hiçbiri günümüzde artık yok. Ancak müzelerde belki bulunabilir?

İlk cep telefonları da benzer şeklide çok kaba ve çok pahalı bir cihazdı. Bugün, telefon yalnız telefon olmaktan çıkmış; cep bilgisayarı, fotoğraf makinesi, yol bulan cihaz gibi pek çok şeyleri de barındırır olmuş. Bunları kim söyleyebilirdi?

Değerli arkadaşlar, bugün de düşünceden başladık ve yazımızı yaşamımızda taban bulan, kullanımı hızla yayılan cihazlarla tamamladık. Birbirleriyle ne ilişkisi var diye sorulsa da aslında her şeyin bir düşünceyle başladığını söylemek gerekir. Ondan da öte hayalle demek daha doğru olur. Bu açıdan, hayalleri olan toplumların ilerlemesi durmayacak, hayalleri olmayanların ise çatışma ve kavgası bitmeyecek. Ayrıca hayalleri olmayan toplumlar hep arkada olacak, belki de hep mal biriktirecek ancak bunların hepsi dünyada kalacak? Diğerleri üretirken, geliştirirken, uzayın ve yaşamın sırlarını çözmeye çalışırken, onlar da sadece oyalanacak. Dünya da kimseye kalmayacak...

Nihayetinde, her şeyin belli bir ömrü olacak. Böyle gelmiş böyle gidecek. Giden de gelmeyecek? Gelen ise gidecek. Kalanlar da bir varmış, bir de yokmuş diyecek. Bu devran da hep böyle dönecek. Nereye kadar döneceğini de kim bilecek?

 

Hoşça kalın?