KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


HANGİ SORUNLARA HANGİ SORULAR?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, yaşamın pek çok yüzü vardır. Bunlar, nereden bakıldığına bağlı olarak değişmektedir. Zira yaşam denen olgu; öyle basit, tek düze ve tek boyutlu bir yapı değildir. Aksine karmaşık ve çok boyutlu bir yapıdır. Yaşamda pek çok şey hep bir aradadır. Hatta denir ya her şey zıddı ile kaimdir. Bu manada, yaşamda pek çok olgu zıddı ile içi içedir ve birliktedir. Yaşam ile ölüm, gündüz ile gece, güzellik ile çirkinlik ve diğer pek çok çeşitlilik örnek olarak verilebilir. Bu hususta bir de sorun ile çözüm aklıma gelir. Yaşam diğer bir anlamda sorun demektir. Sorun üretmektir. Bize düşen de çözüm geliştirebilmektir. Yaşamın temel gayesi de sorunlara çözüm üretebilmektir. Bu bakımdan batılı bir filozofa göre, yaşam sorunları çözmektir. Bunun için de eğitim gereklidir. Eğitim için de hep bir gayret içerisinde bulunulmalıdır. Yaşam statik yani durağan değil, dinamiktir. Yaşam sorun ve sorunların karşısında, çözüm üretme ve arama gayretidir.

Yaşamda bu noktada durağanlığa yer yoktur. Çalışan her sistem, sürekli hareket halinde olmak zorundadır. Tüm sistemlerin çalıştığı sürece hareket zorunluluğu, hareket ettiği sürece de çalışma zorunluluğu vardır. Bu doğanın yani yaşamanın kanunudur. Yaşam hep bir var oluş ve sorunlara karşı çözüm üretme duruşudur. Bir petrol kırk yıl durup temel özelliklerinden pek bir şey kaybetmezse de bir canlı yapı kırk yıl hiç bir şey yapmazsa, bırakın özelliğini belki de kendini kaybeder.  Yaşamı gider. Onun için kıyamet olur; belki de o da biter. Bu bakımdan hep bir hareket, hep bir devinim sürüp gider. Madem geldik dünyaya, çalışacağız hem kimyaya hem de doğaya belki de manaya?

Değerli dostlar, doğada yaratılan sorunlar iki türlüdür. Birisi kendiliğinden, diğeri de sonradan yani dışarıdan özellikle insan ve diğer canlılar tarafından oluşturulan sorunlardır. Kendiliğinden ortaya çıkan sorunlara yapacak bir şey yok. Bunların bizimle ilgisi de yok. Onlar tabiri caizse otomatiktir. Doğal işlemler sonucunda ortaya çıkar. Örneğin gülün dikeni vardır. Toprakta yararlı otlarla birlikte zararlı otlar da ortaya çıkar. Buna nimet, külfet dengesi olarak da bakılabilir. Bu, her nimette bir zahmettir ya da her zahmette ki nimettir. Bu denge aynı zamanda evrenseldir. Evrene de hâkimdir. Gülü sevince dikene katlanmalı, zararlı otlar da temizlemelidir. Bunlar, bizden beklenen hamlelerdir. Varlığın yapısal gayelerindendir. Sanki insan yeryüzüne bunun için gelmiştir. Bu, temel gayelerindendir. Aynı zamanda, onun doğal duruşudur. Gaye başka değildir. Fitne ve fesat hiç değildir?

Değerli dostlar, insanoğlu makina gibi özelliği olsa da makina da değildir. İradesi var, duygusu var, zafiyetleri var. Var da var? Bu yüzden zaman zaman raydan çıkış da var. Hep aynı çizgide olmak, pek kolay olmasa da zorda kolay da var. Ancak o çizgiden çıksa da çizgiye geri dönmek de var. Gitmek de var, kalmak da var. Yaşam da bu da var. Herkesten de aynı şeyleri beklemek de boşa çıkar. Gönül ister ki yaşamda herkes, hep güzel ve doğru çizgide olsun. Herkes hep birlikte sorunlara çare bulsun. Her gün bayram olsun, insanlar da kardeş gibi olsun. Hatta gibiden de öte olsun. Olmasa da samimi olsun, içten olsun. Hiç değilse de göründüğü gibi olsun ya da olduğu gibi görünsün?

Ancak bu temenninin ortaya çıkması için çaba sarf etmek gerekse de yaşamda diğer olumsuzlukların da varlığı bilinsin. Buna göre de gerekli tedbirler alınsın. Derde dert katılmasın. Dertler bin bir iken bin beş yüzde olmasın. Tüm temenni, tüm toplumlarda dertleri artıranların sayısı en az olsun? Derde dert katan insanların çok olduğu toplumlar az gelişmiş, derde çare üretenlerin sayısının çok olduğu toplumlar da gelişmiş toplumlardır. Bu da bilinsin. Bazıları diyebilir, gelişmiş olmakla mutlu olmak aynı değildir. O zaman ben de mutlu olmak için gelişmeyecek miyiz derim? Kayseri ağzıyla, dirim.

Bana göre gelişmişlik ile mutluluk aynı şey olmasa da çok uzak şeyler de değildir, galiba. Gelişmiş toplumlar çok mutludur diyemesek de sorun üreten yani az gelişmiş veya gelişmemiş toplumlar mutsuzdur diyebiliriz, rahatlıkla. Sorun bir anlamda keder demektir, üzüntü demektir. Derman ise ona göre daha iyi demektir. Daha güzel demektir. İnsanın yapısına da daha uygun demektir. Kederden kaçış, hazza koşuş demektir. Buna bir şey diyen olsa da diyeceğim fazla da bir şey yok demektir. Allah kimseyi dertlerle imtihan etmesin. Anacığımın ettiği dua gibi; Huda dert verip de derman aratmasın?

Değerli dostlar, son tahlilde, bir gemideyiz. Burada birlikteyiz. Gemideki bir çatlak, tüm gemiyi etkiler. Bundan da herkes zarar görür, yarar görmez. Yaşam başlı başına her şeyden önce doğayla mücadele alanıyken, bir de insanın birbiriyle bu mücadelesi nedir?  Nedir bu çile, nedir keder? Bazıları dese de buna kader?

Birbirlerine en çok yardım etmesi gerekenlerin, birbirini görmemesi, görse de görmemezlikten gelmesi nedir? İyi midir? Başkalarını, başka dünyanın başka görüşteki insanlarını eleştirirken, öncelikle kendimize bakmamız asıl olan değil midir? Nihayetinde herkes sadece yaptıklarından ve yapmadıklarından da sorumlu değil midir? Dünyaya tek gelen de tek gitmeyecek midir? Ne zaman evrene ve meselelere biraz da bu noktalardan bakılacaktır? Gelip de gitmeyen olacak mıdır? Hiç gitmeyecekmiş gibi yaşamak da nedir? Daha sorulacak çok soru var. Acaba nedir, nedir?..

 

Hoşça kalın denir?

 

Not: Değerli dostlar, yaz tatili nedeniyle yazılarıma biraz ara vermek istiyorum. Yazılarımı daha geniş aralıklarla yazmayı düşünüyorum.

 

Hepinize iyi tatiller diliyorum?