KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


HAYAT BİR NEFESLİK YOLCULUK…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Deli sözcüğü kadar gelişigüzel kullanılan bir başka sözcük daha var mıdır acaba?

Ve bir kelime daha var mıdır bu kadar alakasız kullanılsın…

Aşırı sevmenin adı: “Deli gibi sevme”,

Sözde büyük aşklara “Deliler gibi aşık oldum”

Ve aşırı kıskançlıklarımıza “Deliler gibi kıskanıyorum”

Kabilinden tabirler uzayıp gidiyor gündelik yaşamımızda...

Hatta bu tabirler, bu deyimler öyle çok ki neredeyse her eylemimizin başına bir deli sıfatını koymuşuz erenler.

Sevgilinin aşırılıkları karşısında “Delisin sen!”

Ya da sevgimizin ölçüsünü belirtmek için “Sana deli divane aşığım” türünden sıradanlaşmış cümleler dağarcığımızda epeyce yer etmiş kanaatinmdeyim…

Erasmus, ilk kez 1511’de yayınlanan “Deliliğe Övgü” adlı eserinde delilik ile ilgili ilginç tespitlerde bulunmuştur.

Bu tespitlerden hareketle vardığımız noktada dostlarım delilik ile velilik arasında ki sınırın çokta belirgin olmadığı yönündedir…

Aynı adlı eserinde Erasmus: Nefsinde deliliğe ait iz taşımayan insan bulunmadığını söyler ve ömrünü boş hayallerle geçiren, her şeyi bildiklerini sanan feylesofları, kocasına güzel görünmeye çalışan kadını, alış verişte cimriliğe giden tüccarların bil cümlesini hep deli olarak niteler.

Yine menfaatçi rahipleri, şehvet düşkünü ve muhteris prensleri, soyunun asaleti uğruna tüm devlet işlerini üstlenen makam düşkünü kralları, gramer öğreten ukalaları, şairleri ve hatipleri deliler sınıfına sokar.

Kısaca dostlarım Erasmus’ un bu görüşlerini göz önünde bulundurursak şayet delilik tam olarak şudur veya budur demek çok olası değil.

Her ne kadar delilik kavramına net bir tanım getiremesek de dostlarım bazı tutum ve davranışlar vardır ki emin olun normal dememiz çok olası değil erenler…

Örneğin birkaç yıl koltuk sahibi olmak için siyasete atılan, olmadık vaatlerle halkın duygularını istismar eden siyasetçinin hal ve tavırlarına delilik demek zannımca yerinde bir karardır.

Ya da iç dünyasında geçen hisleri ve arzuları yazıya döküp cümle âleme ilan eden biz yazar ve çizer takımı da bir parça deli miyiz acaba diye düşünmek çok da hakız bir davranış olmasa gerek…

Şimdi soruyorum sizlere dostlarım sahnelerde kelli felli adamların ve yaşını başını almış kadınların sırıta sırıta, kırıta kırıta, şarkı söyleyip göbek atmaları delilik sayılmaz mı?

Normal şeyler mi?

Hani şarkı oturarak da söylenemez mi?

Ya da gündelik kıyafetler içinde şarkı söylense hislerinden ne kaybeder şarkı veya şarkıcı?

Diğer yandan sinema artistleri ve aktörlerinin de bu delilikten paye almaları içten bile değildir.

Nitekim sanal bir hayatı taklit etmek, çocuklar gibi evcilik oynamaya benzemez mi?

Bana kalırsa birileri bu uğraşların adını “sanat-sinema” olarak tanımlamasaydı işleri çok zordu bu meslek erbabının ve zannımca ‘Delilik’ diplomasını en başta onlar alırdı herhalde.

Bu arada bir meşin yuvarlağın peşinde onlarca şahsın çılgınlar gibi koşturup ter dökmeleri, bu iş için büyük klüplerin kurulması, anlı şanlı para babalarının hesapsız para aktarması delilik alameti değil de nedir erenler?

Yani bu işin insanlığa ve insanın bizzat kendisine ne gibi bir yararı var diye mantık muhasebesini yapıyor insan ister istemez!

Peki birbirine âşık olmuş veya yuva kurmak isteyen insanların düğün törenlerinde kraldan fazla kralcı kesilip göbek atıp taşkınlık yapan, gelinden ve damattan daha fazla coşku ve heyecan gösterip, daha fazla süslenmiş kadın ve erkeklere ne demeli, sizce onlarda bir parça deli değiller mi erenler…

Bir de fütursuzca yemek yiyip, israfın anasını ağlatan, yedikçe şişmanlayan, şişmanladıkça yiyen, sonra da spor salonlarının kapısını aşındıran, rejim programlarıyla canından bezen insanlar var sizce bunlar normal insanlar mı, onlara da deli demek yerinde olmaz mı?

Tabii bunun tersi de mümkün dostlarım, incelebilmek adına yarı aç bir ömür süren ve adeta iskelet gibi dolaşan insanları deli kavramının içine almak haksızlık mı olur?

İşin özüne baktığımızda dostlarım sanırım delilik yarışının adına bizler “Hayat” demişiz. Tuhaflıklarımızın, saçmalıklarımızın biri bin para iken, hatalarımızın hiçbir mantığı yok iken, belirlenmiş bir oyunun parçası olarak rollerimizi oynamaya çalışıyorken, bile bile’Delilik Okulu’na devam edip en sonunda mezun olup icazetli birer deli oluyoruz son tahlilde erenler...

Tıpkı Erasmus’un taa bin beş yüzlü yıllarda tespit ettiği gibi hepimiz bir parça deliyiz!

Aslında bir parça deli olmak zannımca çok fena bir durum değil dostlar, hatta zaman zaman çok ta keyifli gibi…

Ancak ipin ucunu kaçırmamak işi Aysel Gürel ya da Mustafa Topaloğlu’na bağlamamak kaydı ile…

Ve dostlarım keşke herkes en büyük deli olarak kendisini görebilse.

Bu yüzden kendimizden başkasına deli demeyelim.

İnsanları eleştirip, kategorize edip ötekileştirirken hep işe kendimizden başlayalım…

Kendi hatalarımızı, kusurlarımızı tesbit edip farkına varırsak emin olun, diğer insanların delilikleri çok da yaralayıcı olmaz…

Gündelik hayatın rutin karmaşası içinde kendimize yer edinmeye çalışırken hep bir yanımızı ‘Deli ‘ olarak addetmekte sakınca görmeyelim…

Hep ‘Akil Adam’ olma mücadelesi verirken velilik sınırındaki deliliğin hazzını kaçırmayalım…

Unutmayalım hayat bir nefeslik bir yolculuk…

Gürkan Ofis Mobilyaları