KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


HAYATIMIZ KULLAN AT KAĞIT MENDİLLERE BENZEDİ…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Uzun yıllar önce okumuştum Oktay Akbal’ın bana göre ‘deneme’ türünün en güzel örneklerinden biri olan “Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey” isimli kitabını.

Hayatın mayası olarak ekmeği görmüştü usta yazar bu eserinde.

Ekmeğimizin gramajıyla başlayan bozulma ve çürümenin toplumdaki ilk çürümelere de zemin hazırlayacağını savunuyordu Akbal eserinde ve haklı tesbitleri bir bir gün yüzüne çıkartıyordu gözümüze sokarcasına.

Nitekim de öyle oldu erenler .

Ekmeğinden, peynirine, sucuğundan pastırmasına, yumurtasına, kıymasına, domatesine, karpuzuna kadar hile karıştırılmadık, bozulmadık, çürümedik hiçbir şeyimiz kalmadı dostlarım.

Baştan aşağı her şeyimize fesat karıştırdık!

Her şeyi kullan at kağıt mendile döndürdük.

Şimdi elimiz böğrümüzde kara kara düşünüyoruz…

Yaradan nasip etti hamd olsun yeni bir Ramazan’a merhaba demeye hazırlanıyoruz…

Evlerde börek çörek sahurluklar ve iftarlıklar hazırlanırken, yaşanan coşku huzur veriyor…

Ama herkesin düşüncelerinde kullanılan malzemelerin ne kadar sağlıklı olduğu yönündeki soru işaretleri hafızaları karıncalandırmaya devam ediyor dostlarım.

Anlayacağınız bir yanda Ramazan ayının feyzi ve coşkusu, diğer yanda paramızla zarar verdiğimiz sağlığımız…

Ne yaman çelişki öyle değil mi erenler…

Sevgili dostlarım sanırım doksanlı yılların başı idi Alvin Toffler’in satış rekorları kıran ‘Şok’ kitabını okurken anlatılanlar bizim toplumsal yaşamımız için o kadar uzak gelmişti ki bana.

Oysa şimdi yaşadıklarımıza bakınca gelişmelerin Toffler’i bile hayrete düşürecek hızda gerçekleşmiş olmasından duyduğum hüznü ve acıyı kelimelere dökmem inanın imkansız gelmekte…

Maddi olan her türlü bozulma ve çürümeyi birtakım önlem ve düzenlemeler ve ciddi bir gayretle düzeltmek mümkün dostlarım, lakin moral değerlerimizdeki aşınma ve çürümelerimiz var ki onları nasıl düzeltir, nasıl hal yoluna koyarız ve nasıl bir önlem alırız inanın kestirmek zor.

Çok hazin bir tablo ama ne yazık ki ülkemiz dâhil bütün İslam ülkelerinde ürkütücü boyutta bir insan kirlenmesi yaşanmakta.

Hiç umulmadık insanlardan, gözümüzde büyüttüğümüz, yere göğe sığdıramadığınız kimselerden dolayı yaşadığımız hayal kırıklıklarının yüreğimize silemediğimiz tortular bıraktığı, hüzün ve acı ektiği, hüsn- ü zanlarımızı, su- i zana dönüştürdüğü bir iklimde her birimiz öylesine şaşkın, bıkkın ve üzgünüz ki erenler.

Gençliğin ahvaline bakıp ne olacak diye kafa yorarken yaşlı başlı, kelli felli adamların, koca koca kadınların türlü vukuatlarını, çocukça tavır ve üsluplarını gördükçe ümit kalelerimiz yerle bir olmakta, tek tek yıkılıp yok olmakta.

Kadınlarımızda nezaket, zarafet, erkeklerimizde fazilet ve marifet tükendi.

Çirkinlikte, kabalıkta, kandırmada, yalanda, kin ve öfkede herkes birbirleri ile yarış içinde adeta yarenler…

Hanımlar tabirinden çıkalı kadınımızın kabalıkta erkeklere kök söktürdüğü içimizi titreten acı bir gerçek ne yazık ki.

Maddeci, materyalist dünyanın kadına armağan ettiği yegâne marifet, ne hazindir ki yalnızca erkeksileşmek oldu galiba…

Tam tersi erkeğimizde feminen bir duruşa doğru hızla yol alıyorlar erenler.

Kaşını alıp, suratını boyayan, girdikleri daracık pantolonların içinde haya ve edep duygularını rafa kaldıran yaratıkların sayısı her geçen gün hızla artmakta.

Her iki kumaşta da desenler aykırı duruyor artık erenler!

Ve bu desenler her iki cinse de yakışmıyor, iğrenç ve iğreti duruyor.

Bu aykırılaşma beraberinde aşksızlığı getirdi DOSTLARIM!

El birliği ile “aşk” denen nazlı periyi öldürdü bu karma karışık yaratılmışlar!

İki cins arasında aşk olsaydı ayrılık olur muydu sorarım size yarenler?

Cinayetler olur muydu hiç?

Birbirini kandırma, birbirini aldatma, birbirini satma yaşanır mıydı?

Şefkat ve merhamet aşkın sığınağıdır erenler.

Düşünsenize dostlarım bir insan nasıl bir duyguyla bir zamanlar güya âşık olduğu insanı öldürebilir, vurabilir, ihanet edebilir, acı çektirebilir aklınız alıyor mu?

Aşk ve sevgi makamına ( gerek ilahi aşk ve gerekse maddi anlamda aşk)hiç yolu düşmemiş insanlardan muhabbet beklenmez.

Böyle insanın ne sevgisi, ne merhameti, ne şefkati, ne fazileti, ne nezaketi vardır dostlarım!

Böyle insanların katılaşmış kalpleri sadece dünyevi saltanatlar, dünyevi zevk ve sefahatler için atar. Hiç kimseye merhamet etmez, edemez!

Çünkü her haliyle ‘Küçüktür’ onlar!

Toplum bir cinnet havasında dostlarım!

Büyükten küçüğe herkes, hepimiz yaşantı ve icraatları helak olmuş kavimlere rahmet okutur cinsten.

Çürümüş bir peyniri, yumurtayı, domatesi bir şekilde geri kazanabilirsiniz dostlarım fakat böylesine bozulmuş, çürümüş, genlerine yabancılaşmış insani ve moral değerlerinden uzaklaşmış bir toplumu ve bireylerini yeni baştan dönüştürebilirsiniz sorarım sizlere?

Ne mümkün değimli dostlarım!

Fakat önce bunları görmek,

Teşhisi doğru koymak gerekir kanaatindeyim.

Doğrusu ne dağdaki terör, ne savaşlar, ne doğal afetler ve ne de ekonomik krizler beni korkutuyor.

Toplumsal kirlenme ve çürüme ürkütüyor beni erenler!

İnsanımızın vahşileşmesi, kabalaşması, sürüleşmesi, aynileşmesi ve moral değerlerinden uzaklaşması ürkütüyor, korkutuyor!

Kendi öz kızına yan gözle bakacak kadar Allah korkusundan uzaklaşmış, vicdansızlaşmış güruh endişelendiriyor.

Bütün bunların ardından ben fakirin düşüncesi dostlarım her şeyden önce hepimizin dünyadaki bütün sorunları bir kenara itip, öncelikli olarak kalbimizi elden geçirip yoklamamız gerektiğidir.

Aksi halde bütün yaşananlar kör sağır kalarak bizlerde çarkın dişlileri arasında öğünüp gideceğiz yarenlerim.

 

Gürkan Ofis Mobilyaları