KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


HER ŞEYİN ALTINDA BİR BİT YENİĞİ ARAMAK…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Ademoğlu bin yıllık ömrü geride bıraksa da,

Emin olun hayata dair daha öğreneceği onlarca şey olacaktır…

Çünkü hayat her zaman acı tatlı sürprizlerle doludur.

Hiçbir şey yüzde yüz göründüğü ile aynı,

Ve dahi hiçbir şey kusursuz ve mükemmel değildir…

Baktığımız her nesnede,

Konuştuğumuz her insanda,

Kokladığımız her çiçekte,

Tattığımız her lezzette,

Her daim “Acaba mı ?” sorusunu yanımızda taşımamız gerek…

Ve dahi dostlarım;

Yüce Yardan hariç hiçbir varlığa yüzde yüz teslimiyet göstermemek gerek düşüncesindeyim…

Evet, biraz paranoyak bir bakış açısı olabilir erenler,

Sürekli şüphe ile yaklaşmak,

Her şeyin altında bir bit yeniği aramak,

Belki doğru bir felsefe değil dostlarım lakin

Hayatımızın yediğimiz kazıkların ortak bileşkesinden müteşekkil olduğunu görmek istemiyorsak buna mecburuz…

Tabii ki her ademoğlu gönül rahatlığı ile sırtını dayayabileceği insanlar olsun çevresinde ister.

Başı dara düştüğünde sığınacak bir liman,

Başını omzuna yaslayıp ağlayacağı bir sırdaş,

Söylemeden kendisini anlayacak can dostları olsun…

Fakat ataların dediği gibi erenler “Gemicinin istediği rüzgar, her daim esmiyor” …

Bazan meltemlerin tatlı tılsımı ile yıkanırken saçlarımız,

Bazen poyraz ve kaba yelin hoyrat esintileri ile tarumar oluyor...

Emek verip ihtimam gösterdiğimiz onlarca olgu,

Kayan yıldızlar misali çıkıverir apansız hayatımızdan…

Bazen bir kuru teşekkürü bile çok görür en yakınımda duran kişi addettiğimiz insanlar…

Hayat yavaş yavaş öğreniliyor dostlarım…

Yavaş yavaş öğreniyoruz kuşun gagasındaki çöplerin yuva olacağını,

Yavaş yavaş öğreniyoruz Emine Teyze’nin yüzündeki her çizginin bir acıyı haykırdığını…

Yavaş yavaş tecrübe ederek öğreniyoruz,

Paranın her kapıyı açamayacağını,

Ve dahi hayatın sonsuz olmadığını…

Kötü kalplerin her daim tetikte olduğunu,

Laboratuar ortamında zayıflatılmış mikroplar gibi güçsüz düşmemizi bekleyip,

Son darbesini o an indireceğini ancak aciz kalınca anlayıp öğreniyoruz…

Fedakarlıkta sınırlarımızın olması gerektiğini,

“Can” dediklerimizin,

“Canın çıksın” dediğinde fark ediyoruz,

Bahar ve yazların kalıcı olmadığını,

Güz gelip yapraklar döküldüğünde,

Ve karakış yollarımızı kapattığında fark ediyoruz…

Onsuz olamam,

Onsuz yaşayamam dediklerimizin,

Hayatımızdan buharlaşırcasına hızlı çıkışında yaşadığımız acı ve kederin ölüm sebebi olmadığını,

Yine yaşayıp tecrübe ederek yavaş yavaş anlıyoruz…

Asıl önemli olanın kendimiz olduğunu yılların acı hatırları ile bir başımıza kaldığımızda fark edip,

Duvara toslamışcasına canımız yanıyor…

Yavaş yavaş anlıyoruz…

Hayatın ne denli kısa olduğunu,

Ömür defterinin son sayfasına geldiğimizde fark ediyoruz…

Dönüp geriye baktığımızda

“Nasıl da çabuk geçti yıllar, ne zaman tükettik bunca kışı baharı” diye döğünüp hayıflanırken;

Manasız yüzlerce binlerce çekişme,

İhtiras dolu yaşanmışlık,

Kucağımızda içi kof çıkmış ceviz kabukları gibi değersizce öbekler oluştururken,

Öğreniriz ki dün ve bugün tükenmiş,

Yarının esamesi bile okunmamakta…

Hazan rüzgarlarının sararttığı yapraklar yolları tıkarken,

Bizler biliriz ki yeni günün güneşi doğmayacak hayatımıza…

Hanım Elleri’nin,

Ramazan pidelerinin artık eski mis kokuyu yaymayacağını,

Muhabbet kuşlarının şen şakrak ötüşlerinin,

Artık neşe vermeyeceğini,

Sabahı müjdeleyen ezan sesinin,

Bir başlangıcı ifade etmeyeceğini o an anlarız…

Geç ve güç olmuştur,

Lakin nihayetinde yavaş yavaş da olsa anlamışızdır

Hayatın üç pula bile alınmayacak değersiz bir mefhum olduğunu…

Hayatı yavaş yavaş anlayıp içselleştirdikten sonra,

Çıkarız o meçhul yolculuğa…

Bineriz meçhule giden geminin kaptan köşküne,

Ve dümen kırarız gizemler diyarına…

Hayatı yavaş yavaş öğreniriz dostlarım…

En vazgeçilmez sandıklarımızdan vazgeçtik…

En güvendiğimiz kişilerin güvenilmez olduğunu gördük…

Donuk suratlar, kötü kalpler gördük…

Bitemez sandığımız sevgilerin tükenişini,

Emek verdiğimiz sevdaların düşüncesizce savruluşunu gördük…

Acele etmiyorum…

Hayat seni yavaş yavaş öğreniyorum…

Gürkan Ofis Mobilyaları