KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


HIRSLAR VE İHTİYAÇLAR

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Hırs; herhangi bir şeye karşı aşırı arzu ve istekte bulunma duygusudur. Onu elde etmenin kişide tutku haline gelmesidir. Bu şey eşya, meta, mekân, makam olabildiği gibi ilim, bilim de olabilir. Genel olarak söz konusu arzu ve istekler daha çok dünyevidir. Tam emin olmamakla birlikte uhrevi şeyler için de insanların hırslı olduğu düşünülebilir. Manevi bir mekânı veya makamı kazanmak için de insan hırslı olabilir. Ancak uhrevi istemler sevgi kaynaklı da olabilir. Bu hususta kişiyi motive eden duygular; o mekâna, makama veya yaratıcıya duyulan sevgiden kaynaklı olarak gelişebilir.  Genel olarak hırs denince daha çok dünyevi yani maddi kazançlar elde etmek için gösterilen aşırı çabalar akla gelmektedir. İlim, bilim adına veya insanlık hayrına, hırsa dayalı olarak da olsa gelişen faaliyetler; olumlu görülmektedir. Hırsın diğer bir anlamı da öfkedir. Her ikisi de yoğun bir duygu durumu olarak belirlenmektedir...

İhtiyaçlar ise sözlük anlamı açısından; olmadığı zaman yokluğu hissedilen, elde edilmesi için çaba veya emek sarf edilen, elde edildiğinde haz veren, elde edilmediğinde ise üzüntü veya eleme neden olan şeylerdir.

İnsanoğlu genel yapı itibariyle modern ekonomide de belirtildiği üzere elemden kaçan, hazza koşan bir varlıktır. Böyle modellenmektedir veya tanımlanmaktadır. Tanım, insanoğlunun en genel karakterini belirlemesi açısından evrensel olmasa da bir gerçeği yansıtmaktadır. İnsanoğlunun böyle bir yönünün olduğu da bilinen bir gerçektir. Kabullenmek gerekir. Zira geleneksel ifadeyle insan nefis taşıyan bir varlıktır. Adeta varlığını korumak ve yaşamak üzerine programlanmıştır. Neslinin de devamını istemektedir. Temel içgüdüsü budur. Kaldı ki bazı psikologlara göre insanoğlunun tüm hareketleri, varlığını korumak üzerine kuruludur.

Ekonomide ayrıca ihtiyaçların sınırsız olduğu da ifade edilir. Bu bakımdan ihtiyaçlar hiç bitmeyecektir. İnsanoğlu ihtiyaçlarının peşinde koşacak, onları karşılamaya çalışacak böylelikle de haz alarak mutlu olacağını düşünecektir. Koşuşturmaca bir döngü içerisinde, ölüme kadar hep devam edecektir. Biri bitecek, diğeri başlayacak; birisi gidecek, diğeri gelecektir…

Bence tüm mesele, ihtiyaçların neler olduğunun tanımlanmasıdır. Bazı düşünürler açısından ihtiyaçların sıralanması ya da hiyerarşisi, bir piramide benzemektedir. Piramidin en aşağısında; yeme, içme, uyuma gibi temel olanlar yer alırken üste doğru: güvenlik, sevgi/ait olma, saygı ve kendini gerçekleştirme olarak sıralanmaktadır. Aynı görüşe göre ihtiyaçları gidermek için gerekli olan güdülenme ise ödül veya ceza gibi dış faktörlerden ziyade insanın kendi içindeki duygulardan kaynaklı olarak gelişmektedir.

Hangi kuram veya görüş açısından olursa olsun, en temel ihtiyaçlar aslında bellidir. Bunlar; yeme, içme, giyinme, barınma, korunma vs. İlk insandan beri de değişmemektedir. Ancak değişenlerin varlığı da bilinmektedir. Değişenler; zamana bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Tüm mesele, ihtiyaçlar gerçekten ihtiyaç olduğu için mi yoksa sonradan ihtiyaç olarak üretildikleri için mi ortaya çıkmaktadır? Bunun anlaşılması gerekmektedir. Bir de bir ürünü elde ettikten sonra hep daha iyisini de elde etmek, bir ihtiyaç mıdır? Bunun da anlaşılması bence önemlidir.

Modern dünya bu noktada gerçekten karmaşık ve anlaşılması zor olan bir yapı sergilemektedir. Hangi ürün ihtiyaç veya ihtiyaç haline getirilmektedir? Ya da hangi ürün kimler için ihtiyaç olurken kimler için olmamaktadır? Bunlar da çok net değildir. Anlaşılması da öyle pek kolay değildir. Ayrıca bizim gibi toplumlarda, onda varsa bende de olsun anlayışı da baskın olunca, durum daha da karmaşık hale gelmektedir. Son model otomobil, cep telefonu, yatlar, katlar vs. onda var, bende de olsun denilebilmektedir. Gerçekten bunun da sonu bilinmemektedir…

Konuyla ilgili ünlü Rus yazar Tolstoy’un bir hikâyesi hep söylenmektedir. Hikâyeye göre Pahom adındaki biri, sürekli arazi satın alır. Bir türlü bu arzusunu frenleyemez. Bir gün, bir yerde ucuz arazilerin satıldığını duyar. Oradan da almak ister ve satıcının yanına gider. Satıcı der ki bizde araziler gün hesabıyla satılır. Bir günde, yürüyerek sınırlarını çizdiğin kadar arazi senindir. Bunun bedeli de günde bin rubledir. Ardından da hemen ekler, yürümeye başladığın yere günbatımı dönemezsen toprağı da verdiğin parayı da geri alamazsın. Teklif Pahom’un çok hoşuna gider. Ertesi gün toprak sahipleri ile erkenden arazilerin bulunduğu yere gider ve güneş batıncaya kadar da belirlenen yerde sınırları çizmeye çalışır. Gün boyu o kadar çok sınır belirler ki günbatımına kadar başladığı yere bitap şekilde, zar zor yetişir. Ancak oraya vardığında, artık dayanacak gücü de dermanı da kalmamıştır. Pahom orda aniden yere yığılır ve vefat eder. Vefat ettiği yere de gömülür. İki metrelik toprak doyurur artık onun gözünü… Hani bizde de bir zamanlar çok sık söylenen bir deyim vardı: Gözünü toprak doyursun! Hikâye sanki deyimi hatırlatmaktadır. İnsanın ne kadar maddi varlığı olsa da ölüm gerçeği de vardır. Bunun da unutulmaması gerekir. Tıpkı Kayserili Emin amcanın anlattığı hikâyede, sağa sola sataşan koça, ölümün hatırlatılması gibi hakikidir…

İnsanoğlunun ihtiyaçlarını veya ihtiyaç duyduğu şeyleri gerçekleştirme noktasında arzu ve istekleri hiç bitmeyecektir. Bunun için hırsları da tükenmeyecektir. Ancak bunların sınırlandırılması veya en azından yönetilebilmesi açısından bazı eğitim araçlarına ihtiyaç olacaktır. Eğitim araçlarının yanında, kültürel değerlerin de ön plana çıkması önem ifade edecektir. Tüm insanlığın değerlere ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Gelecek belki bugünleri de aratacaktır. Bunu şimdiden bilmek mümkün değildir. Ancak geçmişe göre tablo ortadadır. Her gelen gün, geçen günü aratmaktadır. Umarım ve dilerim, gelecek bu noktada daha farklı olacaktır. Zira Gandi’nin dediği gibi dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlasa da hırslarına yetecek kadarını sağlayamayacaktır

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları