İKİ İLKOKULUM VE İKİ ÖĞRETMENİM (I)
Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI
Tarih: 3.1.2019 00:00:04 / 611okunma / yorum
Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI

Dostlar, daha öncede ifade ettim; özellikle 70´li yıllarda ülkemizin sosyal ve ekonomik durumu, eğitime bakış açısı ve diğer pek çok açılardan oldukça farklı bir yapısı vardı. O dönemler, ülkemizde daha çok geleneksel yaşam anlayışları hâkimdi. Dönem, modern olmasına rağmen, geleneksel yaşam anlayışı, hala toplum üzerinde etkisini ciddi bir şekilde sürdürüyordu. O yıllarda, toplumumuzun özellikle de ev hanımlarının önemli bir kısmı okuma yazma bilmezdi. Bu bakımdan, okuma yazma bilmeyenlere, özellikle de hanımlara zaman zaman okullarda, okuma yazma programları düzenlenirdi. Dünyanın ve ülkemizin ekonomik ve teknolojik seviyesi de şimdikinden daha düşüktü. Kayseri´de oturduğumuz mahallede, özel otomobili olan bir kimseyi pek hatırlamıyorum. Kayseri´de üniversite de yoktu. Ülkemizde, sadece büyük şehirlerde üniversite vardı. Onların da sayısı sınırlıydı. Ancak o dönemlerde, hatırladığım kadarıyla; Kayseri´de ilk, orta ve lise öğretimi oldukça seviyeliydi. Ülkede bu konuda sanki bir seferberlik vardı. Eğitim konusu, çok ciddi bir konuydu. Hocalarımız eğitim konusunda taviz vermezlerdi.  Ayrıca onların toplum nezdindeki konumu da üst sevideydi. Hoca konuşunca, herkes susardı adeta. Şimdi ise tersi galiba…

Değerli dostlar, hepimizin tüm okul yaşantısı boyunca pek çok hocası olmuştur. Onların hepimiz üzerinde büyük emekleri ve hakları vardır. Özellikle ilkokul öğretmelerinin yeri biraz daha faklı olsa gerektir. Zira ilkokul çağındaki bir çocuk için ilk öğretmeni başkadır. Öğretmeni ona okumayı öğretmiş, başka bir dünyanın kapısını açmış ve ona faklı bir boyut katmıştır. Hem de anne baba merhameti ve şefkatiyle. O dimağlar için bu durum, ömür boyu unutulmaz bir durumdur. Onların verdiği bilgiler unutulsa bile yaklaşımları yani merhametleri, şefkatleri pek unutulur gibi değildir. Onlardan kalan anı sonraki yıllarda da devam eder. Çünkü bir kez kazınmıştır dimağlara. Onların hakkı, ana babanın hakkı kadar olmasa da ondan da az değildir. Bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olunursa, gerisini artık siz düşünün derim…

Değerli okuyucular, benim iki ilkokulum, iki de ilkokul öğretmenim oldu. Ben ilkokula Kayseri´deki Büyük Tuzhisar Kasabasında başladım. Kasabada sadece ilkokul vardı. Onun dışında başka bir okul da yoktu. Okulun, eski ve biraz da tarihi olan bir binası ile sonradan yapılma bir veya iki sınıflık ve diğerine göre daha da yeni olan diğer bir binası vardı. Eski bina, kasabada yapılan ilk ilkokul binasıymış. Rahmetli babamın da orada okuduğunu kendisinden duymuştum. Oradaki ilk öğretmenim Hakkı Uluğ Bey idi. Sonradan öğrendiğime göre, kendisi de bizim kasabaya yakın bir kasabadanmış. Hakkı hocam, bizim üzerimizde çok etkili olan bir kimseydi. Okulda bir ara müdürlük de yaptığından, aynı zamanda idareci ve lider karakterlere de sahipti. Okulun pek çok sorununu, onun çözdüğünü hatırlıyorum. Okulun her şeyiyle ilgilenirdi. Her konu da onu ilgilendirirdi. Hiçbir konuda, beni ilgilendirmez demeyen bir yapısı vardı. Çok titiz ve prensipli bir kimseydi. Onu kravatsız, ütüsüz pantolonlu ve boyasız bir ayakkabı ile gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Hep iskarpin ayakkabı giyerdi. Sınıfımızda sadece iki kişinin iskarpin ayakkabısı vardı. Biri hocanın, diğeri de babası halıcılık işleri ile uğraşan ve maddi durumları diğer arkadaşlara göre biraz daha iyi olan bir arkadaşımızındı. Onların dışındakilerin ayakkabıları lastikti. O günlerde daha çok lastik ayakkabı giyilirdi.

Hoca derslerini çok titizlikle yapar, verdiği tüm ödevleri takip ederdi. Bana göre, o dönem okulun en başarılı öğretmeni idi. Öğrenci hoca ilişkisinde hep bir mesafede dururdu. Ancak kendi çocuklarını da öğrencilerinden üstün tutmazdı. Belli bir dönem ailesi ile okulun yakınındaki lojman gibi kullanılan bir evde kalırdı. Sert bir duruşu olmakla birlikte, eğitime ve öğrenciye değer verdiğini hatırlıyorum. Kalbinin, duruşu gibi sert olmadığını hissederdim. Başarılı öğrencilere biraz daha fazla değer verir, bunu da belli ederdi. Okuma konusuna da çok önem verirdi. Derslerin belli saatlerini okumaya ayırırdı. Bizlere kitaptan mutlaka belli hikâyeleri okutturur, oradan alınacak derslerin irdelenmesini bizden isterdi. Onlarla ilgili öğütlerde verirdi. İki inatçı keçinin, inatçılıkları yüzünden ikisinin de birden bir dereye yuvarlandığı hikâyesini okuduğumuzu ve bunu yorumladığını hatırlıyorum. Belki de körü körüne inatçılığın, iyi bir şey olmadığını anlatıyordu. Ağzında kemik olduğu halde bir gölde kendi yansımasını görüp, gördüğü yansıdaki kemiği daha büyük zannedip, onu almaya çalışırken, ağzındaki kemikten de olan bir köpeğin hikâyesi ile ağzında peynir olup da güzel sesin var diyerek bir tilki tarafından kandırılan, karganın hikâyesi bana çok enteresan, bir o kadar da gizemli gelmişti. Bana göre o yıllarda bunlar gerçek yaşamın dışında hayali ve fantastik şeyler gibiydi. Nereden bilebilirdik ki hayatın acı yasalarının ve tasalarının olduğu gerçeğini…

Hoca ile bayramlarda sınıfı süslerdik. Sınıfımızda çok iyi hazırlanmış okuma fişleri vardı. Hoca fişleri bize sık sık tekrar ettirirdi. Bahar bayramında, sınıfça evden getirdiğimiz yiyeceklerle, okulun biraz uzağında bulunan kırlara gitmiştik. Gittiğimiz yer, kasabanın şehre ve ilçeye giden karayoluna yakın bir yerdi. Orada, hem getirdiğimiz yiyecekleri yemiş hem de arkadaşlarla eğlenmiştik. Hakkı hocayı daha çok orada tanıdım sanki. Bize çok şefkatli ve babacan tavırlarından aslında eğitimi, öğrencileri ne kadar da çok sevdiğini o kır gezisinde fark etmiştim.

Hocanın sayesinde, çok kısa sürede okumayı sökmüştük. Her gün mutlaka ödev verirdi. Ben de onları isteyerek ve şevkle yapardım. Bazen okuldan eve geldiğimde, rahmetli anacığımı evde bulamazdım. Allah bilir, hangi iş için nereye gitmişti? Hatırlayamıyorum... Evimiz bir avlu içerisindeydi. Avlunun içinde ve civarında yakın akrabalarımızın da evleri vardı. Anacığımı evde bulamayınca, evimizin kapısının önünde oturur, o gelinceye kadar ödevlerimi yapardım. Hocanın eğitim anlayışı sayesinde, bunu bir alışkanlık haline getirmiştim. Ayrıca, matematik derslerine de ayrı bir önem verirdi. Aritmetik konusunda çok şeyler öğrendiğimizi hatırlıyorum. Hoca beni sınıf başkanı seçmişti. Sınıfa gelmeden önce, sükûnetin sağlanması, bazı küçük ödevlerin yapılması ve kontrolü görevini de bana vermişti. Bana ve diğer arkadaşlarıma pek çok konuda sorumluklar verirdi. Verdiği görev ve sorumlulukların, görev bilincimizin ve sorumluluk duygularımızın gelişmesine katkı sağladığını düşünüyorum. Zaman zaman okulun dışında okul veya sınıf ile ilgili bir iş olduğunda genellikle o görevi de bana verirdi. O zamanlar, okul çıkışında tüm sınıf sıra olur, sınıf başkanı da sınıfın başına geçer ve bu durumda sıra halinde, kasaba meydanına kadar düzgün şekilde gidilirdi. Meydana varınca da sınıf dağılırdı. Hoca bu sorumluluğu bana vermişti. Ben sınıfın başında olduğum halde, meydana kadar sıralı bir şekilde giderdik. Hem belli bir disiplin içinde hem de neşe içinde. Ağaçlıklı ve topraklı yolda ama mutlu bir şekilde...

Ben hocanın adeta asistanı gibiydim. Rahmetli dayım ve rahmetli annem bir gün şehirden otobüsle kasabaya dönerken, otobüste hoca ile karşılaşırlar. Dayım ile hoca daha önceden de tanışırlarmış. Zira dayım hayatı boyunca okumuş, belli bir seviyeye gelmiş insanlara hep değer verirdi. Bu özelliğinden dolayı kasaba öğretmenleri ve kasabaya gelen diğer devlet erkânları ile dostluklar kurardı. Onlara hep izzet ve ikramda bulunurdu. Dayım, otobüste hoca ile biraz sohbet ettikten sonra, derse geç mi kaldınız diye sorar? Hoca da: evet kaldım ancak benim bir yardımcım var der. Dayımda: yardımcınız kim der? Hoca da: Ünal diye bir öğrencim der. Dayım bu cevap karşısında çok şaşırır. Zira kendisi, o ana kadar Hakkı beyin öğrencisi olduğumu bile bilmiyordur.

Okulumuz kasabada olmasına rağmen, onun gibi idealist öğretmenler sayesinde, çok seviyeli bir eğitim anlayışı içerisinde o yıl çok iyi yetiştiğimizi düşünüyorum. Bir binanın temelinin sağlam olması gibi, o güzel insandan çok iyi bir temel eğitim almıştık. Nur içinde yatsın; Hakkı hocam, babacığım, anacığım ve dayım…

Birinci sınıfın sonunda, biz şehre göçtük. Bir daha da Hakkı hocayı hiç görmedim. İlkokul ikinci sınıfa şehirde başlayacaktım. Orada öğrencilerine çok yakın duran; onlara anne şefkati gösteren; onları çocuğu gibi seven aynı zamanda çok şey de öğreten; ilkokuldan mezun olduğumuzda gözyaşlarına boğulan bir başka öğretmen ile karşılaşacaktım. O güzel öğretmenimi de gelecek yazı da anlatacağım kısmetse. Gençlere ve zamana örnek olması açısından…

 

Kalın sağlıcakla…

Anahtar Kelimeler: İLKOKULUM, ÖĞRETMENİM
Yazarın Diğer Yazıları
PARANIN KANUNU (26 Mart 2019 - Salı)
KIYAMETİN ENTROPİSİ (23 Mart 2019 - Cumartesi)
KÜRESEL ISINMA KÜRESEL BOZUNMA (21 Mart 2019 - Perşembe)
İCAT ÇIKARMA! (19 Mart 2019 - Salı)
KÜRESELLEŞEN DÜNYA YALNIZLAŞAN SİMA (16 Mart 2019 - Cumartesi)
HIRSLAR VE TUTKULAR (14 Mart 2019 - Perşembe)
SORUNLARIN KAYNAĞI VE ÇÖZÜMÜ (12 Mart 2019 - Salı)
BİLİM HER ŞEYİ AÇIKLAR MI? (05 Mart 2019 - Salı)
TECRÜBE Mİ TEORİ Mİ? (02 Mart 2019 - Cumartesi)
SAMİMİYET, GAYRET VE BAŞARI (28 Şubat 2019 - Perşembe)
ELEŞTİRİ VE ELEŞTİREL BAKIŞ (26 Şubat 2019 - Salı)
BİLGİNİN ÜRETİMİ VE GELİNEN NOKTA… (23 Şubat 2019 - Cumartesi)
KALIPÇI BAKIŞTAN KALBİ BAKIŞA (21 Şubat 2019 - Perşembe)
HAYAT BAYRAM OLMASA DA… (19 Şubat 2019 - Salı)
HAYAT BAYRAM OLSA İNSANLAR DA BİRLİK (16 Şubat 2019 - Cumartesi)
TELEVİZYONLARDAKİ PROGRAMLAR (14 Şubat 2019 - Perşembe)
AKIL YAŞTA MI? BAŞTA MI? (09 Şubat 2019 - Cumartesi)
BİLİMİN TABANA YAYILMASI (07 Şubat 2019 - Perşembe)
OTİZM: BİR SALGIN MI? (02 Şubat 2019 - Cumartesi)
TOPLUMSAL DUYARSIZLIĞIN ARTIŞI MI? (31 Ocak 2019 - Perşembe)
DEĞİŞEN DÜNYA DEĞİŞEN İNSAN (24 Ocak 2019 - Perşembe)
SOSYAL MEYDANDAN SOSYAL MEDYAYA (19 Ocak 2019 - Cumartesi)
YAŞAMIN ANLAMI ÜZERİNE (17 Ocak 2019 - Perşembe)
ÇEKİM VAR DA, ÇEKEN DE VAR MI? (15 Ocak 2019 - Salı)
NE KADAR VE NEREDE KUANTUM? (10 Ocak 2019 - Perşembe)
ENTROPİ: YAŞAMIN BEDELİ Mİ? (29 Aralık 2018 - Cumartesi)
KİŞİSEL İLİŞKİLER VE TOPLUMSAL YAPI (27 Aralık 2018 - Perşembe)
POSTMODERN YAŞAM (25 Aralık 2018 - Salı)
MODERN YAŞAM (22 Aralık 2018 - Cumartesi)
GELENEKSEL YAŞAM (20 Aralık 2018 - Perşembe)
SİZİN ANNENİZ HİÇ ÖLMESİN… (18 Aralık 2018 - Salı)
OKUMAK VE YAZMAK (13 Aralık 2018 - Perşembe)
GENÇLERE TAVSİYELER (08 Aralık 2018 - Cumartesi)
NEREYE GİDİYORUZ? (04 Aralık 2018 - Salı)
YERELLİK Mİ? EVRENSELLİK Mİ? (22 Kasım 2018 - Perşembe)
NİCELİK Mİ? NİTELİK Mİ? (20 Kasım 2018 - Salı)
YAŞAMDAKİ DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM (15 Kasım 2018 - Perşembe)
ENERJİMİZİ NEREDE HARCIYORUZ? (06 Kasım 2018 - Salı)
ÜLKEMİZİN ENERJİ SEPETİNE BAKIŞ (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (II) (30 Ekim 2018 - Salı)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (I) (27 Ekim 2018 - Cumartesi)
Sayfa:
Resmi İlanlar

SAYFA EDİTÖRÜ

/resimler/2015-4/16/1020184616446.jpg

 

    Süleyman ERDOĞAN
     editor@kayserihaber.com.tr 
    

Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
26 Mart 2019 Salı
KAYTV

Kaytv kayseri üzerinde

 

İLETİŞİM

Adres : Turgut Reis Mahallesi
İlgi Sok. Şehit İsmal Uygun Ap
No:22/A Kocasinan / KAYSERİ
Telefon : 0 352 235 63 63
Fax : 0 352 235 84 74

 

KANALIMIZA ABONE OL