İKİ İLKOKULUM VE İKİ ÖĞRETMENİM (II)
Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI
Tarih: 5.1.2019 00:00:01 / 340okunma / yorum
Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI

Değerli dostlar, geçen yazımda ilk öğretmenim Hakkı beyden bahsetmiştim. Onun eğitim anlayışından, bizlere yaklaşımından ve okul ile ilgili diğer anılardan. Ayrıca Kayseri´de ilkokulda bir öğretmenim daha oldu ki. Onunla ilgili de aynı yazımda; öğrencilerine çok yakın durduğunu, şefkatli ve merhametli olduğunu, bize çok şey de öğrettiğini ayrıca mezun olduğumuzda da çok üzüldüğünü ifade etmiştim. İlkokuldan mezun olduğumuzdan bu zamana kadar aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, kendisini aradığımda hala aynı şefkati gösteren güzel öğretmenim, Emel Köksoy Hanım.

Ben ilkokul ikinci sınıfa Kayseri´de mahallemizde bulunan bir okulda başladım. Öğretmenimiz Emel Hanım da benim okula geldiğim yıl atanmış aynı okula. Orası çok eski bir okuldu. Bir yıl o eski binada okuduk. Okuduğumuz yer barakaydı. Bir yıl orada okuduktan sonra, Kayserili bir hayırsever olan Şükrü Malaz, kendi ismiyle anılan yeni bir okul binası yaptı. Biz de yanılmıyorsam üçüncü sınıfın bir dönemini mahallemize yakın bir başka okulda okuduktan sonra tekrar aynı okulumuza fakat yeni binamızda eğitim hayatımıza devam ettik.  

Emel hanım gerçek manada bir hanımefendi idi. Zarifliği, güzelliği ve sahip olduğu kültürel yapısı ile çok farklıydı. Modern bir yapısı da vardı. Daha öncede belirttiğim gibi o dönemler, ülkemizin ekonomik yapısı da çok iyi değildi. Öğretmenimiz; tavrı, davranışları, hitabeti ile bizleri çok etkilerdi. Tüm arkadaşlarımız öğretmenimizi severdi. Onu sevmeyen bir arkadaşım olduğunu hatırlamıyorum. Yazısı da çok güzeldi. Günlük plan defterini o kadar güzel doldururdu kihep onun gibi yazmaya özenirdik. O da diğer öğretmenlerimiz gibi başarılı öğrencilere biraz daha fazla önem verirdi. Bu, belki de mesleğin doğasında olan bir şeydir. Ben de bir hoca olduğumdan biliyorum ki her öğrenci kıymetlidir. Hele hele de karşında ilkokul çağındaki o güzel yavrucuklarsa... Başarılı olan öğrenciler, eşitler arasında biraz önde olanlar olsa gerek. Yoksa çocuk olarak, insan olarak fark yoktur.

İkinci sınıfa başladıktan belli bir süre sonra öğretmenimiz bize, biz de ona alışmıştık. Öğretmenimiz ne derse yapardık. Adeta o bizim annemiz gibiydi. Rahmetli anacığım bile onu çok severdi. Her gün okula giderken, şimdi kendisi de öğretmen olan kız kardeşim, öğretmenine selam söyle derdi. Okul, öğretmen, aile sanki iç içeydi. Bir bütündü. Kopuk değildi. Okulda zaten büyük bir aile değil mi? Çok okuyanın olmadığı bir dönem olmasına rağmen bu ilgi çok enteresan değil mi? Ancak bizim halkımız gerçekten hep bilime, okumaya, hocaya, hacıya ayrı bir önem vermiştir. Üstelik de Kayseri´de, Anadoluluk ilişkilerinin egemen olduğu yapı içerisinde, bir de böyle bir önem, bu yapıyı daha da başka boyutlara taşıyordu sanki. Türklerin genel ve geleneksel anlayışıda bu olsa gerek. Bazı insanlar zanneder ki tüm gelişmeler son dönemlerde oldu. Şunu unutmamak lazım ki o dönemler olmasa bu dönemler olmazdı. Özellikle bu sözüm genç nesillere. Geleneksel yaşamın getirdiği bazı sınırlamalar olsa da o dönemin insanlarının ruhsal yapıları ve anlayışları postmodern anlayışın egemen olduğu bu dönem içerisinde anlaşılması biraz zor olsa gerek. Toplumdaki bir sorun, herkesin sorunuydu. Şimdi bile toplumumuz batı toplumlarına göre kısmen öyle. Ben yurt dışı seyahatlerimde, ülkemiz insanlarının pek çok olumsuzluklara rağmen bir aile gibi olduğunu düşünürüm. Pek çok olumsuz faktörlere rağmen, kültürel değerlerin benimsenmesi noktasında homojen yapımızı hala koruyan bir anlayışımızın olduğunu düşünmekteyim.

Emel öğretmenimiz, sosyal etkinliklere çok önem verirdi. Milli bayramlarda mutlaka onlara katılmamızı sağlardı. Etkinlikte bizlere görevler verirdi. Bunlarla ile ilgili bir giysi gerekiyorsa onu da aldırmaya çalışırdı. Zaman zaman masraflar karşısında bazı veliler şikâyetçi olsalar da etkinlikler çok renkliydi, bizim için. Bunların hayal dünyamızın gelişimine katkı sağladığını düşünüyorum. İyi ki böyle bir şey yapmış…

Öğretmenimiz ikinci sınıfta, bir çalışkan öğrenci ile fazla çalışkan olmayan bir başka öğrenciyi beraber oturturdu. Benim yanımada bir arkadaşı vermişti. Ben de ona ders konusunda ara sıra yardım ederdim. O arkadaş, ilkokuldan sonra galiba ortaokula gitmiş, ancak bitirmeden bırakmış. Arkadaş iş adamı oldu. Ben bazen onun işyerinde çalıştırdığı elemanlarına;sizin patron ile ben sınıf arkadaşıyım, o okumadı, ben okudum profesör oldum, ancak o da zengin oldu! Derim. Bu ifade çalışanların çok hoşlarına gider. Yaşamın kanunuda bu değil mi? Bir yerden kazanırken, bir yerden kaybedeceksiniz. Eskilerin deyimi ile at varken meydan, meydan varken de at olmayacak. İkisinin de olduğu dönemler ise genellikle ender dönemler olacaktır.

Öğretmenimiz daha üst sınıflarda bizi kümelere ayırmıştı. Herkesin bir kümesi vardı. Beş yada yedi kişi ile küme oluştururdu. Kendisi bu küme anlayışını esas alarak derslerini işlerdi. Bizlere konuları verir ve anlatmamızı isterdi. Bizde bu işi seve seve yapardık. Daha sonra bir kız arkadaşımız da tüm arkadaşların nasıl ders anlattığını yorumlardı. Sana da ne oluyor ki bizi eleştiriyorsun? Diye kimse sormazdı, ne öğretmenimiz ne de sınıf arkadaşlarımız. Konularımızı anlatırken biz bir yandan öğretmenimize bir yandan da o kız arkadaşımıza kendimizi beğendirmeye çalışırdık adeta.

Öğretmenimizin sesi de çok güzeldi. Ara sıra bize şarkılar da söylerdi. O güzel sesi ile de bizi çok etkilerdi. Bizim mahallede de oturduğundan, mahalleden de komşumuzdu. Mahallelide Emel hanımı tanırdı. O dönemler zaten hemen hemen herkes birbirini tanırdı. Bırakın apartmanı, koskoca mahalleli birbirini tanırdı. Bu durum, geleneksel yaşam anlayışının dayanılmaz hafifliğidir

O dönemlerde, bayanların çarşıda yalnız başlarına özellikle de belli saatlerde dolaşmaları çok normal bir durum değildi. Bir gün hiç unutmuyorum;okul çıkışında Emel hanım beni de yanına alarak çarşıya gitmiş, alışveriş yapmıştı. Bugün, bu davranışı anlamak zordur.

Öğretmenimizin üç çocuğu vardı. Ersin, Nesrin ve Esin. Biz okuldayken Esin henüz doğmamıştı. Ancak Ersin ve Nesrin adeta ellerimizde büyüdü diyebilirim. Onları bazen çocuk arabaları ile gezdirirdik. Çocuk arabaları da o zamanlar yeni piyasaya çıkmıştı. Belki de daha önce vardı da biz yeni görüyorduk. O arabalar bize çok ilginç gelirdi. Çocuk arabası hem çocukları gezdirmek hem de oyun gibiydi adeta bizim için.

Değerli arkadaşlar, geleneksel anlayıştan modern anlayışa,daha sonra da postmodern anlayışlara evirildiğimiz dönemler içerisinde;dönemi,dönemin yapılarını ve algılarını anlamak açısından geçmişi ve anlayışları iyi anlamak ve yorumlamak gerekir diye düşünüyorum. Bu aynı zamanda hayatı da anlamak demektir. Her birini kendi içerisinde, içinde bulunduğu alanda değerlendirmek gerekir. Birisi en doğru, diğeri en yanlış demeden!Söz konusu dönemlere, zaman parametresini de dikkate alarak ve kendi koşullarını da gözeterek bakmak gerekir. Yoksa dünün yanlışı, bugünün doğrusu; doğrusu da yanlışı olabilir. Bu da gayet tabiidir. Zira sınırlı fizik yasaları dışında, her şey değişir. Ben bu bakış açılarına doğru veya yanlış kıstasından değil, kendi koşuları içerisinden bakılması gerektiğini söylemeye çalışıyorum. Tıpkı fizik evrende üç temel evrenin var olması ve bunların da sınırlarının olduğu gerçeğinin ortaya konması gibi. Bunlar; mekanik evren, yüksek hızlarda hareket eden cisimlerin evreni ve moleküler dünyanın evrenidirler. Üçü de farklı, üçü de gerçek ve üçü de bizim evrenimiz. Bu üç evrenin de olayları ilebu olayları değerlendiren bakış açıları ve kriterleri farklıdır. Birbirlerinden de ayrılmışlardır. Zeminleri farklıdır. Buna fizikte karşılıklılık ilkesi denir.

Değerli dostlar hepimiz biliyoruz ki öğretmenlik kutsal bir meslektir. Özellikle de ilkokul öğretmenliğinin bu noktada ayrı bir yeri var. İlkokul öğretmenliğinin temel özelliğinin de insan sevgisine dayalı olması gerektiği olgusu, geleceğimiz olan çocukların okula, okumaya, bilime bakış açılarının geliştirilmesine katkı vermesi açısından oldukça fazla önem arz ediyor olduğunu düşünüyorum. Hele de bilgiye erişimin çok kolay olduğu şu günümüzde…

 

Bu günlük de bu kadar.  Kalın sağlıcakla…

Anahtar Kelimeler: İLKOKULUM, VE, İKİ, ÖĞRETMENİM
Yazarın Diğer Yazıları
SOSYAL MEYDANDAN SOSYAL MEDYAYA (19 Ocak 2019 - Cumartesi)
YAŞAMIN ANLAMI ÜZERİNE (17 Ocak 2019 - Perşembe)
ÇEKİM VAR DA, ÇEKEN DE VAR MI? (15 Ocak 2019 - Salı)
NE KADAR VE NEREDE KUANTUM? (10 Ocak 2019 - Perşembe)
İKİ İLKOKULUM VE İKİ ÖĞRETMENİM (I) (03 Ocak 2019 - Perşembe)
ENTROPİ: YAŞAMIN BEDELİ Mİ? (29 Aralık 2018 - Cumartesi)
KİŞİSEL İLİŞKİLER VE TOPLUMSAL YAPI (27 Aralık 2018 - Perşembe)
POSTMODERN YAŞAM (25 Aralık 2018 - Salı)
MODERN YAŞAM (22 Aralık 2018 - Cumartesi)
GELENEKSEL YAŞAM (20 Aralık 2018 - Perşembe)
SİZİN ANNENİZ HİÇ ÖLMESİN… (18 Aralık 2018 - Salı)
OKUMAK VE YAZMAK (13 Aralık 2018 - Perşembe)
GENÇLERE TAVSİYELER (08 Aralık 2018 - Cumartesi)
NEREYE GİDİYORUZ? (04 Aralık 2018 - Salı)
YERELLİK Mİ? EVRENSELLİK Mİ? (22 Kasım 2018 - Perşembe)
NİCELİK Mİ? NİTELİK Mİ? (20 Kasım 2018 - Salı)
YAŞAMDAKİ DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM (15 Kasım 2018 - Perşembe)
ENERJİMİZİ NEREDE HARCIYORUZ? (06 Kasım 2018 - Salı)
ÜLKEMİZİN ENERJİ SEPETİNE BAKIŞ (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (II) (30 Ekim 2018 - Salı)
ENERJİ NEDİR? NE DEĞİLDİR? (I) (27 Ekim 2018 - Cumartesi)
Sayfa:
Resmi İlanlar

SAYFA EDİTÖRÜ

/resimler/2015-4/16/1020184616446.jpg

 

    Süleyman ERDOĞAN
     editor@kayserihaber.com.tr 
    

Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
22 Ocak 2019 Salı
KAYTV

Kaytv kayseri üzerinde

 

İLETİŞİM

Adres : Turgut Reis Mahallesi
İlgi Sok. Şehit İsmal Uygun Ap
No:22/A Kocasinan / KAYSERİ
Telefon : 0 352 235 63 63
Fax : 0 352 235 84 74

 

KANALIMIZA ABONE OL