KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


İNSAN RUHU BU KADAR NEFRETİ TAŞIYAMAZ!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Toplumlarda sosyal bir yara olan insan çatışmalarının temelinde

‘Kin’ ve ‘Nefret’ duygularının etkisi büyüktür erenler.

Özellikle aile içi çatışmalarda,

Mesleki rekabetlerde,

Arkadaşlık ilişkilerinde,

Ve dahi hayatın diğer sahalarında

Bu duygular maalesef bütün ihtişamı ile yaşanıyor ve yaşanacak da!

Peki, kini ve nefreti besleyen,

Onu büyüten,

Benliğimizi esir edecek,

Bütün eylem ve hareketlerimizi yönlendirecek kadar kör ve sağır eden

Bu ilkel,

Bu basit duygulara neden esir düşüyor ki?

Çünkü insanoğlu ‘ego’sunu bu duygularla besliyor,

Bu duyguları hayata geçirerek sözde zaferler kazanıyor.

Hatta bazı insanların öç almak için,

İntikam almak için yaşadığını,

Kendini bu duygularına feda ettiğini de görüyoruz.

“İntikam soğuk yenen bir yemektir” diyecek kadar da bu işi hayat felsefesi yapanlarımız vardır.

Pek tabi hayata dair kırgınlıklarımız, acılarımız, haksızlıklara uğrayarak derin felaketlerle karşılaştığımız meselelerimiz vardır dostlarım. Ancak ne olursa olsun, hayata sürekli geriye bakarak devam edemeyiz.

Yürek seferlerimizi daima kin ve nefretle yapamayız.

Yaşanılan bir olumsuz hadiseyi uzun yılların ötesine taşıyamayız.

Çünkü dostlarım ademoğlu her daim; yenilenen, tekâmül eden, şimdilerin tabiri ile devinim içerisinde bir varlıktır.

Ve insan ruhu bu kadar kiri, kini, nefreti taşıyamaz yarenler.

Böylesine yıkan, tahrip eden, küçülten, azaltan ve inciten duygular;

Güzelliklerle, iyiliklerle asil duygularla bir arada yaşayamaz.

Kindar insan büyüyemez!

 Yücelemez!

Artmaz dostlarım!

Büyük devlet adamı,

Büyük lider,

Paklar ülkesi Pakistan’ın kurucusu Muhammed İkbal kendi benliğini terbiye eden insanı tanımlarken şu ifadeleri kullanmıştır.

Eğer kendi bedeninin toprağına hükmedersen, kendi üzüm ağacından şarap içersin. Eğer mimar isen, duvarlaşma, taşlaşma, yoksa senin duvarını başkası örer. Ne zamana kadar matem, ne zamana kadar inilti, ne zamana kadar kendini dövmek ve ne zamana kadar ağlamak? Kendini kendi çamurunla yap ve dünyanı yenile. Kendisine hükmeden kimse, dünyayı kendi hükmüne alır. Kin alçakların gizli kılıcıdır.”

Ademoğlu her dönemde düşmüştür kin ve nefretin esaretine dostlarım.

Özellikle modern çağ diye tabir edilen kıyamet alameti bir dönem olan günümüz metropol yaşamın insanı kin ve nefreti bir ideoloji olarak hayatının baş köşesine oturtup adete ilke edinmiştir kendine.

 Küçücük tartışmaların bile bu duyguların pimini çekmeye yeterli olduğu bu duyguların insan ruhunu ve bedenini nasıl zehirlediğini ve bu yüreklerde nasıl da telafisi mümkün olmayan hasarlara sebep olduğunu biliyor muyuz acaba erenler?

Şimdi bunları yazarken, peki her meseleyi affetmek doğru mudur diyenleri duyar gibiyim dostlarım.

Elbette hayır!

Elbette çok büyük acılara sebep olmuş, hayatınızın akışını değiştirmiş, bizi ve çevrenizi derinden yaralamış birisinin yaptıkları elbette bağışlanamaz, affedilemez.

Fakat bu kızgınlık makul bir sınırda değil ise, bizlere zarar verecek, hayatımızı değiştirecek kadar bizleri etkiliyorsa burada sorun vardır, artık bu kin ve kızgınlık bizi esir almış demektir yarenler.

Zira Muhammed İkbal ‘de

“Yersiz af, hayat coşkusunu öldürür, o kâinat düzenini sekteye uğratır” derken aslında her meselenin affından yana olmadığını dile getirmektedir.

Ve bu acıyı hafifletmek için ‘Doğru ve Güçlü’ olmanın önemine dikkat çekerek kin ve nefretle sorunların çözülemeyeceğinin altını çizerek, çözümün insana kambur olan ve için için tüketen bu fazlalıktan kurtulmakla mümkün olabileceğini vurgular…

İkbal’in dediği gibi dostlarım;

Kin ve nefret duyarak sorunu çözemeyeceğimizi en kısa zamanda anlayıp ruhumuzu huzura erdirmenin tek yolunun hoş görü, empati ve karşısındakine saygı duymak olduğunun idrakine vararak hayatımızı idame ettirmek en güzeli olacaktır.

Dostlarım duygusal anlamda güçlü ve doğru olmalıyız.

Karşımızdakilerin zor zamanlarında, boşluklarında, zaaf anlarında değil, onlarla gerçekten de eşit şartlarda mücadele etmeliyiz.

Zira doğruluk ile güçlülük omuz omuza yürürse değer bulur.

Ve erenler bana göre doğru isen zaten güçlüsündür.

Yine İkbal derki” Eğer iddia sahibi güçlüyse onda senet aranmaz!”

Güç ve doğruluk bir arada olmalıdır.

Sözün özü erenler;

Zaman zaman aslında birçok zaman hepimizi esir,

Gözümüzü kör,

Kulağımızı sağır eden…

Elimizi kolumuzu bağlayan,

Ruhumuzu kirleten,

Bu yaradılışa aykırı duygu ve düşünceleri bir kenara bırakıp;

Kalbimizi Yüce Allah’a olan bağlılığımız ve inancımızla,

Teslimiyetimizle,

 Tahammülümüzle,

Ve dahi Şükrümüzle tazelemeli,

Bu zehirli duyguların bizi çeşitli felaketlere sürüklemesine izin vermemeliyiz.

Ve dostlarım;

Büyük Türk alimi mütefekkiri Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makalat’ta dile getirdiği:

“Öfke gelirse akıl gider!” sözünü hatırımızdan çıkartmadan hayatımıza yön vermeliyiz.

Aklımıza, izanımıza ve sükutumuza mukayyet olup,

Muhafaza etmeliyiz…

Yoksa hayat şartlarının her dem bizi bir felaketin eşiğine götürmesi an meselesidir erenler.

Ne hazindir ki;

Artık evler, sokaklar, caddeler, işyerleri dokunsanız patlamaya hazır öfke ve kinle yüklenmiş bombalarla dolu…

Dostlarım;

Unutmayalım ki sükûnet, suhulet huzurun diğer adıdır.

Öfke ve kin ise ademoğlunu sürekli dibe çeken bataklık gibidir!

Huzur ve umut dolu yarınların sizlerin olması temennisiyle…

Gürkan Ofis Mobilyaları