EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


İTÜ´DEKİ SINIF ARKADAŞLARIM, ANILARIM VE ENTROPİ YASASI (II)

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Dostlar, bir önceki yazımda, İTÜ´deki sınıf arkadaşlarımızla gerçekleştirmiş olduğumuz yemekli toplantı sonrasında, bende anılarla birlikte gelişen duygu ve düşünceleri, entropi yasasından da yararlanarak sizlerle paylaşmaya devam ediyorum.

O toplantıda, başka bir arkadaşın da gazetede lisedeki matematik hocam ile ilgili yazımın, kendisini çok etkilediğini ve çok duygulandığını söylemesi; beni de çok etkiledi. Kendisinin nazik ve duygulu bir insan olduğunu zaten ben okulda iken anlamıştım. Hiç unutmuyorum, bir gün; Prof. Dr. Nilüfer Eğrican hoca bize ısı pompaları dersini anlatırken, sınıfın kapısı çalındı ve içeriye bu arkadaş girdi. Elinde de bir buket çiçek vardı. Hocaya doğru ilerleyerek, çiçeği hocaya verdi. Hoca da biz de çok şaşırmıştık. Sebebini anlayamamıştık. Meğerse o gün, dünya kadınlar günüymüş.

Biz İTÜ´lülerde ciddi bir hoca saygısı gelişmiştir. Bunu anlatmak zordur. Bırakın hoca saygısını, bizden önceki sınıflarda okuyan ve yaşça bizden büyük olanlara bile saygılı davranırdık. Hala da öyleyiz. Okulun yapısı, kültürel kodları bunu gerektiriyordu. Bu bir gelenekti.  

Bizler hocalık misyonunu, hocalarımızın duruş ve davranışlarından; İTÜ´lük misyonunu da konuşmalarından aldık. Burası İstanbul Teknik Üniversitesi sözünü hocalardan çok duyduk. Orada uzun yıllara bağlı olarak ciddi bir gelenek oluştuğu bir gerçektir. Bu ilk rektörümüz Seyit Hasan Efendi´den Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakıoğlu´na kadar uzanan bir çizgide gelişen hala da devam eden bir gelenek.

Toplantıda bir kez daha anladım ki bu misyon tüm arkadaşlarda gelişmiş. Yemek esnasında epey muhabbet ettiğimiz bir arkadaş, okul dönemlerinde yaşadığı pek çok ilginç olayları anlattıktan sonra bana; siz mutlaka çok iyi hoca olmalısınız demesi de bana ilginç geldi. Aslında bence tüm arkadaşlarım hoca olsalardı, çok iyi bir hoca olacaklarına eminim. Zira okuldaki eğitim anlayışı böyleydi. Kurgu böyleydi.  

Dede lakaplı bir arkadaşın; 40 yaşından sonra kimse iş vermiyor bu yüzden de kendi iş yerimi kurdum ifadesi de tüm genç mühendislere rehber olacak bir model ve tavsiye edilecek bir davranıştı.

Pek çok arkadaşın ya kendi işyerinde ya da özel sektörde çalıştığını öğrenmem de beni ziyadesiyle mutlu etti. İçimizde benim gibi kamuda çalışanlar azınlıktaydı. Hemen hemen hepsi makina mühendisliği alanında çalışıyordu. Bu da aldıkları eğitimi topluma yansıtmaları açısından faydalı bir eylemdi.

Bir ara, bir hanım arkadaşa takıldım. Bizim sınıfın kızları neden durgun diye? Bunun üzerine hanım arkadaşın duygulandığını gördüm. Bu da arkadaşlık bağının güçlülüğünün ifadesiydi.

Toplantıda, pek çok arkadaşın benim gibi pek çok farklı duyguları yaşadığını düşünüyorum. Zira böyle bir duygu yaşamasalardı zaten orada olmazlardı.

Toplantıya gelen hemen hemen tüm arkadaşlarla merhabalaştım veya tokalaştım. Tokalaşma esnasında, bazı arkadaşları hatırlamasam da anladım ki; aynı zamanlarda, aynı havayı teneffüs etmek, aynı mekânı paylaşmak ve bir İTÜ geleneğinden yetişmek zaten bizleri birbirine bağlamıştı.

Değerli dostlar, entropi yasası acımasız olarak etkinliğini devam ettirerek, insanoğlunu yaşlandırsa da; pek çok şeyi deforme edip bozsa da; İTÜ´lü lük bağlarının bozulmadığını görmek, benim için mutluluk vericiydi.

Okulda okuduğumuz yıllarda çok çetin geçen bir eğitim dönemimizin, bugünkü ilişkilerin gelişmesine bir temel teşkil ettiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Zaten yaşam denilen şey; geleceğe doğru yaşansa da geçmişe doğru anlaşılırmış?

 

Bu günlük de bu kadar tüm dostlar, İTÜ´lü arkadaşlar ve canlar?