KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KAYIP GİDEN YILDIZLARDAN BİRİ…

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Sanırım daha önce de belirtmiştim; ülkemiz, 12 Eylül öncesi dönemde, anarşi ve terör olaylarından kaynaklı olarak tam bir kargaşa ortamının içerisine sürüklenmişti. Özellikle gençler arasında gelişen çatışma; kısa bir süre sonra tüm ülkeyi sarmıştı. Toplum adeta kamplara bölünmüş, baba evlada, evlat anaya, komşu komşuya, kardeş de kardeşe düşman olmuştu…

O dönemler, liseye yeni başlamıştık. Lise birinci sınıfa gidiyorduk. Okulumuz da olaylardan en çok etkilenen yerlerden biriydi. Ne zaman, ne olacağı belli değildi. Her an, her şey olabilirdi… Olaylar sadece okulla da sınırlı değildi. Toplum korku ve panik içerisinde, ne yapacağını bilemez haldeydi. Yaşananlar belki de ülkemizin yaşadığı, en ciddi felaketlerden biriydi… Zira kimin dost, kimin de düşman olduğu belli değildi. Mevcut durum, savaştan daha tehlikeliydi. En azından savaşta, dost ve düşman belliydi…

Siyasi olayların içerisindeki öğrenciler, hocaları ve okul yönetiminin otoritesini tanımıyordu. Hatta hiçe sayıyorlardı. Adeta okulu yönetmek istiyorlardı. Bırakın okulu, ülkeyi yönetmeye taliplerdi. Düşünün! daha liseyi bitirememiş, bitirme niyetinde bile olmayan gençler, ülkeyi yönetmek istiyordu. Bugün bakınca, manzaranın ne kadar da trajikomik olduğu anlaşılıyordu. Bunu o zamanlar anlamak, bizim için hem yaşımız gereği hem de olayların etkisi açısından neredeyse imkânsızdı. Zaten boşuna da dememişler “Yaşam ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır” diye…  

Tam da yukarıda kısmen bahsedilen olaylar devam ederken okulumuza; önce Matematik öğretmeni, çok sonraları da Fizik öğretmeni atanmıştı. Bunlar karı koca olan İlhami (Şimşek) Bey ile Meliha Hanımdı. İlhami Bey bayağı uzun boylu ve yapılı idi. Belki de o dönemler, okulumuzun en uzun boylu hocasıydı. Meliha Hanım ise uzun boylu sayılmasa da onun da güçlü bir yapısı vardı. Karı koca adeta birbirine benziyordu. Denge yasasına göre uzun süre, aynı ortamda bulunanlar birbirine benzerdi. Eşler uyumlu olursa benzeşim daha da etkindi. Hocaların anlaştıkları, her hallerinden belliydi. Zira ruhsal benzerlik, fiziksel benzerliği de beraberinde getirirdi…

O dönemler, okulda haftanın belli saatlerinde, sınıf hocalarının da dersi olurdu. Hoca okulu ilgilendiren günlük sorunlarla derslerin genel durumunu ilgilendiren konularda, öğüt ve tavsiye anlamında konuşmalar yapardı. O saatte, akademik ders yapılmasa da hayat dersi yapılırdı…

İlhami Bey aynı yıl, sınıf hocamız olmuştu. Derste, sınıf hocalarının yaptığı gibi okulla ve derslerle ilgili konularda, bize tavsiyelerde bulunurdu. Öğütler verir, tecrübelerini aktarırdı. Otoriter bir yapısı vardı. Sonradan öğrendiğime göre uzun yıllar idarecilik yapmıştı. İdareci yapısı baskındı; özgüveni yüksekti. Okulda sanki özgüveni en yüksek hocaydı. Ara sıra matematik de anlatırdı. Yazısının da iyi olduğunu hatırlıyorum. Tarzı Necati ve Erkan Hocadan biraz farklıydı. Ders notu kullanmazdı. Ancak bilgili olduğu çok belliydi. Ben kendisine bazen matematik ile ilgili sorular sorardım. Benim matematiğe olan merakımı, hemen anlamıştı. Bu yüzden bana ilgi gösterirdi. Sabahları okula gelirken bazen okulun yakınlarında karşılaşırdık. Beraber sohbet ederek okula gelirdik. Sohbetimiz genelde matematik ile ilgili olurdu. Hangi denklemler örneğin; ikinci dereceden denklemler, diziler, seriler, limitler, integraller nasıl daha kolay çözülür? Belki de bunları konuşurduk…

O dönemler, ülkemizin ekonomik olarak daha az olanakları vardı. Ancak toplumsal heyecanı yüksekti. Eğitime bakışı da farklıydı. Üniversite ve okuyanların sayısı azdı fakat kalitesi oldukça yüksekti. Nedret Yasasına göre sayısı nadir olan her şey zaten değerliydi. Şimdi her şey arttı, her şey çok değişti. Dönemimiz bu manada değersizleştirme veya değerlerin azaldığı bir dönemdi. Pek çok şeyin kalitesi de arttı ancak değeri azaldı. O zamanlar, bir kitap bulmak bile öyle kolay değildi. Çok sınırlı sayıda yardımcı ders kitapları vardı. Asıl ders kitapları bile sınırlıydı. Fakat kıymetliydi. Okullar açıldığında, kitapçılar tıklım tıklım dolardı. Bazen okuduğum matematik kitaplarından hocaya getirirdim. İncelerdi sonra açıklamalar yapardı. Kısacası baba adamdı…

Meliha Hanım ise dersimize hiç gelmedi. Ancak bizimle ilgilenirdi. Bir gün hiç unutmuyorum; tüm lise üçüncü sınıfları, okulumuzun yakınında bulunan, Halk Eğitim Merkezine götürmüş, orada bize eğitim ile ilgili bir film seyrettirmişti. Filmin Biyoloji ile ilgili olduğunu sanıyorum. O film, benim için çok ilginçti. O zamana kadar okulda eğitimle ilgili görsel bir şey seyrettiğimizi pek hatırlamıyorum. Zaten olanak da yoktu.

Hoca Hanım Fizik ile ilgili sorularda da bize yardımcı olurdu. Özellikle daha sonra göz hekimi olacak olan, arkadaşımız Nuh’un bitmek tükenmek bilmeyen sorularını çözerdi. Onun hocaya genelde optikle ilgili çok sorular sorduğunu anımsıyorum. Hocanın bilgilerinden de oldukça yararlandığını düşünüyorum. Meliha Hanım da gerçekten İlhami Bey gibi iyi bir hoca ve eğitimciydi. Birbirlerini bu konuda güdüledikleri de çok belliydi. Kendilerini adeta eğitime adamışlardı...

Geçen gün, lisedeki Edebiyat Hocamız Ahmet Akkaya, Fizik Hocamız Meliha Şimşek Hanımın vefat ettiğini, mesajla bildirdiğinde; bir hocamızı, bir yıldızımızı daha kaybetmenin üzüntüsünü yaşadım… Hoca ile uzun yıllardan beri görüşememiştik. Biraz da bunun pişmanlığını yaşadım. Nerede yaşadığını bile bilmiyordum. Hatta yaşayıp yaşamadığını bile... Ta ki Ahmet Hoca söz konusu mesajı gönderene kadar…

Rahmetli anacığım “Ölünün hatırı, kefeninin arasında gider” derdi. Gerçekten şu fani yaşamda, yaşama ve insanlığa pek çok katkısı olan insanların pek çoğu unutulmuştur. Onları tanıyan bile kalmamıştır. Bırakın onları, dedesinin dedesini (adını) bilen kaç kişi vardır? İnsan kendi ailesini bile unutmaktadır. Yaşam, kalanlar için sürmekte ve anlam kazanmaktadır. Dolayısıyla bu noktada yaşayanlar sadece yaşama dikkat etmektedir. Kimse sıranın kendine geleceğini düşünmemektedir. Yaşamın hep benzer şekilde devam edeceğini sanmaktadır. Herkesin yüzü sıcak ve canlı olan yaşama dönmektedir. Hani derler ya “Ölünün (belki de ölümün) yüzü soğuk olur” … 

Bu yazı, vefat etse de hatırının kefeninin arasında gitmesine razı olmadığım, hocamız ve eşinin bir kısım emeklerinin, tarihe not düşülmesi gayesiyle yazılmıştır. Tarihe düşülen notların hayli yoğun olduğu, günümüzün karmaşık dünyasında, umarım bizim notumuzun da bir yeri olacaktır. Balık unutsa da Halik unutmayacaktır

Bu vesileyle Hocamıza Allahtan rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun. Sevenlerine, Sümer Lisesi Camiası’na ve İlhami hocamıza da başsağlığı ve sabırlar diliyorum…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları