KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


KAYIRMACILIĞA BİR SON VERMEK GEREK…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Endişe etmekteyim yarınlardan!

Benliğimize sirayet eden,

En derinlerimize ulaşmış

Çürümenin giderek su yüzüne çıktığı bu demlerde

Geçen her dakika birbirimize yabancılaştığımız;

Sırtımızı her dönüşümüzde “Acaba” mı sorularının beynimize üşüştüğü

Kıyamet alameti bir devrin tam da ortasındayız…

Ne güvenle yaslanacağımız sağlam dağlar,

Ne güven timsali, sözü senet sayan adamlar kaldı etrafımızda…

Dalkavuk fikirlerin omuz- omuza yol aldığı,

Bir yaman çelişkinin Med-Cezirleri olmuşuz adeta…

Nicedir insanlığımızla kavgadayız sanki dostlarım.

Çok yüzlüyüz,

Riyakârız,

Egoistiz,

Yalancıyız,

İşgüzarız,

Sabırsız,

Merhametsiz,

Vicdansızız ve en acısı dalkavuğuz!

Hiçbir vakit böylesine dünyaya tapıp,

Kişiliğini üç kuruş menfaat uğruna pazara çıkarmamıştık…

Ve bu denli profesyonel dalkavuk olmamıştık yarenlerim!

Evvel zamanda padişahlara moral vermek için ücret mukabili tutulan “Dalkavuklar” bile kanaatimce bu denli ayağa düşmedi.

Gözünü budaktan esirgemeyen

Erdemli, dürüst, karakteri oturmuş insanların sayısının her an tükeniyor oluşunu,

Endişe, hayret ve ibretle gözlemliyor ve kahroluyoruz erenler…

Tükenip yok oluyorlar!

Zira böyle kimseler bu kavanoz dipli dünyada itibar görmez.

Sevilmez ve hiçbir mevkii’ ye de getirilmezler bilirsiniz.

Ve yine malumunuzdur ki;

Makam ve mevkii sahibi olmak ne kadar yağlayıp cilaladığın ile doğru orantılıdır.

Dostlarım ;

Çok yüzlülük, dalkavukluk oldukça eski bir meslektir aslında.

Hatta bu türden insanlar için sayısızca fıkra da girmiştir kültürümüze.

Fakat ne olursa olsun hiçbir vakit bugünkü kadar sayısı artmamıştır bu meslek erbabının.

Üstelik şimdilerde teknolojinin rüzgarını da arkalarına alıp,

Kitle iletişim araçları da devreye girince,

Dalkavukluk yarışlarında bir dalgalanma dahi olmuştur diyebiliriz.

Yarenlerim;

Devrin birinde “Bir filozof ve dalkavuğu bir arada sohbet ediyorlarmış.

Ancak bu sohbette filozof ne dese dalkavuk onu tasdik ediyormuş.

Sonunda filozof dalkavuğa haykırmış:

“Yahu azıcık sus be adam, bir kez olsun bir söylediğime itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayayım!”

Ve yine dostlarım

Osmanlı padişahlarından birisi bir gün önüne konan patlıcan yemeğini sevmez ve:

” Yahu şu patlıcan ne gereksiz, ne sıhhatsiz bir yemektir, öyle değil mi Dalkavuk? “ der.

Dalkavuk: “Evet Haşmetlim, bu öyle gereksiz ve zararlı bir sebzedir ki ülke de derhal yasaklanmalıdır” diye karşılık verir.

Aradan zaman geçer bir başka mecliste Padişahın önüne bir patlıcan yemeği daha konulur fakat bu kez yemek son derece lezzetlidir, padişah yemeğe doyamaz dalkavuğa dönüp: “Dalkavuk, bu patlıcan ne lezzetli ve faideli bir sebzedir, öyle değil mi? diye sorar….

Dalkavuk: “Evet haşmetlim, bu sebzeyi bütün ülkeye yayacaksın, hem faydalı, hem sağlıklıdır”

Bu cevap üzerine Padişah dayanamaz ve: “Yahu adam, daha geçen gün bu patlıcanı yerden yere vuruyor zehir zemberek şeyler söylüyordun” diye azarlar.

Bunun üzerine Dalkavuk:

“Haşmetlim, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil!” cevabını yapıştırıverir tüm arsız ve yüzsüzlüğü ile…

Sözün özü dostlarım;

Dalkavukluk da zor zanaat aslında,

Hiç kolay değil.

En azından ben fakir için imkansız…

Cahit Sıtkı Tarancı’nın

‘Otuz Beş Yaş’ şiirini ilkokul yıllarından beri bilirdim…

Ve ezberimde idi dostlarım…

Lakin bu günlerde daha bir sık hatırlar, daha bir sık tekrarlar oldum bu dizlerin kudretini…

Belki de bu düşüncelerimi desteklediği için kendime daha bir yakın buluyorum bu günlerde kim bilir!

“Gökyüzünün başka rengi de varmış

Geç fark ettim taşın sert olduğunu

Su insanı boğar ateş yakarmış

Her doğan günün bir dert olduğunu

İnsan bu yaşa gelince anlarmış!”

Doğan her günün binlerce sıkıntı ve dert olduğunu hepimiz tecrübe ettik binlerce kez öyle değil mi erenler?

Tekrarını yapan aynı günün, yorgunluğunu bilir ve tanırız hepimiz

Lakin bugün başka yarın daha başka konuşanların varlığını,

Her dem yeni baştan tecrübe eder olduk…

Her gün sırtımızı verdiğimiz bir dağ daha çöküyor arkamızdan ve yanı başımızdan.

Ve yüreklerimiz acıyor bin bir yerinden!

Yüzümüz gülmüyor artık farkında mısınız erenler?

Mutsuzluk ve umutsuzluk tavan yapmış hayatlarımızı boğmakta zifiri karanlıklara.

Başımızdaki bin türlü dert ve sıkıntı yetmezmiş gibi,

Bir de güvenilecek adam kıtlığı baş gösterdi.

Eyvah ki ne eyvah…

Elde ettiklerini kaybetme korkusuyla,

Kişiliğinden taviz verenlerin utancı ve zamanla kendilerinin bile hatırlamadığı kendileri.

Kaybeden…

Aslında kendini kaybedip farkında olmayan insanlar!

Karalar bağlayıp,

İnsanlığımızın,

Kendimizin yasını tutsak yeridir erenler.

Çok yüzlülük, dalkavukluk enflasyonu yaşıyoruz.

İstiyoruz ki yanlışlar,

Kötülükler,

Arsızlıklar,

Yalanlar,

Mertçe söylensin…

Kimseler korunup gözetilmesin.

Kimseye kayırmacılık yapılmasın.

Eğitim, tecrübe, liyakat gözetilsin.

Fakat ne çare…

Gürkan Ofis Mobilyaları