EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KAYSERİ LİSESİ

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


/resimler/2019-9/29/1651445712657.jpg

Değerli dostlar, bugün de Kayserinin en eski ve kadim lisesi olan Kayseri Lisesinin tarihi geçmişi ile birlikte onunla ilgili duygu, düşünce ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Her ne kadar bu lisenin öğrencisi ve mezunu olmasam da beni de etkileyen okullardan olduğunu söyleyebilirim. Kız kardeşim Kadriye Hoca da orada, uzun yıllar kimya öğretmenliği görevini üstlenmişti. Sürekli okulun etkisinden söz ederdi. Okulun kendisini hep büyülediğini söylerdi. Ben de nedense bu okulu, süre olarak eğitim hayatımda en fazla yeri olan İTÜ´ye benzetmişimdir. Bana göre Lise yapısal olarak, onun küçük bir şubesi gibidir. Belki geleneksel bir yapısı belki de tarihi binası, benzetmede etkili olmuştur. İki okulun da mimari yapısı birbirine benzemektedir. Zannedersem ikisi de Osmanlı´nın son zamanlarında egemen olan, batı tarzına uygun mimari anlayışa göre inşa edilmiştir. İTÜ´nün Gümüşsuyu binası 1862 yılında tamamlanırken, Kayseri Lisesinin şimdiki binası da 1903 yılında inşa edilmiştir.

Cumhuriyet Devletimizin kurucusu, Büyük Önder Atatürk´ün harf devrimi sırasında; yeni Türk Alfabesini anlatan bir fotoğrafının bu Lisede çekilmiş olması da ayrıca manidardır. Kaldı ki tarihi derinliği olan böyle bir kurumdan etkilenmemek de pek mümkün değildir. Hele de bu kurum Kayseri´de olunca, bizde de etkilenme hususunda kaçınılmaz duygular gelişmektedir.

Değerli dostlar, tarihi bilgilere göre II. Abdülhamit Han; ülkenin geleceği ile ilgili olarak eğitimin önemini kavramış bir Devlet Adamıdır. Ülkenin farklı merkezlerine idadilerin, bugünkü adıyla da liselerin açılmasına karar verir. Bu vesileyle okul 13 Eylül 1893 Tarihinde Seyfullah Efendi Konağında, Derece-i Ula Mekteb-i Mülkiye İdadisi adıyla eğitime başlar. İlk zamanlar öğrenci sayısı az olsa da sayı zamanla artar. Eğitim görülen konak yetersiz kalınca da şimdiki binasının temeli atılır. Binanın birinci katı 1903 yılında, ikinci katı da 1916 yılında tamamlanır. Sonrasında da Kayseri Sultanisi ismini alır.

Okul zamanla, hem şehrin hem de ülkenin önemli eğitim merkezlerinden biri haline gelir. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarında; 1915-1916, 1916-1917 Eğitim Öğretim Dönemlerine ait kütüklerde 10,11 ve 12. sınıflar için ?Bu sene teşekkül itmemiştir? sözünden, okulun Çanakkale Savaşında mezun vermediği bilinmektedir.

Sakarya Savaşı sırasında da Yunanlıların Ankara´ya yaklaşması ile 24 Temmuz 1921 Tarihinde, TBMM Hükümet Merkezinin Kayseri´ye taşınmasına karar verir. Bu vesileyle okul, meclis görevi yapmak üzere düzenlenir. Ancak savaşın kazanılmasıyla karardan vazgeçilir. Sakarya savaşında da okulun öğrencileri savaşa katıldığından, bu savaş sırasında da mezun verememiştir. Mezuniyet defterinde; ?Son sınıf talebeleri Sakarya Savaşı için cephede şehit düştüğünden bu öğretim yılında okul mezun verememiştir.? ifadesi yazılmıştır.

1922 yılında buraya atanan edebiyat öğretmeni ünlü şair Faruk Nafiz Çamlıbel Şehit olan Öğrencilerin anısına, Kayseri Lisesi Marşını yazar. 1923 yılında da ünlü düşünür ve fikir insanı Ziya Gökalp´in kanun teklifi ile Sultani adı da Liseye çevrilince, Kayseri Sultanisi de Kayseri Lisesi adını alır.

Atatürk 13 Ekim 1924 Tarihinde, Latife Hanımla birlikte Kayseri´ye geldiğinde; Liseyi de ziyaret eder. O sırada ünlü şair Behçet Kemal Çağlar da okulda öğrencidir. Etkileyici bir konuşma yapar. Ayrıca Kurtuluş Savaşını temsil eden bir gösteri de okulda sergilenir. Tüm bunlardan Atatürk´ün çok etkilendiği ve gözlerinin de yaşardığı söylenir. 

Değerli dostlar, Lisenin tarihi ile ilgili oldukça kısa bir bilgi vermeye çalıştım. Bu hususta, internette ve okulun internetteki sayfasında oldukça fazla bilgi mevcuttur. Ben de tarihi bilgileri zaten oradan aldım. Bu bilgiler önemli olduğundan, tekrarında bir mahsur da görmedim. Zira okulun çok derin bir geçmişi vardır. Tarihi pek çok olaya da tanıklık etmiştir. Hepsi tek başına adeta bir yazı konusudur. Bu bakımdan, okulun tarihi ile ilgili ciltler dolusu kitaplar yazılabilir. Bu abartısız bir gerçektir. Daha burada kaleme almadığım pek çok tarihi olay da ifade edilebilir. Zaten dünyanın en eski şehirlerinden olan Kayseri de çok uzun bir geçmişe sahiptir. İsmininde İmparator Şehri anlamına gelen Kaisareia´dan veya Kayser´den geldiği bilinir. Böyle bir şehirde, böyle bir okul da bence normaldir.

Biz liseye giderken, Kayseri Lisesinin hep ağırlığını hissederdik. Hakkında büyüklerimizden çok şeyler duyardık. Bizim okulumuz olan Sümer Lisesi, daha ziyade modern eğitimi benimsemiş bir okuldu. Modern Matematik, Modern Fizik ve Modern Kimya dersleri vardı. Binası da çok sonraları yapıldığından, adeta modern tarzı ve anlayışı da yansıtıyordu. O yıllarda, Kayseri Lisesi ise klasik eğitim anlayışını benimsemiş ve bunu sürdüren bir okuldu. Ancak buna rağmen, hep daha etkindi. Pek çok spor dalında da çok iyi takımları vardı. Hep dereceye girerlerdi. Benden büyüklerden oluşmuş okul basketbol takımımız ile Lisenin bir maçını hatırlıyorum. Bizim okulun takımının koçu da Necdet Hoca idi. Çok mücadeleli geçen bir maçta; maalesef bizim okulun takımı, Kayseri Lisesini yenememişti. Onlar bizi yenmişti. Dedim ya hep bir ağırlığı vardı diye. Belki de bizimkiler psikolojik olarak yenik çıkmışlardı sahaya. Ancak o dönemler eğitim kalitesi açısından, sanki bizim okul oradan biraz daha iyi olabilirdi. O yıllar, ailelerin önemli bir kısmı, çocuklarını bizim lisede okutmaya gayret etseler de yine de Kayseri Lisesinin ayrı bir yerinin olduğunu hatırlıyorum. Bir de daha kalabalık olduğunu duyuyordum. Nede olsa Kayserinin efsane okuluydu.

Yıllar sonra kız kardeşim orada öğretmenlik yaptığı dönemlerde; oranın atmosferi bir başkadır, oranın yeri kolay kolay doldurulamaz derdi. Bu ifade bana, İTÜ´deki Gümüşsuyu binamızda hissettiğim duyguyla eşdeğer gibi gelirdi. Zira yapılarda tıpkı canlılar gibi geçmişten gelen birikimlerin yansıtıcılarıydı. Sanki ruhları da vardı. Bu açıdan buraların korunması önemliydi. Nice olaylara tanıklık etmiş; kim bilir kapısından kimler girip, kimler çıkmıştı. Sınıflarından da kimler gelip, kimler geçmişti? Pek çok bilim adamı, devlet adamı, şairler, yazarlar, iş adamları ve daha niceleri? Hepsinin ayrı bir hikâyesi, hepsinin de ayrı ayrı hayalleri vardı, kim bilir. Ancak nihayetinde, çoğunun hayallerinin gerçekleştiğini gördüm?

Okulun bulunduğu konum, şimdiki şehrin merkezinde değil ancak merkeze yakındır. Eski şehrin merkezine belki de daha yakındı. Okulun karşısında modern yapılar, esnafın yoğun olduğu dükkânlar olmakla birlikte yanında ve arkasında, daha çok kendisi gibi eski klasik mimaride yapılmış binalar vardı. Eski konaklar, hamam ve diğer sosyal amaçlı yapılmış binalar. Ancak Lise de mimari yapısıyla, yanındaki ve arkasındaki tüm binaların adeta lideri konumundadır. Arkası geçmişte, önü de gelecekte gibi bir pozisyondadır. Bu haliyle; sanki sırtı mazide, yüzü de modern gelecektedir. Önündeki cadde de bu manada şehri ikiye bölmüştür. Bir tarafta eski, geçmiş ve geleneği yansıtan bir Kayseri, diğer tarafta da yeni ve modern daha farklı bir Kayseri.

Değerli dostlar, ticaretin bu kadar yaygın olduğu bir şehirde; böylesine önemli bir eğitim kurumunun olması, pek çok kimseye şaşırtıcı gelebilir. Ancak unutulmasın ki Kayseri ticareti kadar bilimsel ve kültürel altyapısı ile de önemli bir merkezdir. Selçuklu döneminde onlarca üniversite bu şehirdedir. Dünyanın ilk organize tıp fakültesi burada kurulmuştur. Nice bilim ve din alanında meşhur insanlarının, gelip geçtiği yer de burası olmuştur. Büyük düşünür İbni-Arabi buradan geçmiştir. Mevlana´nın hocası Seyyid Burhaneddin bu şehirlidir. Mimarların Piri Sinan; Osmanlının ilk Rektörü, Dekanı ve Profesörü Davud ile âlim (bilgin) ve aynı zamanda devlet adamı da olan Kadı Burhaneddin de Kayserilidir. Atatürk´ün yeni Türk Alfabesinin tanıtımında sembol olan fotoğrafının, Kayseri Lisesinde çekilmiş olması da bu değerin adeta bir göstergesidir. Bu bakımdan, ticareti ile ünlü olsa da bilim ve sanayi yönü ile de çok derin bir geçmişe sahip olan şehirden, bu kıymetlerin yetişmesi veya buradan gelip geçmesi hiç de tesadüfi değildir.

Kayseri Lisesinin de ülkemizin bilim, edebiyat, sanat ve diğer alanlarına katkı veren birçok insanı yetiştirmesi, bu noktada takdire şayandır. Ancak Kayserinin derin geçmişi açısından pek de de şaşırtıcı değildir. Bu durum, şehrin ve okulun geçmişinden gelen özelliklerinin adeta yansımasıdır. Zira burası belli bir amaçla (misyonla) kurulmuş; belli bir hedefi gerçekleştirmek gayesiyle, eğitim vermiş ve vermeye devam eden bir kurumdur. Şehrin en parlak çocukları burada okumuş, buradan aldıkları eğitimle ülkemizin gelişimine destek olmuş ve geleceğine de ışık yaymışlardır. Hala da ışık yaymaya devam etmektedirler?

Çok meşhur öğretmenlerinden de bahsedilirdi. Hikâyelerini çok duyardım,hatırlarım dün gibi. Matematik, fizik, edebiyat ve tarih öğretmenleri ve diğerleri. Hepsinin de mesleklerini, vatan aşkı ile yaptığı ifade edilirdi. Çok idealist aynı zamanda da çok vatanperver bir neslin yetiştirdiği öğrencilerin, bu kadar başarılı olması da zaten beklenirdi.

Değerli dostlar, ülkemize iki tane Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, nice bilim insanı, şair ve edebiyat insanı yetiştirmiş olan bu lisenin, geçmişini yazmaya kalksam, gerçekten ciltler dolusu eserler yazılabileceğini söyleyebilirim. Bunlar yazmakla da bitmez. Hepsi ayrı devasa konu ve ibret dolu olaylardır. Dünyaca ünlü jeolog Prof. Dr. İhsan Ketin ile ülkemizdeki modern kütüphanecilik anlayışını başlatan Prof. Dr. Jale Baysal da bu liseden mezun olmuştur.

Dolayısıyla sonsöz olarak, ünlü edebiyatçı Faruk Nafiz Çamlıbel´in Kayseri Lisesi Marşında da ifade ettiği gibi Kayseri Lisesinin nura koşan gençleri, güzel Anadolu´ya güneşler taşımış ve taşımaya da devam ederek, hep çalışacaktır. Böylelikle cehalet ortadan kalkacak ve bilimsel anlayış da egemen olacaktır. Ülkemizin muasır medeniyet seviyesine yükselmesinde, Lisenin rolü daha çok konuşulacaktır?

 

Hoşça kalın?