KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


KİN VE NEFRET ALÇAKLARIN GİZLİ KILICIDIR!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili dostlarım;

Salgın hastalık önü alınamaz bir hızda yayılmaya devam ediyor.

İnsanlık büyük bir cenderede çetin bir sınav vermekte.

Salgın hastalığa bağlı kayıpların sayısı her geçen gün artarken,

Binamıza kadar gelen tehlike hep korkutuyor,

Hem de derin üzüntü ve hüzünlere boğuyor erenler…

Bütün bunların ötesinde yakın zamanda kaybettiğim sevgili Mecit Amcam ve Teyzeoğlum Murat’ın acısı da yakıp kavuruyor yüreğimi.

Lakin bu fakir ince düşünen bir yaradılışta olduğu için sanırım

Hüzünler bununla sınırlı kalmıyor erenler…

Yaşadığımız dünya

Ve dahi birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insanlar

Hüzün katsayımıza tavan yaptırmak adına pek bir gayret içindeler…

Yarenlerim;

Büyük üzüntü duyarak müşahede etmekteyim ki

Ademoğlu’nun benliğini kin ve nefret kaplamış…

Kin ve nefret neyi çözer ki?

Nefret kadar,

Kin ve husumet kadar

Ademoğlunun benliğini yıpratan,

Yüreğini ihtiyarlatan,

Kirleten,

Ve dahi küçülten

Bir başka duygu yoktur kanaatimce!

İnsan gibi;

Yüce Yaradan’dan bir öz,

Bir cevher taşıyan,

Ve eşref-i mahlûkat diye tanımlanan,

Üstün özelliklerle donatılmış bir varlık

Neden bu kadar basit bir dairede kaybolur gider ki?

Toplumlarda sosyal bir yara olan çatışmaların temelinde

 ‘Kin ve Nefret’ duygularının etkisi büyüktür zannımca erenler…

Özellikle aile içi çatışmalarda,

Mesleki rekabetlerde,

Arkadaşlık ilişkilerinde

Ve hayatın diğer sahalarında

Bu duygular maalesef bütün çirkinliği ile yaşanıyor

Kanaatim odur ki

Ademoğlu var olduğu sürece de yaşanmaya devam edecek…

Peki,

Kini ve nefreti besleyen,

Onu büyüten,

Benliği esir edecek,

İnsanın bütün eylem ve hareketlerini yönlendirecek kadar kör ve sağır eden

Bu ilkel- basit duygulara neden esir düşüyor ve kendimizi kurtaramıyoruz?

Kurtaramıyoruz!

Çünkü insanoğlu Ego’sunu bu duygularla besliyor,

Bu duyguları hayata geçirerek sözde zaferler kazanıyor.

Hatta bazı insanların öç almak için,

İntikam almak için yaşadığını,

Kendini bu duygularına feda ettiğini de görüyoruz.

“İntikam soğuk yenen bir yemektir” diyecek kadar da bu işi hayat felsefesi yapan insanların varlığından hepimiz haberdarız…

Pek tabi hayata dair;

Kırgınlıklarımız,

Acılarımız,

Haksızlıklara uğrayıp,

Derin felaketlerle karşılaştığımız meselelerimiz vardır dostlarım.

 Ancak ne olursa olsun,

Hayata sürekli geriye bakarak devam edemeyiz.

Yürek seferlerimizi daima kin ve nefretle yapamayız.

Yaşanılan bir olumsuz hadiseyi uzun yılların ötesine taşıyamayız.

Çünkü dostlarım ademoğlu her dem yenilenen,

Şimdilerin tabiri ile devinim içerisinde bir varlıktır.

Ve kanımca insan ruhu bu kadar

Kiri,

Kini,

Nefreti taşıyamaz yarenler.

Böylesine yıkan,

Tahrip eden,

Küçülten,

Azaltan ve inciten duygular;

Güzelliklerle,

İyiliklerle asil duygularla bir arada yaşayamaz.

Kindar insan

Büyüyemez,

Yücelemez,

Artmaz dostlarım!

Büyük devlet adamı,

Büyük lider,

Paklar ülkesinin kurucusu Muhammed İkbal kendi benliğini terbiye eden insanı tanımlarken şu ifadeleri kullanmıştır.

Eğer kendi bedeninin toprağına hükmedersen, kendi ağacından üzüm yersin.

Eğer mimar isen,

Duvarlaşma,

Taşlaşma,

Yoksa senin duvarını başkası örer.

Ne zamana kadar matem,

Ne zamana kadar inilti,

Ne zamana kadar kendini dövmek ve ne zamana kadar ağlamak?

Kendini kendi çamurunla yap ve dünyanı yenile

Kendisine hükmeden kimse,

Dünyayı da kendi hükmüne alır.

Kin ise alçakların gizli kılıcıdır.”

Ademoğlu her dönemde düşmüştür kin ve nefretin esaretine dostlarım.

Özellikle modern çağ diye tabir edilen kıyamet alameti bir dönem olan günümüz metropol yaşamın insanı;

Kin ve nefreti bir ideoloji olarak hayatının baş köşesine oturtup adete ilke edinmiştir kendine.

 Küçücük tartışmaların bile bu duyguların pimini çekmeye yeterli olduğu,

 Bu duyguların insan ruhunu ve bedenini nasıl zehirlediğini ve bu yüreklerde nasıl da telafisi mümkün

olmayan hasarlara sebep olduğunu biliyor muyuz acaba yarenlerim?

Şimdi bunları yazarken,

“Peki her meseleyi affetmek doğru mudur ?” diyenleri duyar gibiyim dostlarım.

Elbette hayır!

Elbette çok büyük acılara sebep olmuş,

Hayatınızın akışını değiştirmiş,

Bizi ve çevrenizi derinden yaralamış birisinin yaptıkları elbette bağışlanamaz, affedilemez.

Fakat bu kızgınlık makul bir sınırda değil ise,

Bizlere zarar verecek ,

Hayatımızı değiştirecek kadar bizleri etkiliyorsa…

Burada sorun vardır,

Artık bu kin ve kızgınlık bizi esir almış demektir yarenler.

Zira Muhammed İkbal ‘de;

“Yersiz af, hayat coşkusunu öldürür, o kâinat düzenini sekteye uğratır”

Derken aslında her meselenin affından yana olmadığını dile getirmektedir.

Ve bu acıyı hafifletmek için “Doğru ve Güçlü” olmanın önemine dikkat çekerek

Kin ve nefretle sorunların çözülemeyeceğinin altını çizer…

Çözümün;

İnsana kambur olan ve için için tüketen bu fazlalıktan kurtulmakla mümkün olabileceğini vurgular…

Kin ve nefret duyarak sorunu çözemeyeceğimizi

En kısa zamanda anlayıp ruhumuzu huzura erdirmenin tek yolunun hoş görü,

Empati ve karşısındakine saygı duymak olduğunun idrakine vararak

Hayatımızı idame ettirmek en güzeli olacaktır.

Dostlarım duygusal anlamda güçlü ve doğru olmalıyız.

Karşımızdakilerin zor zamanlarında,

Boşluklarında,

Zaaf anlarında değil,

Onlarla gerçekten de eşit şartlarda mücadele etmeliyiz…

Zira doğruluk ile güçlülük omuz omuza yürürse değer bulur.

Ve erenler bana göre doğru isen zaten güçlüsündür.

Yine İkbal der ki ”Eğer iddia sahibi güçlüyse onda senet aranmaz!”

Güç ve doğruluk bir arada olmalıdır.

Sözün özü erenler;

 Zaman zaman,

Aslında birçok zaman hepimizi esir eden,

Gözümüzü kör,

Kulağımızı sağır eden,

Elimizi kolumuzu bağlayan ve ruhumuzu kirleten bu yaradılışa aykırı duygu ve düşünceleri bir kenara

Bırakıp,

Kalbimizi Allah’a olan bağlılığımız ve inancımızla,

Teslimiyetimizle,

Tahammülümüzle,

Şükrümüzle tazeleyip;

Bu zehirli duyguların bizi çeşitli felaketlere sürüklemesine izin vermemeliyiz.

Ve dostlarım büyük Türk Alimi Mütefekkiri Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makalat’ta dile getirdiği :

“ Öfke gelirse akıl gider!” sözünü hatırımızdan çıkartmadan hayatımıza yön vermeliyiz.

Aklımıza,

İzanımıza ve sükutumuza mukayyet olup,

Muhafaza etmeliyiz…

Yoksa hayat şartlarının her dem bizi bir felaketin eşiğine götürmesi an meselesidir erenler.

Ne acıdır ki yarenlerim;

Artık evler,

Sokaklar,

Caddeler,

İşyerleri

Dokunsanız patlamaya hazır öfke ve kinle yüklenmiş bombalarla dolu ne yazık ki erenler…

Dostlarım unutmayalım sükûnet ve suhulet huzurun diğer adıdır.

Öfke ve kin ise ademoğlunu sürekli dibe çeken bataklık gibidir!

Huzur ve umut dolu yarınların bizlerin olması için

Sabır, kanaat ve hoşgörü üçlemesini hayatımızın odağına koyalım…

Yeni bir yıla doğru adım adım yaklaşırken gelin ezberlerimizi temize çekip,

Sevgi ve hoşgörüye hayatımızda daha çok yer açalım.

Gürkan Ofis Mobilyaları