KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KİŞİSEL İLETİŞİMİN FORMÜLÜ VAR MI?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, kişisel iletişim; sosyal alanda insanların birbirleriyle geçinmesi ile ilgili en önemli konulardan biridir. İnsanların birbirleriyle geçinmeleri ise toplumsal barışın ve huzurun sağlanması açısından gereklidir. Geçinmenin en önemli unsurlarından biri de iletişimdir. İletişim aynı zamanda bir davranış biçimidir. Tek başına aslında bir bilim alanıdır. Uzun yıllar eğitim gerektiren bir husustur. Konunun pek çok boyutu da söz konusudur. Psikolojik, fizyolojik, kültürel, toplumsal, eğitim, aile, çevre ve daha belki pek çok şey konunun boyutları olarak ifade edilebilir. Söylediğimiz şeyi matematik diline çevirecek olursak; ki=f (p,f,k,t,e,a,ç,?) şeklinde bir fonksiyon yazmak mümkündür. Fonksiyondan da görüldüğü üzere olay çok boyutlu yani çok parametrelidir. Matematikte bir fonksiyonun ne kadar çok parametresi varsa fonksiyon o kadar karmaşık demektir. Karmaşık fonksiyonların denklemi ve çözümü de karmaşıktır. Fonksiyonu denklem haline dönüştürürsek belki şöyle bir şey yazabiliriz: ki=pxfykztuevawçm?. Burada üstel ifadeler ağırlıklarına göre farklı değerdeki sabit veya değişken sayılar olabilir. Denklemi gördükten sonra artık gerisini siz düşünün. Hadi çözün denklemi! İşin içinden çıkın! Nasıl çıkılacaksa?

Değerli dostlar, denklem benim uydurduğum bir denklem. Bu konuda ve diğer başka konularda da modelleme mantığını bilirseniz, denklem türetmek mümkündür. Denklemde göstermeye çalıştığım şey sosyal konuların fiziksel konular gibi olmadığıdır. Daha karmaşık bir yapı sergiledikleridir. Ancak fiziksel olaylar gibi katı ve mekanistik değildirler. Fiziksel sistemlerin doğasında katı mekanistik yapılar söz konusudur. Belli koşullar doğmadan, belli sonuçlar oluşmaz. Örneğin; duran bir cisme bir kuvvet uygulamadan, cisim harekete geçemez. Yanıcı ve yakıcı olmadan da yanma meydana gelmez. Nihayetinde fiziksel dünyada bedelsiz bir şey gelişemez. Mutlaka her şeyin bedelinin ödenmesi gerekir.

Sosyal dünya, karmaşık olsa dakatı ve mekanik değildir. Daha esnektir. Bu yapıda rol oynayan pek çok parametre olmasına rağmen mekanik dünyanın tersine daha kaotiktir. Zaman zaman hiç beklenmedik olaylar, sosyal alanda meydana gelebilir. Tarihin yönü her an değişebilir. İnsanlar birbirlerinden hiçbir beklenti içinde olmadan bir şeyler yapabilir. Farklı duygular içerisinde olabilir. Sosyal dünyada; fizik yasaları ve akıl kadar duygular da etkilidir. Bu bakımdan, zaman zaman fiziksel yasalara ve mantık ilkelerine karşın metafizik alana taşınması umuduyla veya başka gayelerle pek çok hadise kendiliğinden, beklenmedik bir şekilde oluşabilir. Karşılıksız yardımlaşma gibi. Güçsüzü koruma gibi?

Değerli dostlar, iletişim; bilginin, bir göndericiden bir alıcıya aktarılmasıdır. Gönderici ve alıcı kişi ise adı kişisel iletişim olmaktadır. Burada bilginin anlaşılması da gerekmektedir. Hem de göndericiden alıcıya, anlaşılabilir ortamda. Tanımdan da anlaşıldığı üzere iletişim için bilgi ile birlikte bir verici, bir alıcı ve bir de ortam olması gerekmektedir. İletişimin en önemli sorunu bence anlaşılabilir olmamasıdır. İletişim kazaları genelde anlaşamamaktan kaynaklanmaktadır. O zaman şu soruyu sormak gerekir? Anlaşamamanın nedeni nedir?

Bunun bana göre bir sürü nedeni vardır. Ancak burada bazılarını ifade edebilirim. Genel olarak iletişim kazası olarak ortaya çıkan sorunun en temelleri: dinlememek, duygudaşlık (empati) yapamamak, adil olmamak, kendi çıkarını karşısındakinden daha üstün tutmak, kıskançlık ve diğer pek çok neden. Bunların yani temel sorunların en temel nedeni nedir? Diye sorduğumuz zaman, bana göre en temel neden benlik sorununun varlığıdır. Benlik sorunu derken hep ben duygusunun egemen olması, var olma, hayatta kalma ve diğer faktörlere bağlı olarak bencil olmadır. Ben merkezli olmadır. İnsanoğlunun en temel içgüdülerinden biridir bu. Hayatta sürekli kalmak, yaşamı hep sürdürmek ve hiç ölmemek. Ancak bunun mümkün olmadığını herkes biliyor. Buna rağmen mücadele hep devam ediyor. Mücadeleyi etkin kılan duygu, ilk insandan beri vardır. Bundan sonra da olacaktır. Bu durumda iletişim hiçbir zaman en iyi şekilde gerçekleşmeyecek mi? Şeklinde bir soru da akla gelmektedir. Galiba olamayacak. Ne yazık ki? Zira insanoğlu kendi iç dünyasında belli merhaleleri aşamadığı sürece iletişim de en iyi noktaya gelemeyecektir.

İnsanlığın pek çok sorunlarının yüksek oranda çözülememesi gibi iletişim sorunu da bu anlamda çözülecek gibi durmamaktadır. Bunun için yapılacak bir şeyler yok mu? Dersek, aslında yapılacak çok şey var. Bunun için en başta eğitim gelmektedir. Kim ne derse desin; eğitim her konuda olduğu gibi bu konuda da temel bir yapı olarak karşımızda durmaktadır. Ancak eğitim salt meslek edinme süreci olarak algılanırsa çare olmayabilir. Geçmişte yaşamış olduğum pek çok tecrübelerden de biliyorum ki belli bir eğitim seviyesinde, belli meslek sahibi olmalarına rağmen iletişim gibi temel konularda pek çok eksikleri bulunan insanlar tanıdım. Bazen onları anlamakta da zorluk çektim. Bu hususta eğitimi, salt bilgi depolanması olarak değil davranış ve iletişim gibi konuların da öğrenildiği bir süreç olarak kabul etmek gerekmektedir. Aksi takdirde, eğitimli ancak pek çok sorun üreten yapıda insanlarımızın olması, ister istemez ortaya çıkacaktır. Bu tür insanlar, mesleki sorunları çözse de sosyal sorunları çözemeyecektir. Fayda yerine sorun da üretebileceklerdir.

Değerli dostlar, kimilerine göre iletişimin en önemli sorunu dil olsa da dilden de öte diğer sosyal ve bireysel özelliklerin de sorunun kaynağında rol oynadığını düşünmekteyim. Adaletli bir anlayışta, bence iletişim sorunu en aza inecektir. Hakkı gözeten bir yapı hakeza anlamayı ve anlaşılmayı da en üst seviyeye getirecektir. Yaşamın hep sınırlı, ömrün de hep az olduğunu vurgulamamıza rağmen hiç ölmeyecek gibi bir dünya hırsı, bence değerler sorununun yanında iletişim sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan iletişim sorununu salt iletişimin araçları olan dil, ortam gibi parametrelere indirmek, sorunların çözümü için yeterli görünmemektedir.

Sorunlara en temelden yaklaşmak ve çözümünü de en temelden gerçekleştirmek daha kalıcı olacaktır. Aksi halde, iletişimsizliğin geçinmek sanılması; niceliğin de egemen olması kaçınılmazdır. Bu durum, aynı zamanda problemin kaynağını ortaya çıktığı yerde değil varlığını ifade edende aranması gibi garip bir durumun doğmasına da sebep olacaktır ki tedavi doğru olsa bile teşhis yanlış olacaktır. Sonuçta da sorun çözülemeyecektir. Kaldı ki sorunlar ortaya çıktıkları zeminde değil, başka zeminlerde çözülecektir?

 

Hoşça kalın?