KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KOLERA VE KORONA: ANI VE SANI

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Korona (kovid-19) hala etkisini sürdürmektedir. Ancak önlemler sayesinde, mücadelede önemli mesafeler alındığı da görülmektedir. Tüm bunlara rağmen durum gerçekten ciddidir. Aksini, komplo teorilerinden destek alarak savunanlar olsa da hakikatin resmi bellidir. Öncelikle önlemlerin çok gerekli olduğu algısının, tüm insanlarda egemen olması önemlidir. Bunun geri dönüşü de yoktur. İtalya ve İran örneği ortadadır. Bu bakımdan azami önlemlerin alınması noktasında herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi lüzumludur. Önlemlerin, bireysel sorumluluk yönünün olduğu kadar toplumsal hatta insani sorumluluk yönünün olduğu da unutulmamalıdır.

Virüs bizi etkilemez gibi söylemlerin önemi ve değeri yoktur. Birçok hastalıkların en temel nedeninin virüsler olduğu bilinmektedir. Bilimsel olarak tespit edilmiş bir hakikattir. Tüm vatandaşlarımızca anlaşılması gerekmektedir. Devletimizin aldığı önlemlere, halkımızın genellikle uyduğu görülmektedir. İnşallah en az ziyanla salgını atlatabileceğiz. Allah hepimizin yardımcısı olsun ve bizi korusun. Ancak unutulmasın ki bu tür salgınların tekrarlanacağı da bilimsel yayınlarda belirtilmektedir. Bazı kaynaklara göre grip gibi salgınların tekrarı kaçınılmazdır. Bunun bilinmesi gerekmektedir. Konu ile ilgili araştırmacılar, hastalıkların ve salgınların dünyayı etkilediğini hatta değiştirdiğini de ifade etmektedir. Onlara göre asıl mesele salgın oluşumuna nasıl hazırlanılacağı ve hangi önlemlerin alınacağının belirlenmesidir.

 

Virüslerin Etkisi

 

Virüs gibi mikro organizmalar, çıplak gözle dahi görünmemektedir. Onlar mikroskopla görünmektedir. Bu kadar küçük olan canlıların, bu kadar etkili olmaları; küçük olmalarına rağmen hızlı çoğalmaları ve içinde bulunduğu yapıyı bozmalarıdır. Zira doğada canlıların çoğalma hızı ile büyüklüğü arasında genellikle ters bir orantı vardır. Lisedeki milli güvenlik dersi hocamız, Albay Osman Çelikadam’ın bize sıklıkla söylediği, Kırkpınar Güreşlerinde okunan manilerdekiBüyüğüm diye övünme, küçüğüm diye yerinmeküçük çengelden takar, evini başına yıkar” mısraları da bir şeyin küçük olmasının, etkisinin de küçük olduğu anlamına gelmediğinin ifadesidir. Tıpkı yangın misali; küçük bir kıvılcımla başlar sonra büyüyerek devam eder…

Eski iş yerimdeki bir arkadaşım; merhum dedesinin ilaçlara karşı mesafeli olduğunu, küçücük ilacın koca vücuda ne yapabileceğini hep sorguladığını söylerdi. Buna benzer anlayışların toplumumuzun küçük de olsa bazı kesimlerinde hala etkili olduğu gözlenmektedir. Ancak günümüzde gözle görünmeyen virüslerin, gözle görünen bazı tehlikeli unsurlardan daha etkili olduğu bilinmektedir. Onların insanlık tarihini etkilediği ve değiştirdiği de bir gerçektir. Aksini iddia etmek anlamlı olmasa gerektir. Virüslerin kaynağının genel olarak hayvanlar olduğu belirtilmektedir. Keşke! Çin’de hayvanlarla insanlar arasında, daha çok mesafe bulunsaydı denmektedir…

Korona (korona-19) laboratuvarda üretildi diyenler olsa da bu görüş henüz ispatlanmamıştır. Komplodan öteye geçememiştir. Zira küreselleşen dünyada, salgınların eskiye nazaran daha hızlı ve etkili yayıldığı bilinmektedir hatta benzer vakalar beklenmektedir. Zira iletişim ve etkileşim, hiç bu kadar kolay ve yaygın olmamıştı. Teknolojik olanaklar, seyahatleri de kolaylaştırmıştır. Dünyanın hiçbir döneminde, milyonlarca insan günümüzde olduğu gibi değişik nedenlerden kaynaklı olarak yer değiştirmemişti. Yer değişim, beraberinde bazı olumsuzlukları da taşımaktadır. Dünyanın herhangi bir yerinde gelişen bir virüs, bir anda her yeri etkilemektedir. Dolayısıyla tüm bunlara bağlı olarak, hastalık ve terör benzeri insan faktörüne dayalı olumsuzluklar da dünyada gelişmektedir. Devletlerin ve toplumların güvenlik açısından bu hususlarda daha da dikkatli olması gerekmektedir.

 

Kolera ve Anı

 

Çocukluk çağımda kolera salgını olduğunu anımsıyorum. İlkokulda salgının tanıtımı ve sakınılması ile ilgili afiş olduğunu anımsar gibiyim. Hatta aşı olduğumuzu da hatırlıyorum. O yıllarda İstanbul’da 1.500 kişinin hastalığa yakalandığı ve 52 kişinin de öldüğü ile ilgili bilgiler değişik yerlerde yer almaktadır.

Kaynaklara göre kolera ciddi bir hastalıktır. Başlangıç belirtisinin, bağırsakların boşalmasının getirdiği şaşkınlık ve sonrasında da acı çekmeye yönelik olarak gelişen bir hastalık olduğu ifade edilmektedir. 1850 yılından önce hastalığın, hava ile taşınma sonucu, solumaya bağlı olarak yayıldığına dair bir inancın varlığı belirtilmektedir. 1854 yılında Alman Max von Pettenkofer, hastalığın bataklıklardan kaynaklandığını zira en çok bu tür bölgelere yakın oturanların, hastalığa yakalandığını dile getirerek; hastalığın toprakla ilişkili olarak, solunum kaynaklı olduğu sonucuna varmıştır. Ancak Londra’da çıkan kolera salgını ile ilgilenen İngiliz hekim John Snow, koleranın solunum ile değil ağızdan alınan zehirden kaynaklı olduğu sonucunu elde etmiştir. Mikrobu bulamasa da hastalığın kaynağının, kirli su olduğunu bulmuştur. Pastör’ün 1857 yılında, mikropların vücuda girmesiyle insanların hastalanabileceğini ileri sürmesinden sonra, Alman hekim Robert Koch, 1883 yılında Kahire’de oluşan kolera salgını dolayısıyla yaptığı incelemelerde, hastalığın nedeninin özel bir toksin üreten bakteri olduğunu keşfetmiştir (Dünyayı Değiştiren On İki HastalıkTürkiye İş Bankası Yayınları). Böylece kolera hastalığının teşhisi gerçekleşmiştir.

Büyük Tuzhisar Beldesi’nde ilkokul birinci sınıfa giderken bir gün okul yönetimi veya öğretmenimiz okula sinema geldiğini ve bize film göstereceklerini söylemişti. Ben o zamana kadar film gördüğümü hatırlamıyorum. O gün, benim için hayatımın en özel günlerinden biriydi. Bizi sınıftan okulumuzun girişindeki hole getirdiler. Orada bir film makinasının olduğunu gördüm. Okulun tüm öğrencilerinin holü doldurduğunu hatırlıyorum. Hatta bazı hemşeriler de filmi seyretmek için gelmişlerdi. Okulun giriş kapısı kapanınca, holde sinemaya benzer karanlık bir ortam oluştu. Biraz sonra film makinası çalıştı. Görüntü küçük bir perdeye yansıtıldı. Biz de büyük bir merakla izlemeye başladık. Yanılmıyorsam film hareketli değil fotoğraflar şeklinde ve sesli idi. Koleradan korunma yolları anlatılıyordu. Hangi suların içilmesi, temizliğinden şüphe duyulan suların mutlaka kaynatılması ve her yerde çamaşırların yıkanmamasının gerektiği vb. konular resimlerle ve etkileyici bir üslupla anlatılıyordu. Hayatımda gördüğüm bu olayı hiç unutamadım. Sinemanın yani görsel medyanın ne kadar etkili bir şey olduğunu ilk defa o gün anlamıştım. Belki de o zamana kadar sadece radyoyu görmüştüm. Bir iki de eski gazete. Hepsi buydu. Bunun dışında başka bir şey de görmemiştim. Sinema bana uzayı seyretmek gibi geldi. Adeta ufkumuzu açtı. Onun sayesinde kolera salgınının etkilerini, sonuçlarını ve neden kaçınmamız gerektiğini öğrenmiştik. Hem de öğrenme kapasitemizin en yüksek olduğu bir çağda…

Eskiler ayrıca kıran girdi veya kıran geldi gibi kavramlardan bahsederdi. Kıran; kırdı, öldürdü anlamına gelirdi. Bugünkü ifadeyle salgın. Daha çok hayvanlar için söylenirdi. Ancak tam emin olmamakla birlikte insanlar için de kullanıldığını düşünüyorum. Birçok büyüğümüzün, salgından dolayı çocuklarının öldüğünü söylediğini biliyorum. Bunlarla ilgili yaşlılardan anılar dinlediğimi de hatırlıyorum.

 

Sonuç Düşünce

 

Salgınların insanlar üzerinde, tarih boyunca ciddi etkiler bıraktığı bilinen bir gerçektir. Bunların sadece sosyal alan üzerinde değil inanç ve düşünce sistemi üzerinde de etkiler oluşturduğu ifade edilmektedir. Hastalıkların tarihi açısından salgınlara bakıldığında, insanoğlunun bu konuda pek çok yaşam imtihanlarından geçtiği anlaşılmaktadır.

Ben de salgınların eski insanları çok tedirgin ettiğini görmüştüm. Kıranın çok ciddi bir hadise olduğunu o zaman anlamıştım. Bunun ilahi bir ikaz olduğu şeklindeki ifadeleri, büyüklerden duymuştum. Yukarıda referans olarak verdiğim kitapta da eski zamanlarda gerçekleşen batıdaki büyük salgınların; insanların uygun olmayan, kötü davranışları sonucu ortaya çıktığı ile ilgili toplumdaki düşünceler belirtilmektedir. Bu hususta farklı bilim insanlarının ve özellikle de teoloji uzmanlarının farklı görüşleri olabilir. Onları da dinlemek gerekebilir…

Bir önceki yazımda da ifade ettiğim şekliyle virüs gibi mikroorganizmaların biyolojik silah olarak kullanıldığı bir gerçektir. Bazı ülkelerde, bunları üreten laboratuvarların varlığı da bilinmektedir. Dolayısıyla üretilme olasılıklarının düşük de olsa varlığı, uzmanlarca belirtilmektedir. Her olayın komplo yani planlı olarak yapıldığının söylenemeyeceğini daha önce de belirttim. Korona (kovid-19) salgınında komplo yok diyemem, olduğunu da bilemem. Ancak bütün kuğular beyazdır, siyahı buluncaya kadar ilkesinin bilimsel bir hakikat olduğunu bilirim. Yani bir önermenin doğruluğu, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir diyebilirim. Ayrıca tüm bunlar, komplo mu yoksa değil mi gibi bir soru ile birlikte daha temel bir sorunun da herkesçe sorulmasının, gerekli olduğunu söyleyebilirim. Hata nerede?

 

Hoşça kalın…

 

 

Not: Tüm hastalara şifa diliyorum. Tüm sağlık çalışanlarının da Allah yardımcısı olsun…

Gürkan Ofis Mobilyaları