KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KORONA VE KOMPLO

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Bir önceki yazımda, korona (kovid-19) virüsünün gelişimi ile ilgili olarak elde ettiğim bilimsel bilgiler ile kişisel düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. İşin bilimsel yönü ile birlikte bir de komplo yanı bulunmaktadır. Bu konuda çeşitli görüşler ortaya konmaktadır. Bunlar hem sosyal medyadan hem de televizyonlardan paylaşılmaktadır. Kafaların biraz karışık olduğu da görülmektedir. Bununla birlikte Dünya Sağlık Örgütünün, virüsün tüm dünyada salgın oluşturduğu anlamında, pandemi olarak ilan etmesi de endişeleri biraz daha artırmaktadır. Tüm dünya bir teyakkuz halindedir. Ciddi bir sınavla karşı karşıyadır.  Çin’den sonra İtalya, İspanya, İran gibi ülkeler de virüsün etkisi altındadır.

 

Komplo Teorileri

 

Virüs etkisini sürdürürken konuyla ilgili bazı komplo teorileri de ortaya konmaktadır. Örneğin daha önce dünyada böyle bir salgının oluşabileceğini söyleyen kimseler; bu olayın dijital topluma geçiş için yapılan deney olduğunu, dünyanın pek çok yerinde, insanların evlerine kapatılıp, yeni döneme geçişin adımlarının oluşturulduğunu iddia etmektedir. Ayrıca kağıt paraların üzerinde virüs olduğu algısının da yaygınlaştırılarak, önce dijital akabinde de saklı (kripto) paraya geçileceğini belirtmektedirler. Bununla birlikte bundan sonra toplumlarda çeşitli hizmetlerin gerçekleşmesi hususunda teknolojik olanakların daha çok yaygınlaşması, eğitimin internet üzerinden yapılması gibi birçok yeniliklerin de bu vesileyle hayata geçirilmeye çalışılacağı ifade edilmektedir. Kısacası onlara göre virüs bahane edilerek toplumların yeni bir dijital yapıya büründürülmesi hedeflenmektedir. Bu konuda medyanın da olaya yoğun destek verdiği iddia edilmektedir. Çin’de biyolojik silah üreten ve genetik kodlarla ilgili çalışmalar yapan bir laboratuvarın da Vuhan’da olduğuna dikkat çekilmektedir. Ancak virüsün başka ülkelerden transfer edilebileceği ihtimali de belirtilmektedir.

Konuyla ilgili medyada yer alan, bir Rus doktor tarafından ortaya konduğu iddia edilen bilgiler de hayli ilginçtir. Doktorun ifadesine göre; en çok ölümlerin olduğu 10 Şubat günü, Çin’de kovid-19’dan 108 kişi öldü. Aynı gün dünyada; 26.283 kişi kanserden, 24.641 kişi kalp hastalıklarından ve 4.300 kişi de diyabetten öldü. Her gün; sivrisinekler 2.740, insanlar 1.300, yılanlar da 137 kişinin ölümüne neden olmaktadır.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Licien’in ABD ordusunu, Vuhan’a korona virüsü getirmekle itham etmesi de bu konudaki ilginç iddialardandır.

Postmodernizm ile ilgili çalışmalar yapan Prof. Dr. Naci Sünel de tüm yaşananların; tıpkı eski dönemlerdeki gibi yeni bir yaşam anlayışına geçişin (faz gibi) sinyalleri olduğunu ve postmodern anlayışın egemen kılınmaya çalışıldığını ileri sürmektedir.

 

Anlamlar, Yanıtlar ve Sorular

 

Yukarıda ifade edilen görüşler, doğruluğu ispatlanamayan görüşlerdir. Ancak yanlışlığı da ispatlanamamaktadır. Komplo teorilerinin varlığı da sanki buradan doğmaktadır. Ayrıca küresel aktörlerin oynadığı roller de göz önüne alındığında, komplo teorilerinin toplumda ne denli etkili olduğu anlaşılmaktadır. Hatta daha çok rağbet görmektedir. Buna karşın, komplo teorilerinin; önyargılar ve yetersiz bulgular temeline dayandırılması ile ilgili bir görüşün varlığını da unutmamak gerekir.

Bir olayın komplo yani planlı mı yoksa kendiliğinden mi gerçekleştiğini veya ne kadarının komplo, ne kadarının da kendiliğinden gerçekleştiğini bilmek, çoğu zaman pek mümkün değildir. Dünyadaki tüm olayların, beşeri güçler tarafından gerçekleştiğini iddia etmek de mümkün değildir. Zira böyle bir beşeri güç yoktur. Varlığı söylense de efsanedir. Ancak bazı olayların, kendiliğinden geliştiğini de söylemek mümkün değildir. Zira dünya rekabet sahnesidir. Yaşam bir anlamda paylaşım mücadelesidir. Bir yazara göre dünyanın; tüm gelirlerinin yaklaşık yarısı ABD’nin, Asya’nın yaklaşık yarısı Rusya’nın ve dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biri de Çin’in olunca, bazı olayların tesadüfen veya kendiliğinden geliştiğini söylemek, mümkün olmasa gerekir. O halde ister istemez her olayın olmasa da bazılarının planlı olarak oluşturulduğu düşünülmektedir. Ancak bunların hangi olaylar olduğu ise bu kadar net değildir.

Dünya dijital bir alana doğru zaten gitmektedir. Belli oranda da dijitalleşmiştir. Her şey dijitalleşirken paranın da dijitalleşmemesi mümkün gözükmemektedir. Yeni bir çağa geçmek için insanları eve hapsetmek, ne kadar anlamlıdır? Bu da çok anlaşılmamaktadır. Şoförsüz araçlar ve yapay zekâ gibi teknolojik olanakların hayata geçmesi ve birçok işi üstlenmesi, gün geçtikçe artmaktadır. Bunlar geliştikçe kullanımları artacaktır. Eğitimin yapısı da değişmektedir. Uzaktan eğitim anlayışı, gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Yeni bir anlayışın egemen kılınması veya yukarıda iddia edilen olguların hayata geçmesi için virüs çıkarmaya ya da üretmeye gerek var mıdır? Bunu anlamak şimdilik mümkün değildir. Zira bunlarla ilgili yeterli delil görünmemektedir. Hayatın bir akış mecrası vardır. Akış hızlandırılsa da geriye dönüş imkânsızdır.

Biyolojik silahlar eskiden beri bilinmektedir. Tarih, bazı milletlerin bazılarına, salgın hastalıklarla üstünlük kurduğunu bildirmektedir. Buna benzer olgular günümüzde de olabilir. Ancak bir salgının, yeni bir çağa geçişin nedeni olması ile ilgili yeterli delil, şimdilik görünmemektedir.

Kovid-19’dan kaynaklı ölümlerin, diğer hastalıklardan kaynaklı ölümlere göre düşük olmasında, önlemlerin ve kontrolün rolünün olduğu da düşünülmektedir.

Şunu da unutmamak gerekir ki geçmişte salgın hastalıklar, tüm dünyayı ve özellikle de batıyı derinden sarsmıştır. Batılı insanların aşırı tepkisi bundan kaynaklı olabilir. Kaldı ki kaynaklara göre grip tarih boyunca düzensiz salgınlara yol açan, eski bir hastalıktır. Hastalığın 1918-1920 yılları arasında 22 milyon insanın hayatına mal olduğu belirtilmektedir.

Burada komplo teorileri ile ilgili olarak sorulması gereken sorular da vardır. Bunların bazıları aşağıda verilmiştir.

 

1.      Virüsün ilan edilmesi, neden Çin’de başlayan uzun tatilin ilk gününe rastlamıştır? Bu tesadüf mü?

2.      Salgının batılı ve diğer devletlerin üst makamlarındaki yetkililerine de sirayet etmesinin, medyaya bildirilmesinde bir gaye var mıdır?

3.      Batılı yetkililerin bir kısmı, neden virüsün ülkelerini ciddi şekilde etkileyeceğini beyan etmiştir?

4.      Burada medyanın negatif rolü var mıdır? Pozitif rolü ise açıktır.

5.      Bu olay en çok kimin veya kimlerin işine yaramıştır?

 

Anı: Eski Dünya Bankası Başkanının Eski Bir Çağrısı

 

Yıllar önce Kalkınma Bankasında çalışırken ismini hatırlayamadığım, dönemin Dünya Bankası Başkanının, bir demeci bana hayli ilginç gelmişti. Hatta çok etkilemişti. Başkana göre dünyadaki yoksulluk ve gelir dağılım eşitsizliği, sürdürülebilir değildi. Başkan tüm zengin ülkeleri, fakirlerin durumunun düzeltilmesi için önlem almaya çağırıyordu. Zira buradan doğacak olan sonucun, gelecekte daha kötü etkiler yaratacağını ve bundan da zengin ülkeler de dâhil olmak üzere herkesin zarar göreceğini söylüyordu. Onun bu sözü, hakikatin üst perdeden ilamı gibiydi sanki…

Bugün, söz konusu görüşün ne kadar önemli ve anlamlı olduğu görülmektedir. Küçük bir virüs, zengin ve fakir ayrımı yapmadan, herkesi etkilemektedir. Daha önce de ifade ettiğim gibi bu hususta, insanlığın yeni bir anlayışa ihtiyacı vardır. Mevcut durum sürdürülebilir değildir. Her koyun kendi bacağından asılsa da herhangi bir yerde gelişen bir olumsuzluk, tüm dünyayı derinden sarsabilmektedir.

 

Bir Hikâye İki Sonuç

 

Harun Reşit’in bir bahçesi, bahçesinde de sevdiği bir gülfidanı vardır. Bahçıvanına der ki fidanda gül açınca, onu bana getir. Belli bir süre sonra gül açar ve bahçıvan onu alıp sultana götürmek ister. Ancak o sırada bahçeye bir bülbül gelir, öyle öter ki bu durum bahçıvanı etkiler. Bahçıvan bülbülü dinlerken bülbül ani hareketle güle zarar verir. Bahçıvan duruma çok üzülür, bunu nasıl izah edeceğini bilemez ve çaresizdir. Ancak durumu sultana anlatmak zorundadır. Harun Reşit der ki üzülme! Bunda senin kabahatin yoktur; bülbül ettiğini bulur. Günler sonra, bahçıvan bahçede çalışırken güle zarar veren bülbülü görür. Bir yılan aniden gelir, bülbülü yakalayıp yutar. Bahçıvan şaşırır. Durumu hemen sultana bildirir. O da bu sefer yılan da ettiğini bulur der. Aradan belli bir müddet geçer, bahçıvan bahçede çalışırken bir yılan görür. Bir kürek darbesiyle öldürür. Bakar ki öldürdüğü yılan, bülbülü yutan yılandır. Heyecanla durumu Harun Reşit’e bildirir. O da bahçıvana der ki sen de ettiğini bulursun. Sonra bir olay olur ve bahçıvan suçsuz yere suçlanıp, idama mahkûm edilir. Bahçıvana sorarlar, son bir dileğin var mıdır? O da der ki sultana diyeceğim bir şey vardır. Son dileğini yerine getirirler ve onu sultanın huzuruna çıkarırlar. Bahçıvan tüm olayları sultana hatırlatarak, sıranın kendisine de geldiğini söyler. Bu söz Harun Reşit’i çok etkiler ve yargılamanın tekrar değerlendirilmesine karar vererek bahçıvanı affeder.

Hikâyede de anlatılmaya çalışıldığı gibi herkes ettiğini bulur, dünya da kimseye kalmaz. Bazıları dünyada hep kalacak gibi yaşayabilir. Dünyaya gelip de gitmeyen var mı? Kara toprak altında olanların pek çoğu da Ömer Hayyam’ın ifadesiyle hiç ölmeyecek gibi yaşamadı mı?

Bazıları hastalıklar üzerinden menfaat oluşturabilir. Bazıları da bazı şeyleri menfaati gereği planlayabilir. Ancak başka büyük planların olduğu da unutulmamalıdır. Şairin ifadesiyle kaderin üzerindeki kader ile göklerden gelen kararın varlığı, hep hatırlanmalıdır…

 

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları