KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KOVİD-19 BASKISINDA ZİHİNSEL YAPILANMA

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Kovid-19 tüm dünyayı derinden sarsmaya devam etmektedir. Dünya genelinde, vaka sayısı bir milyona, ölü sayısı da elli bine yaklaşmaktadır. Bu konuda ülkemizle birlikte diğer ülkelerde de ciddi önlemler alınmaktadır. Anladığım kadarıyla Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) de önlemlerin belirlenmesinde önemli payı vardır. Tüm bunlara rağmen insanların duyarlılığı da elzemdir. Almanya toplumsal duyarlılık noktasında tüm dünyaya örnek bir davranış sergilemektedir. Uzmanların belirttiğine göre devletlerin önlemi kadar toplumsal davranış da pandemiye karşı mücadelede etkili olmaktadır. Ancak sadece devletlerin önlemi yeterli bulunmamaktadır.

Halkın bu hususta bilinç düzeyinin de önemli olduğu vurgulanmaktadır. Zira salgınlarda topyekûn mücadele başarı açısından etkili olmaktadır. Burada güçlerin ayrılığı değil, birliği gerekmektedir. Durum tıpkı matematikteki vektörler gibidir. Vektörler, gelişigüzel dağılmışlarsa toplandıklarında güçlerini kaybederler. Hatta birbirlerini yok bile ederler. Hâlbuki hepsi bir amaç doğrultusunda olursa tek başlarına küçük de olsalar, toplandıklarında muazzam güç oluştururlar. Bir toplumdaki insanlar da az  yapsalar bile ülke genelinde çok büyük güçlerin oluşmasına vesile olabilirler. Bu yüzden kimse işini küçümsememeli veya hiçbir iş küçümsenmemelidir.

Kovid-19 salgını, tüm dünyayı etkisi altına aldıktan sonra insanların bilim insanlarına yöneldikleri görülmektedir. Herkes onların önerilerine riayet etmeye çalışmaktadır. Toplum onlardan gelecek haberlere bakmaktadır. Bir de bu zamanlarda, toplumları birbirine bağlayan değerler, ön plana çıkmaktadır. Her ülke sahip olduğu değerler çerçevesinde salgınla mücadelede, halkına moral ve isteklendirme (motivasyon) vermeye çalışmaktadır. Bunların da mücadelede, önemli bir yerinin olduğu anlaşılmaktadır. Olgu tıpkı iki kanatlı bir kuşa benzemektedir. Kanatlardan biri bilim, diğeri de değerlerdir. Uçmak ise ancak iki kanatla gerçekleşmektedir.

İnsan can derdine düşünce tıbbın da ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Hekimlerin değeri bir kez daha anlaşılmaktadır. Yıllar öncesinden, Peygamberimiz Hz. Muhammed “Hekimlerin bulunmadığı yerde yaşamayın” diyerek insanlığı uyarmaktadır. Yaş ilerleyince, insan sözlerdeki manaları daha iyi hissetmektedir. Bu bakımdan bir Fransız yazarın ifadesiyle yaşlanınca hekimlerle iyi geçinmek gerekmektedir. Zira onlara gerçekten çok yük düşmektedir. Hekimden değil çekenden sor dense de acıyı en çok çeken bilse de tedaviyi ve ilacı da hekim bilmektedir.

Maruz kaldığımız salgının, zihinsel ve duygu dünyamızda pek çok şeyi değiştireceğini önceki yazılarımda ifade etmiştim. Eğitim, üretim, iletişim ve ulaşım gibi sektörlerin ciddi değişimler göstermesi beklenmektedir, demiştim. Bununla birlikte duygu dünyamızdaki değişim de davranış kalıplarının değişimine neden olacaktır. Zira salgının yarattığı ruhsal etki, uzun bir süre duygu dünyamıza yansıyacak gibi durmaktadır.

Bir de işin bir başka boyutu söz konusudur. Geçmişe bakıldığında, insanoğlunun çok büyük sınavlardan geçtiği görülmektedir. Savaşlar, depremler, seller, salgınlar ve daha niceleri belirtilmektedir. Bunlar tüm dünyayı ve toplumları derinden etkilemektedir. Bizim ilk defa böyle bir şey yaşamamız, bunların daha önce olmadığı anlamına gelmemektedir. Kovid-19 olmasa da veba, kızıl, kızamık ve çiçek gibi mahşerin dört atlısından biri kabul edilen salgınlar, insanlığı canından ve yerinden etmektedir. Bunlar tarihi gerçekler olarak bilinmektedir. Bunların ortaya çıkartılması, kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir. Toplumun bu alanda bilinçlendirilmesi de gerekmektedir. Dolayısıyla bilim insanlarına, medyaya ve kamu yöneticilerine görev ve sorumluluklar düşmektedir.

İsrail’in kuruluş fikrinin etkin isimlerinden Theodor Herzl’in “Toplumlar ya günlük işlerle ya da büyük ideallerle yönetilir” ifadesi manidardır. Bizim, hayatı daha çok günlük meşgale düzleminde yaşadığımız aşikârdır. Geleceğe yönelik kestirimler yapma noktasında çok iyi olduğumuz da söylenemez. Doğmamış bebeğe, don biçilmez anlayışı toplumda etkindir. Anlayışın, içerisinde bulunduğu koşullar açısından doğru olduğu bir gerçektir. Zira bebek doğmadan; onun giyeceğini biçmek, çok anlamlı da değildir. Ancak bebek doğmadan, donu biçilmese de kumaşının tedarik edilip, hazırlık yapılması da yanlış değildir. Hiçbir şey yüzde yüz olarak ümit edildiği gibi olmayabilir. Belki de bebek doğamayabilir. Kız beklerken oğlan, oğlan beklerken de kız doğabilir. Gelin ata biner, ya kısmet denir. Yaşam pek tabi olarak lineer değil kaotiktir. Evdeki hesabın da çarşıya uymadığı bilinir. Tüm bunlara rağmen eskilerin tabiriyle alametlerden yani delillerden tahminler yapılabilir. Bulutlar varsa yağmurun yağacağı tahmin edilebilir. Buna göre önlem alınabilir veya yağmur yağacak gibi hareket edilebilir. Bunların da bilinmesi önem ifade edebilir.

Sonuç itibariyle bizde de gelecekle alakalı olarak farklı planların yapılması, oluşabilecek senaryoların yazılması ve bunların neticesinde değişik tedbirlerin alınması elzemdir. Gaybın bilinmesi mümkün değildir. Bu hem inanç hem de bilimsel olarak hakikidir. Zira yukarıda da vurgulamaya çalıştığım gibi yaşamın belirsizliklerle dolu olduğu bellidir. Ancak bu durum önlemlerin alınmayacağı, planların da yapılmayacağı anlamına gelmemelidir. Dolayısıyla geleceğe yönelik yapılacak farklı konulardaki kestirimlerle ilgili kurum ve kuruluşların varlığı önemlidir. Büyük devletlerin bu konuda oldukça güçlü yapılarının olduğu bilinmektedir. Bizim de Amerika’yı yeniden keşfetmemize lüzum olmadığı gerçektir. Toplumun, eğitimin, medyanın, diğer kurum ve kuruluşların bu noktada değişime acilen ihtiyacı olduğu da gerekmektedir…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları